Çokkültürlülük-Çokkültürcülük İlişkisi Nedir?

Çokkültürlülükten ve çokkültürcülükten nelerin anlaşılabileceği göz önüne alındığında, bu iki kavramın ayrımının daha çok olan ile olması gereken ayrımına dayandığı ortaya çıkar. Çokkültürlülük, bir durumun, olgunun adıdır. Çokkültürcülük ise ona ilişkin düşüncedir, bu durumun teorisidir, olması gerekeni kavramlaştırmaktadır. Bu nedenle çokkültürlü olan her toplum ya da ulus devlet, çokkültürcü bir siyaset izlemeyebilir. Başka bir deyişle çokkültürlü bir toplumun bağlı bulunduğu bir devlet, her zaman çokkültürcü bir siyaset anlayışını benimsemek zorunda değildir. Çokkültürcülük, yukarıda söylenenlerden de anlaşılacağı üzere, yalnızca kültürlerin aynı devlet çatısı altında bir arada yaşamasıyla sınırlı değildir, bundan fazla bir şeydir. Bu fazlalık, farklı kültürlerin devlet ve toplum tarafından tanınmasını ve kültürel hakların hukuk zemininde kabul edilmesini içerir. Parekh çokkültürlü toplum ve bu olguya yaklaşımlar konusunda şunları söylemektedir:



“Çokkültürlü toplum (multicultural society) bünyesinde iki veya daha fazla kültürel topluluğu barındıran bir toplumdur. Çokkültürlü toplum, her biri farklı biçimler göstermekle birlikte kültürel çeşitliliğe iki şekilde tepki verebilir: Ya kültürel çeşitliliği olumlu karşılar, onu anlamak için merkeze koyar ve onun kendi varlığını sürdürmek üzere öne sürdüğü kültürel taleplere saygı duyar ya da bu toplulukları çoğunluk kültürü içinde eriterek asimile edebilir. Birinci durumda, yönelim ve etik olarak çokkültürcü, ikinci durumda ise mono-kültürcü olursunuz. Her iki durumda da çokkültürlü bir toplumda yaşıyorsunuz, ama bunlardan sadece biri çokkültürcüdür. ‘Çokkültürlü toplum’ terimi bir olgu olarak kültürel çeşitliliğe işaret eder, ‘çokkültürcü’ terimi bu olguya yönelik normatif bir tepkiyi dile getirir.” (Parekh 2000, s. 6).

Parekh’in söyledikleri de göz önüne alındığında, çokkültürlülük, günümüzde pek çok devlette gözlenebilecek bir “olan”a işaret ederken, çokkültürcülük, içinde birden fazla kültür ve etnik köken barınan tüm devletler için bir “olması gereken”e işaret eder ve devletlerin neden böyle bir anlayışı benimsemesi gerektiğini genel geçer ilkelere dayanarak, gerekçeler sunarak açıklar.

Olan-olması gereken tartışması, İskoç deneyci filozof David Hume (1711- 1776) tarafından, Is-Ought Question ifadesiyle dile getirilmiştir, yüzyılımız etiğinin de hâlâ tartışma konularından biridir.



Fakat olan ve olması gerekenin, özellikle de siyaset alanında çoğu kez birbirine uymadığını görüyoruz. Bu durum, yukarıda da dile getirdiğimiz gibi, çokkültürlülük ve çokkültürcülük için de geçerlidir. Özellikle de çokkültürcülüğü bir tepki biçiminde ortaya çıkaranın tekkültürcü siyaset olduğu ve günümüzde çoğu Batı devletinin çokkültürcülükten geri adım atma eğilimi göz önünde tutulduğunda, insanlığın asimilasyon, ötekileştirme, ötekinin dışlanması, etnik çatışmaların toplumların düzenine tehdit oluşturması gibi pek çok sorunla karşı karşıya kalması şaşırtıcı olmamaktadır. Çokkültürlü toplumlarda azınlık gruplarına karşı ötekileştirici yaklaşımın da kökenleri, 19. yüzyılda yaygınlaşan ve 20. yüzyılın ilk yarısında da önemli ölçüde etkilerini hissettiren bir siyasi anlayıştan, yani ırkçılıktan gelmektedir.

Çokkültürlü bir toplumun her zaman çokkültürcü bir siyaset anlayışını benimsemesi bir zorunluluk değildir, fakat felsefî düşünce açısından, çokkültürlü toplumlar için çokkültürcülüğü ideal bir düşünce olarak ileri sürmekte bir sakınca yoktur.



Derleyen: Sosyolog Ömer YILDIRIM
Kaynak: Atatürk Üniversitesi Sosyoloji Bölümü 1. Sınıf "Felsefeye Giriş" ve 3. Sınıf "Çağdaş Felsefe Tarihi" Dersi Ders Notları (Ömer YILDIRIM); Açık Öğretim Felsefe Ders Kitabı