Muhafazakârlık-Milliyetçilik Ekseninde Devlet-Birey-Toplum İlişkileri

Bir siyasal ideoloji olmamakla birlikte özellikle siyasi öğreti olarak milliyetçiliğin doğuşuna büyük ölçüde kaynaklık eden muhafazakârlık, tam da Aydınlanma döneminde, ancak Aydınlanma değerlerine bir tepki olarak doğar.



Aydınlanmanın yarattığı değişim rüzgârına karşı, eskinin değerlerine tutunan muhafazakârlar, özellikle romantizmden etkilenerek, akılcılık karşısında geleneksel değerlerin savunusunu yaparlar. Muhafazakârlığın genel eğilimi güçlü devletten yana olmakla birlikte, asıl ilgileri devlet ve birey arasındaki aile ya da din gibi geleneksel kurumları korumakla ilişkilidir. Dahası pek çok kereler muhafazakârlar, söz konusu ara kurumları koruma görevini de devlete yükleyerek, otoriter devlete giden yolu açarlar.

Muhafazakârlık, bir yanıyla bireyi toplumsal kurumlarla sınırlarken, diğer yanıyla -az önce de sözü edildiği gibi- özellikle 20. yüzyılın başlarından itibaren, yeni-sağ liberallerinin de sığındığı bir dil haline de gelir. Böylece çelişik değerleri içeren çağdaş muhafazakârlık, İngiltere’de Margaret Thatcher, Amerika’da Ronald Reagan dönemlerinde devletin ekonomik genişlemesini durdurmak amacıyla öne çıkartılır.



Yeni-muhafazakârların ekonomik amaçlarla iç içe geçen gelenek vurgusuna karşı n, klasik muhafazakârlık kendisini milliyetçi ideolojide cisimleştirir. Özellikle ulusdevletlerin doğuşunda, homojen bir toplumun yaratılması amacıyla ortaya koyulan milliyetçi argümanlar, temelde toplum ve devlet arasında bir özdeşlik kurma amacına hizmet eder. Böylece modern devletin kuruluş aşamasında karşılaştığı en önemli sorunlardan biri olan devlete sadakat, milliyetçi söylem üzerinden aşılmaya çalışılır.

Ancak bu noktada iki türden milliyetçiliği birbirlerinden ayırt etmek gerekir. Bu milliyetçiliklerden ilki Ernest Renan’ın “Bir Ulus Nedir?” başlıklı kısa ama etkili yazı sında dile getirilir (Renan 1996, s. 41-55). Renan etnik kökenli devlet tanımları yerine, devleti öncelikli olarak coğrafi bir alan olarak tanımlar. Bu coğrafi alanda birliği sağlayacak olansa yurttaşların ortak yaşam arzularında ortaya çıkar. Bir diğer milliyetçilik türü ise etnik kökenli bir devlet arayışının sonucu olarak beliren kültür ve cemaate dayalı millet tanımlarını içerir. Özellikle J. Gottfried Herder’in Aydınlanmaya çekinceli bakan eserlerinde ortaya koyduğu tarih ve kültür tanımlarına dayalı olarak beliren bu türden bir milliyetçilik, en aşırı uçta kültürel açıdan farklı olanlara hoşgörüsüz bir tutuma da yol açacak potansiyelleri barındırır.



Derleyen: Sosyolog Ömer YILDIRIM
Kaynak: Atatürk Üniversitesi Sosyoloji Bölümü 1. Sınıf "Felsefeye Giriş" ve 3. Sınıf "Çağdaş Felsefe Tarihi" Dersi Ders Notları (Ömer YILDIRIM); Açık Öğretim Felsefe Ders Kitabı