Devletsiz Toplum: Komünizm ve Anarşizm

Komünist aşama her ne kadar Marx ve Engels’in eserlerinde dile getirilmiş olsa da, özellikle Sovyet Sosyalist Cumhuriyetler Birliği’nde uygulanan biçimini kazanmasında Vladimir I. Lenin’in etkileri hissedilir. Marksist devlet kuramını ve proletaryanın devrimdeki görevlerini ortaya koyduğu Devlet ve Devrim eserinde Lenin, komünist topluma ulaşmanın yolunun, geçiş sürecinde topluma kanaat önderliği yapacak olan proletarya diktatörlüğünden geçtiğini ileri sürerek, Öncü Parti kuramını ortaya koyar.



Öncü Parti kuramı, Lenin’in işçi sınıfının burjuvazinin fikir ve inançlarının aldatmasından korunması ve devrimci potansiyellerini keşfedebilmesi için oluşturulan “profesyonel devrimci” sınıfın liderliğini göstermektedir. Bu devrimci sınıf, komünizme giden yolda bir geçiş kademesi olarak kurulacak devletin yöneticiliğini yapmakla görevlendirilmiştir. Lenin’e göre ezilenlerin ekonomik sistemi olarak komünizmin inşası sırasında devlete ihtiyaç hala devam eder: “Proletarya, sömürülenlerin direnişini ezmek ve nüfusun büyük kitlelerine -köylülere, küçük burjuvalara ve yarı proleterlere- sosyalist ekonominin örgütlenmesi işinde öncülük etmek için Devlet gücüne, gücün merkezi olarak örgütlenmesine, şiddetin örgütlenmesine ihtiyaç duyar” (Lenin 2009, s. 6). Aslında Lenin’in görüşleri, 20. yüzyılın başında Sovyet Sosyalist Cumhuriyetler Birliği’nin kuramsal olarak proleterya diktatörlüğüne gitmesi beklenirken, uygulamada parti diktatörlüğüne dönüşmesinin nedenlerini de açıklamaktadır. Parlamenter siyaseti, siyasal iktidarın seçim yoluyla iktidara gelmesini, burjuvazinin yarattığı bir özgürlük yanılsaması olduğunu ileri süren Lenin’in görüşleri, uygulamada, giderek yurttaşların özgürlüklerin yok edildiği ve devlet iktidarının sınırlanmadığı bir durumda diktatörlüğün baş göstermesinin örneğini oluşturmaktadır.



Sovyet Sosyalist Cumhuriyetler Birliğinin komünizm uygulamasında Lenin kadar önem taşıyan bir başka isim ise Joseph Stalin’dir. Stalin geliştirdiği “tek ülke sosyalizmi” kuramında, uluslararası bir devrime ihtiyaç duyulmaksızın, her ülkenin kendi içinde komünizme geçebileceğini ileri sürer. Şüphesiz bu türden bir kuram, uygulamada büyük bir ekonomik ve sosyal değişimi de beraberinde getirir. Bu yolda Sovyetler Birliği’nde ilk olarak 1928 yılında özel mülkiyet bütünüyle kaldırılır ve tüm üretim kaynakları devletin eline geçer. Tüm bu değişimlere yönelik muhalefetin şiddet yoluyla bastırılması, ülkeyi baskı ve terör dönemine iterken, sınıfsız toplum idealinden de giderek uzaklaşmayı ifade eder. Kuramsal hedeflerden giderek uzaklaşan komünist toplum ideali, giderek bireyin yok olduğu ve eşitliğin yerini hiyerarşilerin aldığı bir yapılanmaya yol açar. Bu açıdan komünist kuramın amacı olan devletten kurtularak toplumu özgür kılma hedefi, tıpkı devletçi kuramlarda olduğu gibi devletin kendinde bir amaç olarak tanımlanmasına neden olur.



Devletsiz toplum idealini kuramsal açıdan komünizmle paylaşan bir diğer ideoloji ise anarşizmdir. Liberaller, sosyalistler ya da muhafazakârlar, kendi ideolojileri içinde belirli bir ölçüde devlete yer açarlarken, anarşistler tümüyle devleti ortadan kaldırma amacı taşırlar. Anarşizmin görüşleri iki temel argümana dayanır. Bu argümanlardan ilki, kapitalist sistemin yönetim ve kamu görevinde yer alan kesimi, aslında devletin şiddet araçlarının sağladığı imkânlarla halkı sömüren ve bu nedenle de sistemin devamlılığını sağlayan kesimidir. Bu nedenle anarşistler devletle ilişkili her türden yapıyı reddederler. Anarşizmin dayandığı ikinci argüman ise toplumun aşağıdan yukarı doğru özgürlüklerin en geniş ölçüde sağlanacak biçimde örgütlenmesi, ideal bir toplum düzeni yaratır. Ancak bu noktada özgürlük anlayışları anarşistler arasındaki görüş farklarını da ortaya koyar. Kimi anarşistler özgürlüğü birey açısından yorumlarlar. Onlara göre tek gerçek bireydir ve bu nedenle yıkılan devlet sisteminin yerini alacak her türden yapı, birey temelinde oluşturulmalıdır. Kimi anarşistlerse toplumcu bir perspektif taşırlar. Onlara göreyse devletin ortadan kalkışıyla kurulacak küçük komünler, bireylerin toplumsal katılım olanaklarını kullanarak özgürlüklerine sahip çıkacakları ideal bir örgütlenme biçimidir. İster bireyci isterse toplumcu olsun tüm anarşistlerin birleştiği noktaysa, devletin ve onun taşıyıcısı olan hükümetin bulunmadığı, insanların her türden otorite ilişkisinden uzak olduğu, kurulan gönüllü işbirlikleriyle toplumsal sömürünün ortadan kalktığı bir düzenin insanın olanaklarını gerçekleştirebilmesinin tek koşulu olduğu düşüncesidir.



Derleyen: Sosyolog Ömer YILDIRIM
Kaynak: Atatürk Üniversitesi Sosyoloji Bölümü 1. Sınıf "Felsefeye Giriş" ve 3. Sınıf "Çağdaş Felsefe Tarihi" Dersi Ders Notları (Ömer YILDIRIM); Açık Öğretim Felsefe Ders Kitabı