Sosyal Etki Nedir?

Sosyal etki konusu ABD sosyal psikolojisinde 1950'lerde en fazla uğraşılan konulardan biri olmuştur.



Öyle ki bazı sosyal psikologlar sosyal psikoloji alanını sosyal etki çalışması ile eşitlemiştir. Sosyal etki, çok genel bir düzeyde bir birey veya bireylerin diğer birey veya bireylerin tutum ve davranışlarını değiştirmesi olarak tanımlanabilir. Böyle bir tanım bir kişi ya da grubun tutum ve davranışlarımızı kasıtlı olarak değiştirmeye çalıştığı gibi bir kanı uyandırsa da sosyal etki sadece bu durumlarla sınırlı değildir. Açık ve görünür bir etkileme çabası yokken de tutum ve davranışlarımız sosyal etki altındadır. Bunun en açık örneği normlardır. Hepimiz yaşamımızda sosyal olarak oluşan normlara uyma yönünde dolaylı ya da dolaysız bir baskı yaşam. Sosyal psikologlar farklı sosyal etki biçimleri ayırt etmişlerdir. Bu ünitede belirsiz durumda norm oluşumu, akran baskısına uyma ve itaat ele alınmıştır.

Belirsiz Durumda Norm Oluşumu

Sosyal dünyada olup biteni algılamak, belirsiz durumları bizim için belirli hale getirmek için başka insanlara ihtiyacımız vardır. Topluluklar ya da gruplar belirsizliği azaltmak ve böylelikle davranışlarına yön vermek üzere belirli davranış standartları yani normlar oluştururlar. Muzafer Sherif de grup normunun nasıl oluştuğunu deneysel olarak göstermiştir. Grupta norm oluşumunu anlamak için bireylerin belirsiz bir durumda bırakılmaları ve bu belirsizliği azaltmak için bir araya gelmeleri gerekir. Sherif, deneyinde, bu belirsiz durumu otokinetik etki olarak adlandırılan olguyu uyarıcı olarak kullanarak yaratmıştır. Otokinetik etki, tamamen karanlık bir odada sabit bir ışık noktasının hareket eder gibi göründüğü algısal bir olgudur. Sherif deneyin ilk aşamasında denekleri tek tek karanlık odaya almış ve aslında sabit duran ışığın ne kadar uzağa ve hangi yöne doğru hareket ettiğini tahmin etmelerini istemiştir. Denekler ışığın hareketine dair birkaç tahmini değerlendirme yaptıktan sonra nihai yargılarını söyleyerek deney odasından ayrılmışlardır. Bu aşamada denekler çok farklı yargılara ulaşmışlardır; bazıları birkaç santimlik bazıları ise birkaç metrelik hareket algılamışlardır. İkinci aşamada ise denekler birkaç kişiden oluşan küçük gruplar halinde karanlık odaya alınmış ve yine ışığın mesafesine dair bir yargıya ulaşmaları istenmiştir. Bu aşamada bireylerin ışık hakkındaki yargıları birbirine yaklaşmaya başlamıştır. Sherif son aşamada ışığın hareket mesafesine dair grup normunun oluşup oluşmadığını görmek için denekleri tekrar teker teker karanlık odaya almış ve yine ışığın mesafesi hakkında bir yargıya ulaşmalarını istemiştir. Denekler, bu aşamada, birinci aşamada ulaştıkları bireysel yargılarını bir kenara bırakmışlar, ikinci aşamada grup halinde ulaşılan yargıyı kullanmaya devam etmişlerdir. Bu deneyin sonuçları şöyle yorumlanmaktadır: İnsanlar gerçeğe ait belirsizlik yaşadıklarında, gerçek hakkında bilgi edinmek için diğer insanlarla bir araya gelip belirsizliği aşmaya çalışırlar. Grup halinde oluşturulan normu, diğer bir deyişle gerçeklik tanımını kabul ederler ve kendi doğadan haline getirirler. Grup nornıu bir kez oluştuktan sonra, insanlar grup o anda fiziksel olarak olsun ya da olmasın grup normu aracılığıyla edindikleri gerçeklik tanımlannı kullanmaya devam ederler. Zira artık grup normu ile ulaşılan gerçeklik tanımı, kendilerinin gerçeklik tanımı haline gelmiştir.



