Ekonomik Adalet Nedir?

Ekonomik adalet aslında iktisatçılar için temel bir kavram değildir. Bu kavram sadece radikal siyaset iktisatçıları için, özellikle de kapitalizmi eleştirmek için Marx ve Proudhon’dan bu yana üzerine düşünülen bir kavram olmuştur. Ekonomik adaletin temel sorunsalı doğrudan maddi olup ekonomik üretim ve faaliyetin getirdiği zenginlik ile sorumlulukların adil dağıtımının nasıl olması gerektiğidir. Bu soru tam olarak şöyle de formüle edilebilir:



“İktisadi faaliyetin getirdiği nimet ve külfetlerin adil dağıtımı nedir?” (Hahnel, 2005, s. 34).

Hahnel İktisadi Adalet ve Demokrasi adlı yapıtında ekonomik zenginlik ve sorumlulukların nasıl paylaşılması gerektiğine dair dört dağıtım kuralından söz eder.

I. Kural. Herkese kendi fiziksel ve insani sermayesinin katkı değerine göre vermek: Bu kurala göre, bireyler kendi sahip oldukları üretim araç ve gereçleri ile ekonomiye katkıda bulunduğu kadarını ekonomiden pay alabilmektedir. Peki, bu kural ne kadar adildir? Bir başka deyişle, bu kuralın uygulandığı bir sistemde ekonomik adaletten söz edilebilir mi? Bu soruların cevabını bir örnekle bulmaya çalışalım. Bu kurala göre üretim araç ve gereçlerinin babasından miras kaldığı ve üzerine hiç bir emek sarf etmeden, çalışmadan ekonomiye katkıda bulunan birisinin, iyi eğitim almış, düzenli çalışan ve emek veren birisine oranla daha çok ekonomiden pay alması gerekir ki, bu da haksız ve adil olmayan bir kazanç olur. Bu kural her ne kadar özgür toplumlarda bireylerin sahip oldukları mallarını istedikleri kişiye bırakma ve mirası alan kişinin bunu istediği gibi kullanma özgürlüğünü ön plana çıkarsa da, bu kuralın adil bir dağıtım öngörmediği açıktır. Dolayısıyla bu kural makul bir ekonomik adalet tanımı olamaz.




II. Kural. Herkese sadece kendi insani sermayesinin katkı değerine göre vermek: Birinci kuralda harcanan zaman ve emeği göz ardı eden dağıtım yerine, herkesin emeğinin karşılığını aldığı bir dağıtımı öngörür. Dolayısıyla diğerine göre de daha adil bir ekonomik sistem olarak kabul edilebilir. Ancak bu kez de sorun, bu emeğin sadece fiziki olarak düşünülmesidir. Düşünün ki, genetik özellikleri gereği daha sağlam, daha güçlü olan bir kişinin, zayıf ve çelimsiz birine göre harcayabileceği bedensel çabası elbette daha fazla olacaktır. Öyleyse bu kişi daha mı çok alacaktır? Bu paylaşımda miras piyangosu yerine, doğal piyango etkili olacaktır ki, bu da ekonomik adalet için iyi bir durum olamaz.

III. Kural. Herkese çabasına ya da kişisel fedakârlığına göre vermek: Bu kurala göre de fazladan karşılığı hak eden tek şey çaba olarak karşımıza çıkar. Birinci kuraldaki gibi mirasla ya da II. kuraldaki gibi yapısal özellikle gelen bir şey değil, özgür iradeye bağlı verilecek kararla harcanan çabaya göre dağıtımı öngörür. Ancak bu kez sorun bu fedakârlıkların nasıl ölçüleceğidir. John O’Neill bu kuralı şöyle eleştirir:

“Çabaya göre dağıtım genel bir ilke olarak başarısızdır, çünkü özellikle kendisine ‘yüksek çaba’ puanı verilen düşük çıktılı bir işçi için potansiyel olarak aşağılayıcıdır. Onun yeteneklerini kötü biçimde değerlendirir. Buradaki sorun, çaba puanlarının ister istemez işçilerin sadece performanslarını değil, onların kişiliğini de yargılamayı gerektirmesidir” (John O’Neill, Participatory Economics’ten aktaran Hahnel 2005, s. 46). Görüldüğü üzere ahlaki yargılarla örtüşmeyen bu kuralda ekonomik adaleti sağlamaya yönelik olamaz ve elenir.

IV. Kural. Herkese ihtiyacına göre vermek: Bu kural diğer üç kuraldan farklı bir kategoriye girer. Artık kişinin sahip olduğu bir şey yerine, sahip olmadığı bir şeye göre dağıtımı gerektirir. Daha fazla ihtiyaç, daha fazla ekonomik dağıtımı gerektirir. Örneğin bir iş kazasında elini kaybetmiş olan bir işçinin daha fazla kazanması bu kurala göre adildir. Bu kurala itiraz, onun insaniliği daha fazla ön plana çıkartması ile ilgili olabilir. Ancak şu da bir gerçektir ki, burada söz konusu olan hayırseverlik değil, haktır. Öte yandan zaten ekonomik adaletten söz etmek için, ekonomi de daha insani hâle gelmelidir. Bu da insanların ihtiyacını ilk sıraya koyan bir dağıtımla gerçekleşir (Hahnel 2005, s. 48) Diğer bir itiraz da, tıpkı fedakârlığın ölçülmesinin bir sorun olabileceği gibi, ihtiyaçların da nasıl ölçüleceğinin sorunlu olması noktasına gelebilir. Ancak bu itiraz da, insanın yaşaması için gerekli en temel ihtiyaçlarına göre dağıtımı öngördüğü için geçerliliğini yitirebilir. Öyleyse bu kuralın diğerlerine göre daha tutarlı olduğu kabul edilerek başta sorulan iktisadi faaliyetlerin nasıl paylaşılması gerektiğine dair soruya “herkesin ihtiyacına göre” denerek cevap verilebilir.



Özetle;

“İktisadi faaliyetin getirdiği nimet ve külfetlerin adil dağıtımı nasıl olmalıdır?” sorusunu inceleyen ekonomik adalet bu soruya dört farklı kuralla cevap vermeye çalışır. Herkesin kendi fiziksel ve insani sermayesinin katkı değerine göre, herkese sadece kendi insani sermayesinin katkı değerine göre, herkesin çabasına ya da kişisel fedakârlığına göre ve son olarak herkesin ihtiyacına göre olarak formüle edilen dört kuraldan yalnızca sonuncusunun sosyal adaletle birlikte düşünülebilecek bir ekonomik adalet tanımı olduğu düşünülmektedir. Öyleyse ekonomik adalet, iktisadi faaliyetin getirdiği nimet ve külfetlerin herkesin ihtiyacına göre dağıtılmasıyla gerçekleşebilir.

Derleyen: Sosyolog Ömer YILDIRIM
Kaynak: Atatürk Üniversitesi Sosyoloji Bölümü 1. Sınıf "Felsefeye Giriş" ve 3. Sınıf "Çağdaş Felsefe Tarihi" Dersi Ders Notları (Ömer YILDIRIM); Açık Öğretim Felsefe Ders Kitabı