Adalet, Eşitlik ve Mülkiyet

Adalet sorunu siyaset felsefesinin en eski sorunlarından bir tanesidir. Bu sorun felsefe tarihi kadar eski bir sorundur. Çünkü insan karşılaştığı haksız ve adaletsiz durumlar karşısında hak ve adalet talebiyle ortaya çıkan bir varlıktır. Bu yüzden de adalet sorunu felsefenin en eski sorunlarından biri olmuştur.



Felsefenin etik disiplininin de merkezinde olan adalet kavramı, siyaset felsefesinde toplum ve devletle ilgisinde incelenen bir kavramdır. Etik ve Değer Felsefesi kendi başına adalet kavramına bakarken toplum ve siyaset felsefeleri adil toplum ve adil devletin nerede ve ne biçimde söz konusu olabileceğini araştırırlar ve bunu da yine Etik ve Değer Felsefesinin, hatta İnsan Felsefesinin kavramları temelinde yapmaya çalışırlar. Hak kavramı da hep ödev kavramıyla beraber ele alınır. Çünkü yurttaşların hak ve ödevleri vardır. Ödevler de yurttaşların yapması gereken yükümlülükler olarak ortaya çıkar. Hak ve ödevler adalet sorunuyla yakından ilgilidir. Adil bir toplumda yurttaşlar üzerine düşen ödevleri yaparlarken aynı zamanda hakları da devlet tarafından korunmaktadır.

Siyaset felsefesi tarihinde mülkiyet sorunu da eşitlik ve adalet kavramları temelinde ele alınan en eski sorunlardan birisidir. Dağıtıcı adalet sorunu mülkiyetin dağıtılması konusunda eşitlik ilkesine göre hareket edilip edilemeyeceği sorunudur. Bu tartışmada insanların doğal olarak mülkiyet hakkına sahip olup olmadığı gibi sorunlar tartışılır. İnsanın sınırsız mülk edinme hakkının olup olmadığı eşitlik ve adalet kavramlarına göre çözülmeye çalışılır. Siyaset felsefesi tarihinde bu konuda da farklı düşünceler vardır. Söz gelişi J. Locke mülkiyeti doğal bir hak olarak görürken, J. J. Rousseau mülkiyeti eşitliğe ve doğaya aykırı bir olgu olarak yorumlar.



Başka bir temel kavram da sivil toplum kavramıdır. Yukarıda da belirttiğimiz gibi devlet insan ve toplumdan bağımsız ele alınamaz. Siyaset felsefesi hep bireyin toplumla ve devletle olan ilişkisini sorgulamıştır. Bu sorgulama sivil toplum kavramını da verir bize. Toplumu oluşturan bireylerin üstün bir gücün uyruğu değil, yurttaşları olduğu topluma sivil toplum denilir (Dinçer 2010, s. 185). Ancak sivil toplumda ve bu toplum üzerine kurulu bir hukuk devletinde bireylerin hakları koruma altına alınır ve bu hakların korunmasından doğan ilgili özgürlükler mevcuttur.



Derleyen: Sosyolog Ömer YILDIRIM
Kaynak: Atatürk Üniversitesi Sosyoloji Bölümü 1. Sınıf "Felsefeye Giriş" ve 3. Sınıf "Çağdaş Felsefe Tarihi" Dersi Ders Notları (Ömer YILDIRIM); Açık Öğretim Felsefe Ders Kitabı