Bir Siyaset Felsefesi Problemi Olarak İdeoloji

İdeolojinin siyaset felsefesi içerisindeki konumu ve önemi nedir? Başlığımızda bu son başlığı altında, bu soruya bir yanıt arayacağız. Kuşkusuz bu soru, daha önce dile getirdiğimiz pek çok soruyu da beraberinde getiriyor. Öncelikle “ideolojinin iyisi ya da kötüsü olup olmayacağı” üzerinde düşünelim. Bir ideolojinin iyi ya da kötü olmasının bir ölçütü ya da ölçütleri var mıdır? Günümüzde herhangi bir ideolojik görüşle kendimizi bağlarken ve kendimize yakın gördüğümüz ideoloji dışındaki ideolojileri değerlendirirken nasıl bir tutum takınıyoruz? İşte bu sorulara verilecek yanıtlar, ideolojilere karşı tutumumuzu ortaya koyacaktır.



Günümüzde “ideolojik bakış”tan, toplumsal sorunları, gelişmeleri yalnızca tek bir ideolojinin öğretisi çerçevesinde yorumlamak ve bu yorumu tek doğru olarak kabul etmek anlaşılıyor. Kendi yorumunu ya da çözümlemesini nihai ve bağlayıcı kabul ederek farklı görüşleri ‘ideolojik’ diye nitelemek, ideolojik bakışın tipik bir özelliğidir.

“İdeolojik bakış”ın tipik özelliğinden dolayı farklı ideolojileri benimsemiş kişiler ya da gruplar arasında beliren iletişimsizlik ve çatışma, ideolojik kamplaşmayı doğurur.



İdeolojik bakış da ideolojik kamplaşma da aslında doğru değerlendirme araçlarından yoksunluğun, değer biçme, değer atfetme ve değerlendirme kavramlarının birbirine karıştırılarak, tartışmadaki tüm tarafların tek doğru değerlendirmenin sahibi olduklarında diretmelerinin bir sonucudur.


İoanna Kuçuradi, Gelenek ve Devrim Ya da Felsefe ve Dünya Politikası adlı yazısında, İkinci Dünya Savaşı’ndan bu yana dikkate değer siyasi eylem ve kararlara, yaygınlık kazanmış düşünsel, sanatsal, ahlâkî ve toplumsal akımlara bakıldığında, çağdaş kültürün en belirgin özelliği olarak “insanın yüzünün unutulması”nın, yani “insanın değerinin sıfıra inmesi”nin göze çarptığını söyler (Kuçuradi 2010, s. 70). Temel niteliği insan değerlerini sıfırlamak olan çağdaş kültür, Kuçuradi’ye göre, “her şey yapılabilir” ilkesinin eylemleri belirleyen en yaygın ilke kılınması sonucunu doğurmuştur (a.y., s. 71). Bireyleri “sıfırlar toplamı” olarak görenlerin bir kısmı kendilerini de böyle bir toplama dahil etse de, başka bir kısmı kendilerini ve kendileriyle denk gördüklerini bu toplamın dışında tutar (a.y.). Kendilerini “sıfırlar toplamı”nın dışında tutan bu ikinci grubun temel özelliği, ikiyüzlülüktür; yani savundukları ahlâkî değer yargılarıyla, iyi-kötü dedikleriyle eylem ilkeleri arasındaki uyumsuzluktur (a.y.). İnsanlara vaaz verdiklerinin tersi yönde eylemlerde bulunan ve “her şey yapılabilir” ilkesini pervasızca temel alan bu grubun, yapıp ettikleriyle, bugün pragmatizmi bir ideoloji konumuna getirdikleri söylenebilir (a.y.).



Pragmatizm, Eski Yunanca’da “eylemek”, “yapmak”, “kılmak” anlamlarına gelen pragma sözcüğünden türemiştir. Pragmatizm, doğruluğu ve onun ölçütünü eylemlerin kendileri yerine, yol açtıklarında, etkilerinde - faydalı ya da zararlı sonuçlarında-, yani uygulamada bir şeyi değiştirip değiştirmemesinde bulan bir felsefe görüşüdür. William James ve Charles Sanders Peirce bu akımın başlıca temsilcileri olarak sayılabilir.

Aslında Kuçuradi’nin ideolojileştiğini öne sürdüğü pragmatizmin ana gündemi, Endüstri Devrimi’nden bu yana kâr payını arttırmaktan başka hiçbir şeyi doğrudan fayda olarak görmeyen Avrupa burjuvazisinin, Aydınlanma döneminde ürettiği değerleri Avrupa Medeniyeti’nin dışında kalan ve günümüzde “az gelişmiş”, “gelişmekte olan” nitelemeleriyle andıkları toplumlara yaygınlaştırmaktan öte bir şey değildir. Bu yaygınlaştırmanın bir diğer adı da “emperyalizm”dir.



