Çokkültürlülük (Çok Kültürlülük) Nedir?

Çokkültürlülük ve çokkültürcülük kavramlarını tanımlama ve açıklama denemesine girişmeden önce, her ikisinin de kaynağında çokçuluk ya da çoğulculuk olarak bilinen felsefî görüşün bulunduğunu hatırlatmakta yarar var. Kısaca ve en genel anlamıyla çoğulculuk, tek cinsten olma yerine çeşitliliğin, aynılık yerine farklılığın ve tek bir şey yerine çok sayıda şeyin önemini vurgulayan, metafizik bakımındansa, evrenin birden hatta ikiden fazla indirgenemeyen varlıktan meydana geldiğini savunan bir görüştür (Cevizci 2005, s. 419-420). Metafizikteki bu indirgenemez çokluk anlayışını toplum ve devlet olgularına uyarladığımızda, hemen hemen bir ve aynı şeyi vurgulayan şu kabullerle karşılaşırız:



Çokkültürlülüğün de, çokkültürcülüğün de kaynağı, temelde felsefî bir görüş olan çokçuluğa ya da çoğulculuğa (pluralism) dayandırılabilir.

1.
Toplumda azınlık kabul edilen grupları toplum içinde özgün kılan çeşitli karakteristikleri, toplumsal bütünlüğün sürekliliği adına korumak ve geliştirilmelerini teşvik etmek gerekir. Bunu da toplumda daha güçlü konumda olan çoğunluğun üstlenmesi önemlidir.

2. Tek bir devlet çatısı altında farklı dinlere, etnik gruplara, dillere, kültürlere, hatta özerk yönetim bölgelerine ve işlevsel birimlerin çokluğuna zemin hazırlamak toplumsal bütünlüğü zayıflatmaz, güçlendirir. Böylelikle bu ilkeyi benimseyen ve uygulayan devletlerde çokkültürlülük ya da kültürel çoğulculuk, bir durum betimlemesi olur,

3. İçinde birden fazla din, etnik grup gibi unsurlar bulunan tüm devlet ve toplumları n kültürel çoğulculuğu benimsemeleri, siyaset açısından da insan haklarının korunup güçlendirilmesi açısından da en iyi seçenektir.

Batı ülkelerinde göçlerle ortaya çıkan veya imparatorluk ve sömürge döneminden geriye kalan farklı etnik, dinsel ve kültürel grubun bir uyum içinde beraber yaşamasını sağlamak önemli bir sosyal ve siyasal sorun olarak ortaya çıkmıştır. Tam bu noktada çokkültürlülük en fazla ön plana çıkan söylem veya yaklaşımdır (Johnston vd. 1994). Olgusal olarak ortaya çıkan durumun, karşıya karşıya kalınan sorunların üstesinden nasıl gelinebileceğinin kuramsal çerçevesini sunmaktadır çoğulculuk. Bu da ilk kez Avrupa’da ortaya çıkan ve amacı etnik, kültürel, dinsel ve dilsel farklılıkları bir potada eriterek ortak bir tarih, dil ve kültüre dayalı bir ulus yaratmak olan ulus-devlet düşüncesi için bugün ciddi bir meydan okuma olarak görülmektedir. Bazen “çokkültürlülük” bazen de “çokkültürcülük” olarak adlandırılan bu meydan okuma, özü itibariyle toplumda her türlü tekdüzelik, birlik ve ortaklığı bozan “çeşitlilik” olgusuna vurgu yapmaktadır (Canatan 2009, s. 80).



Çokkültürlülük ve çokkültürcülük terimlerinin her ikisinin de, İngilizcedeki karşılığı multiculturalism terimidir. Fakat Türkçede bu iki farklı durumu ifade etmek üzere iki farklı terim kullanma ve iki farklı durumu ifade etme olanağı vardır.

Kanadalı siyaset felsefecisi Will Kymlicka’ya göre nitelikleri farklı olmakla birlikte, Avrupa’da çeşitlilik olgusu en az üç kaynaktan beslenmektedir. İlk ve belki de çokkültürlülük olgusunun ve sorununun çıkış noktasını oluşturan kaynak, geçmişi Avrupa’daki toplumların tarihi kadar eski olan ve hâlen de önemli oranda varlığını devam ettiren yerli azınlıklardır. Çoğunlukla “ulusal azınlıklar” olarak adlandırılan bu grupların yansıttığı kültürel çeşitlilik, daha önce özyönetimli ve belli bir toprak parçası üzerinde yoğunlaşmış kültürlerin geniş bir devlet çatısı altına sokulmasından doğmaktadır (Kymlica 1998, s. 38). Bu kültürler genel olarak kendilerini çoğunluk kültürü yanında ayrı toplumlar olarak korumayı ve ayrı toplumlar olarak varlıklarını sürdürmelerini sağlamak üzere çeşitli özerklik ya da özyönetim biçimlerine sahip olmayı istemektedir (a.y.). Yerli azınlıklar denince, bir devletin toplam nüfusu içinde bir azınlık oluşturan etnik (halk) grupları kastedilmektedir. Bu gruplar, ortak etnik (tarihsel, dinsel, dilsel ve başka) özellikleri dolayısıyla çoğunluktan ayrılmakta ve eskiden beri söz konusu devletlerin toprakları üzerinde yerleşik yaşamaktadırlar. Şu an Avrupa’da sayıları yüz milyonu aşan yüzden fazla yerli ulusal azınlık bulunmaktadır (Canatan 2009, s. 81).



Çokkültürlülük, Batı’da ortaya çıkmış bir kavram ve sorunsal olarak, yine Batı’nın günümüzde yaygın olarak benimsediği liberal siyaset anlayışı çerçevesinde değerlendirildiğinde, yukarıda da belirtildiği gibi kültürel bir çoğulculuk anlayışıyla bir arada düşünülebilir. Bu bağlamda, çokkültürlülük, kökeni ne olursa olsun, farklı kültürel geleneklerin eşitlik temelinde aynı toplumun üyeleri olarak yaşayabileceğini ve böyle bir durumda sorun bulunmasının zorunlu olmadığını savunan bir siyasi-toplumsal sistemin adı olarak anlaşılabilir (Erdoğan 1998, s.198).

Derleyen:
Sosyolog Ömer YILDIRIM
Kaynak: Atatürk Üniversitesi Sosyoloji Bölümü 1. Sınıf "Felsefeye Giriş" ve 3. Sınıf "Çağdaş Felsefe Tarihi" Dersi Ders Notları (Ömer YILDIRIM); Açık Öğretim Felsefe Ders Kitabı