Güzellik Problemi

Herkesin güzel yargısını kullandığı bir durum, olay ve nesne vardır. Ancak “Güzel nedir?” sorusu, herkesin ortak cevaba ulaşabildiği bir konu değildir. Güzelin ne olduğu sorusuna yönelik cevaplardaki çeşitlilik güzel konusunun felsefi bir problem olarak ele alınmasını sağlamıştır. Güzel, felsefi bir konu olarak felsefenin değer alanı içerisinde ele alınır.



Güzel kavramı insanın beğenileriyle ilgilidir. Beğenilen bir tablonun veya bir doğa manzarasının insanlarda oluşturduğu etkiler farklılık gösterse de her iki durumda da “güzel” yargısı kullanılabilir. Bu iki durumun dışında pratik bir ihtiyaca yönelik bir nesne de güzel olarak nitelendirilebilir.

Felsefenin güzeli konu eden disiplini estetik olarak adlandırılır. Estetik; güzelin ne olduğu, güzel yargısının hangi ölçütlere dayandığı, ortak estetik yargıların olup olamayacağı gibi soruları içerir. Estetik, her anlamda güzeli konu edinir. Bu açıdan doğadaki ve sanattaki güzeli açıklamaya yöneliktir.

“Güzel”e yönelik farklı görüşler olmakla beraber uzlaşılan bazı ölçütler de vardır. Güzel yargısı bir insan, nesne, düşünce veya sanatsal eser için kullanılır. Bir şeyin güzel olması; onun hoş duygular oluşturması, zevk vermesi, heyecan uyandırması ve ölçülü olması gibi ölçütleri karşılıyor olduğunu gösterir. Bu ölçütler kişiden kişiye, kültürden kültüre değişebilir. Bu düşünce, insanların ortak estetik bir değer yargısı oluşturamayacağını iddia eder. Bu bakış açısına karşı ortak estetik yargıların olduğunu ve bundan dolayı güzelin niteliklerinin kişiden kişiye değişmeyeceğini savunan görüş de vardır.

Sanattaki güzellik konusu, estetiğin alanında olmakla birlikte estetiğin sanatı kapsayan kısmı sanat felsefesi olarak adlandırılmıştır. Sanat eseri üzerinden şekillenen güzellik yargıları çoğu kez kişilerin beğeni ölçülerine dayandırılır. Estetik yargıların bireysel olduğu anlayışından çıkan bu görüş, güzelliği bir yorum olarak ele alır. Sanatsal ürünün insanda uyandırdığı etki, bütüncü bir yorumlama olduğu kadar parçalara yönelik de oluşturulur. Örneğin bir kişi dinlediği şarkının sözlerini beğenmezse de müziğini beğenebilir ya da bir sinema filmini konusu bakımından güzel bulmasa da filmi oyunculuk açısından iyi olarak değerlendirebilir.



Sanattaki güzellik, içinde bulunulan çağın izlerini taşır. Her dönemin zihniyeti, kendi güzellik ve beğeni ölçütlerini belirler. Bununla birlikte sanatsal beğeninin çağları ve dönemleri aşan bir yönü bulunur. Bir tablo veya tiyatro oyunu değişik çağlarda da ilgi ve beğeni oluşturabilir.

Sanatta güzeli ortaya çıkaran estetik değerlere yönelik iki farklı görüş bulunur. Bunlardan ilki öznelci görüştür. Bu görüşe göre estetik değerler ve güzel yargısı sanatsal ürüne yönelen kişiye göre değişiklik gösterir. Sanatın belirleyici ölçüsü, sanatsal ürünün kendisi değildir. Bu görüşe göre sanat eseri kendi başına estetik bir değer taşımaz. Alımlayıcının (sanatı izleyen, dinleyen, sanata ve sanatsal ürüne yönelen estetik öznenin) beğenileri belirleyicidir. Örneğin klasik müzik kimilerine güzeldir kimilerine ise hiç zevk vermez.

Öznelci görüş karşısında nesnelci görüş yer alır. Bu görüşe göre sanatsal güzellik sanat eserinin özelliğidir. Alımlayıcı değer yargıları oluştursa da asıl ölçüt eserin kendindedir. Dönemini aştığı düşünülen sanat eserleri bu durumun kanıtıdır. Örneğin bir film, çekimi yapıldığı dönemde gösterime girecek salon bulamazken ya da çok az seyirciye ulaşmışken daha sonraları sanatsal açıdan değerli kabul edilmiştir.

Estetikte “güzel”in sistemli bir şekilde sorgulanmaya başlanması ilk kez Baumgarten’le (1714-1762) birlikte olmuştur. Fakat “güzel”e ilişkin ilk felsefi sorgulamalar, İlk Çağa kadar uzanır.

Sanatçılar ve filozoflar güzelliğin ne olduğu ve kaynağının ne olduğu sorusuna cevap verebilmek için öncelikle doğadaki güzellikle sanattaki güzelliği birbirinden ayırt etmiştir.

Doğadaki güzellik, estetik özneden (insandan) bağımsız olarak vardır. Yani verilmiş güzelliktir (nesnelci görüş). Mesela, güneşin deniz üzerinden doğuşu ve batışı doğanın bir güzelliğidir. Sanattaki güzellik insan yaratıcılığının bir sonucu olarak, sonradan ortaya çıkan bir güzelliktir. İnsanın estetik bakışı olmadan güzellik olamaz. Çünkü onu beğenecek özneye ihtiyaç vardır (öznelci görüş).

Güzelliği filozoflar hep farklı tanımlamıştır. Güzellik nedir? sorusunu ilk kez ele alan filozof Platon olmuştur. Platon’a göre güzellik ideadır. Varlıklar güzel ideasından pay aldığı ölçüde güzeldirler. Ona göre güzellik, kişiden kişiye ve çağdan çağa değişmeyen bir değerdir. Aristoteles’e göre güzellik, matematiksel olarak orantılı ve ölçülü olandır. Plotinus’a göre güzellik, “ilahi aklın” evrende ışımasıdır. Kant’a göre güzellik, hiçbir çıkar gözetmeksizin hoşlanmaktır. Schiller’e göre güzellik, aklın ve duyuların şekillenmesidir. Hegel’e göre güzellik, “Geist”in nesnelerde görünmesidir.

Derleyen:
Sosyolog Ömer YILDIRIM
Kaynak: Atatürk Üniversitesi Sosyoloji Bölümü 1. Sınıf "Felsefeye Giriş" ve 3. Sınıf "Çağdaş Felsefe Tarihi" Dersi Ders Notları (Ömer YILDIRIM); Açık Öğretim Felsefe Ders Kitabı