Emperyalizm, faşizm gibi, insan değerini sıfırlar ve kendisini alternatifsiz bir sistem olarak sunar. Buna karşı çıkanlar da dünya sorunlarına “ideolojik” bakmakla etiketlenir ve küresel sermayenin kârını arttırmak için sergilediği adaletsizliklere dikkat çekmeyi ve buna karşı harekete geçmeyi öğütleyen tüm yaklaşımlar, aynı zamanında Napoléon’un dediği gibi, “gerçekliğe aykırı” olarak görülür. Belki de burada, kendisini doğrudan bir ideoloji olarak konumlamamış olmasına karşın, ideolojilerin en tehlikelisiyle karşı karşıyayız: İnsanları tüm ideolojilerin kötü olduklarına inandırarak yalnızca üretileni tüketen, ideolojik bir bilinçten ya da belirli bir siyaset bilincinden ve dünya görüşünden yoksun, hatta gitgide kendisini diğer canlılar arasında ayrıcalıklı kılan biricik şeyin, yani değer belirleme ve değerlerce belirlenme olanağının farkındalığını yitirmiş, aciz bir “sıfırlar toplamı”, kolayca düşünceleri yönlendirilen yığınlar yaratmayı hedefleyen bir ideoloji.

İdeolojiler ve öncelikle ideoloji kavramının kendisi, modern Avrupa kültürünün katkısıyla ortaya çıkmış bir kavramdır ve günümüzde de ideolojiler, siyaset yaşamının olmazsa olmaz unsurlarından biridir. Belki de kendi içinde bir ideolojinin iyi ya da kötü olmasından söz etmek zordur, fakat insanlar yine de ideolojileri bu şekilde ayırmaktan kendilerini alamazlar. Genellikle bir ideolojiye iyi ya da kötü dememizi belirleyen ölçütler de, yukarıda Kuçuradi’nin işaret ettiği gibi, bir ideolojiye dönüşmüş olan pragmatizmden gelir. Buna göre bir ideolojinin kitleleri yönlendirdikleri eylemler toplum yaşamı açısından faydalı ve verimli sonuçlar doğuruyorsa, o ideoloji iyi; zararlı sonuçlara yol açıyorsa kötü, hatta tehlikelidir.

Aslında, etkilerini eylemlerde ve eylemlerin doğurduğu sonuçlarda gördüğümüz ideolojileri değerlendirirken, herhangi bir ideolojik görüş yerine, felsefî bilgiden hareket etmek ve şu ölçütleri gözetmek yararlı olur:

• Değerlendirme konusu olan ideoloji içerisinde kendini sorgulama ve özeleştiri yapma eğilimi ve esnekliğinin bulunup bulunmadığı belirlenmelidir. Esneklikten yoksun, kendisini mutlaklaştırarak zaman-ötesi bir doğruluğu içinde barındırdığını savlayan ideolojik görüşler, Napoléon’un yüklediği anlamın işaret ettiği üzere, gerçeklikten kopabilir, yani toplumun yaşam koşullarını göz önüne almamaya başlar ve çağının gerisinde kalır.

• Değerlendirme konusu olan ideolojinin insan haklarına ve insanın değerine katkısı ya da bu değerlere verdiği zarar asla görmezden gelinemez. İnsanın ve insanlığın değerini bir bütün olarak en yetkin ifade eden ya da ifade ettiği kabul edilen belge, çağın gerçeklerine göre sürekli güncellenme özelliğini kaybetmeyen İnsan Hakları Evrensel Bildirgesi ’dir. Öyleyse, bir ideolojiyi ille de iyi ya da kötü diye niteleyeceksek, evrensel insan haklarının korunmasına ve bu hakların tüm insanlar için yararlanılabilir olmasına yönelik katkısını göz önüne alarak değerlendirme yapmalıyız.



Yönetim şeklinin hem siyasi hem de ekonomik olduğu bir sömürge imparatorluğunun kuruluşu, ya da bir devletin diğer devletlere karşı genişleyerek onları siyasiekonomik bakımdan boyunduruğu altına almaya dayalı politikalar izlemesi olarak tanımlanabilecek olan emperyalizmin Yeniçağ’dan günümüze en belirgin uygulayıcıları İspanya, Portekiz, Hollanda ve İngiltere olmuştur.

İdeolojileri değerlendirirken, neden herhangi bir ideolojik görüş yerine, felsefi bilgiden hareket etmek durumundayız? İşte bu sorunun yanıtı, aynı zamanda ideolojinin neden bir siyaset felsefesi sorunu olarak ele alınabileceğinin de yanıtını oluşturur. Siyaset Felsefesi I ders kitabınızın ilk ünitesi olan “Siyaset Felsefesine Giriş”te söylenenlerden de hatırlayacağınız üzere, siyaset felsefesi genel olarak bir toplumdaki belirli grupların ya da bireylerin öznel istencinin genel istençle birliğine ilişkin olanaklılığı soruşturur. Siyasal olgular üzerinde her insanın çeşitli inanç ve kanıları bulunur. Fakat siyaset felsefesi ne yalnızca bu inanç ve kanıları belirlemekle yetinir ne de yalnızca bunlardan oluşan bir etkinliktir. Siyaset felsefesi, inanç ve kanıları belirlemekten daha yüksek türden bir bilgi etkinliği olarak, farklı insanların aynı siyasal olgu üzerine çeşitli ve farklı türden inançlarıyla kanılarını eleştiren, ele aldığı temel olgular üzerine kavramsal olarak genel geçer doğrulukları araştıran bir bilgi etkinliğidir. İdeolojilerin değerlendirilmesi de, ancak böyle bir bilgi etkinliği bağlamında anlamlıdır.



Derleyen: Sosyolog Ömer YILDIRIM
Kaynak: Atatürk Üniversitesi Sosyoloji Bölümü 1. Sınıf "Felsefeye Giriş" ve 3. Sınıf "Çağdaş Felsefe Tarihi" Dersi Ders Notları (Ömer YILDIRIM); Açık Öğretim Felsefe Ders Kitabı