Uyma (Konformite)

Sherif'in deneyle gösterdiği sosyal etki biçiminin ortaya çıkmasını mümkün kılan durum, gerçekliğin belirsiz olmasıdır. Böyle olduğu için denekler gruptaki diğerlerine uyma davranışı göstermiş ve bu uyma davranışı onlar için gerçekliği tanımlama işlevi görmüştür. Solomon Asch de Sherifin deneklerinin gerçekliğin belirsiz olduğu bir durumda sosyal etki altında kalmalarının çok olağan bir durum olduğunu ifade etmiştir. Asch'e göre, eğer uymanın temelinde gerçekliğin belirsiz oluşu yatıyorsa, gerçekliğin apaçık ortada olduğu durumlarda insanların başkalarına uymalan için bir neden kalmayacaktır. Asch tam da bunu test etmek için bugün artık sosyal psikolojide bir klasik haline gelen çizgiler deneylerini gerçekleşmiştir. Asch'in standart deneyinde altısı ya da sekizi sahte denek olmak üzere toplam yedi ya da dokuz denek bir deneysel oturuma katılmış ve gerçek denek sondan bir önceki sıraya oturtulmuştur. Sahte denekler, daha önceden ne yapacağı belirlenmiş ve gerçek deneğin davranışlarını manipüle etmek üzere deneye katılan kişilerdir. Deneklere birinin üzerinde bir, diğerinin üzerinde üç çizgi bulunan, sırasıyla, A ve B kartı gösterilmiştir. Kartların temel özelliği, A kartındaki tek çizginin B kartındaki üç çizgiden biri ile açık bir biçimde eşit olmasıdır. Bu kartlarla algısal gerçekliğin tamamen açık ya da belirgin olduğu bir durum yaratılmıştır. Deneklerden A kartındaki çizginin B kartındaki üç çizgiden hangisine eşit olduğunu sırasıyla ve yüksek sesle söylemeleri istenmiş ve bu işlem bir oturumda defalarca tekrarlanmıştır. Standart bir deneysel oturumda, sahte denekler başlangıçta gerçek deneğin güvenini kazanmak için doğru cevaplar vermiş ama daha sonraları sürekli olarak yanlış cevaplar vermiştir. Siz olsaydınız, doğru cevabın apaçık ortada olduğu ve sizden önce beş ya da yedi kişi yanlış cevaplar verdiği bir durumda ne yapardınız? Doğru cevapta ısrar eder miydiniz yoksa kendinizi huzursuz hissedip sizden öncekilere uyar mıydınız?

Asch'in deneyindeki denekler deneysel oturumların % 33'ünde doğru cevap apaçık ortadayken diğerlerine uymuşlar ve yanlış cevabı vermişlerdir. Asch insanların ancak gerçeklik belirsizken başkalarına uyacaklarını ama gerçeklik bu kadar açıkken uyma göstermeyeceklerini düşündüğünden bu sonuçlara şaşırmıştır. % 33, gerçek deneklerin verdikleri toplam cevaplar içinde yanlış olanların oranıdır. Kişi bazında ele alındığında, deneye katılan gerçek deneklerin dörtte birinin tüm oturumlarda doğru cevap verdiği, yüzde beşinin tüm oturumlarda yanlış cevap verdiği ve geri kalan deneklerin oturumların bazılarında doğru ve bazılarında yanlış cevaplar verdikleri görülmüştür. Ancak hemen belirtmek gerekir ki, başkalarına uyarak yanlış cevap veren denekler bunu yaparken psikolojik olarak çok zorlanmışlardır. Gerçek denekler diğerlerinin yanlış cevaplarını duyduklarında şaşkın ve gergin bir tavır sergilemişler, bazıları ayağa kalkıp çizgilere daha yakından bakma gereğini duymuştur. Deney sonrasında deneklerle görüşme yapıldığında, denekler doğru cevaptan emin olduklarını ama herkesin aynı yanlış cevabı verdiği bir ortamda kendilerini yalnız hissettiklerini ifade etmişlerdir. Asch'ın deneysel olarak yarattığı durum günlük hayatta pek sık karşılaşmadığımız, aşın bir durumdur. Ancak yine de günlük hayatta çoğunluğa karşı muhalif olduğumuzda yaşadığımız duygu ve düşüncelere ışık tutmaktadır. Asch'in çizgiler deneyinde ortaya çıkan uyma davranışı konformite olarak adlandırılır. Konformite de sosyal etki biçimlerinden biridir. Konformite, bireylerin var olan sosyal normlara uyma yönünde baskı hissettiği bir sosyal etki türüdür.



Asch bu standart deneylerin yanı sıra hangi koşullarda konformitenin artıp azaldığını bulmak için çeşitli koşullan değiştirerek, deneklerin uyma davranışını gözlemiştir. Etkisi gözlenen faktörlerden biri grubun büyüklüğüdür. Deneysel ortamda uyma davranışı yaratabilmek için için 34 kişilik küçük grupların da daha büyük gruplar kadar etkili olduğu ortaya konmuştur. Diğer önemli bir faktör çoğunluğun söz birliğidir. Diğer bir deyişle, gerçek denek karşısında çoğunlukta olan sahte deneklerin hepsinin aynı yanlış cevabı vermeleri önemlidir. Çoğunluğun söz birliğinin bozulduğu durumlarda yani, çoğunluktan birinin doğru cevabı verdiği durumlarda Asch'in deneylerinde uyma % 5 ya da 6'ya kadar düşmektedir. Üstelik şaşırtıcı bir biçimde, bu düşük düzeyde uymayı elde etmek için çoğunluğun söz birliğini bozan kişinin doğru cevabı vermesi de gerekli değildir. Çoğunluktan farklı ama gene başka bir yanlış cevap vermesi bile yeterlidir. Bu sonuç, azınlığın belirli koşullarda çoğunluğa uymayıp çoğunluk etkisine direnebildiğini göstermektedir (Augostinos, Walker ve Donaghue, 2006). Otoriteye İtaat Başka bir sosyal etki biçimi de itaattir. İtaat, bir bireyin diğerine belirli bir biçimde davranması için emir verdiği bir sosyal etki biçimidir. İtaat diğer uyma davranışlarından özellikle güç eşitsizliğinin belirgin olmasıyla aynlır. Asch'ın deneyinde, sahte denekler, gerçek deneklerden daha güçlü diğer bir deyişle statüsü daha yüksek ya da daha bilgili bireyler değildir. Güç açısından gerçek deneklerle eşit olan bireylerdir ama salt çoğunluk oldukları için gerçek deneklerin grup baskısı hissetmelerine yol açmışlardır. Oysa itaat davranışı, tanımı gereği sosyal etkileşimde güç unsuruna dayanmaktadır.

Sosyal psikolojide itaat konusuna ilgi, Nazi Almanya'sında yaşanan dehşet verici olaylarla birlikte başlamıştır. İkinci Dünya Savaşı süresince Almanya'da milyonlarca masum insanın öldürülmesini sadece Hitler'in psikopat kişiliğine bağlamak çok zordur. Pek çok insanın desteği olmadan Hitler vahşi politikalarını uygulamaya koyamazdı. O halde Hitler'e itaat eden insanların da mı psikopat olduğunu düşüneceğiz? Görünen o ki, bu insanlar ne psikopattır ne de canavar. Ünlü felsefeci Hannah Arendt, Hitler'e itaat eden insanların birer canavar olmadığını, yaptıkları işi görev olarak gördüklerine dayanarak kötülüğün sıradanlığı tezini ortaya atmıştır. Bu, hepimizi rahatsız edebilecek bir tezdir. Zira, bu teze göre, hepimiz Nazilerin yaptığı türden kötülükleri içimizde barındırıyor olabileceğimizi kabul etmek zorundayız. Gerçekten sıradan insanlar arasında otoriteye itaat bu kadar yaygın mıdır? (Atkinson, Atkinson ve Hilgard, 1995: 757758). Bu soru, ABD'de Stanley Milgram tarafında Yale Üniversitesi'nde yapılan bir dizi deneyle araştırılmıştır. Milgram, bir gazetede "öğrenme deneyi" için gönüllü denekler aradığını ilan etmiş ve ilan için başvuru yapan kişilerden kırk kişi seçilmiştir. Denekler deneye çiftler halinde alınmış ve birine öğretmen diğerine öğrenci rolü verilmiştir. Deneyde öğrenci deneklere ezberlemeleri için kelime çiftlerinden oluşan bir liste verilmiştir. Öğrenci denekten yapması istenen iş, öğretmen kelime çiftlerinden ilkini söylediğinde ikincisini doğru biçimde hatırlayıp söylemesidir. Eğer öğrenci denek doğru kelimeyi hatırlamayıp yanlış cevap verirse, öğretmen denekten öğrenci denge ceza olarak elektrik şoku vermesi istenmektedir. Standart deneyde öğrenci denek başka bir odada bir koltuğa oturtulmuş ve kolları da sandalyenin üzerindeki elektrotlardan elektrik şoku almak üzere bağlanmıştır. öğretmen dengin bulunduğu odada bir elektrik jenaratörü ve jenaratörün üzerinde 15 volttan 450 volta kadar 15 volt artarak giden butonlar vardır. 450 voltluk butonun üzerinde "Dikkat! Öldürücüdür!" uyarısı ve bir kurukafa işareti bulunmaktadır. Öğretmen deneğin, öğrenci denek her hata yaptığında elektrik şokunu 15 volt arttırarak vermesi gereklidir. Siz öğretmen denek olsaydınız, 450 voltluk şoku verir miydiniz? Herhalde hepimiz bu soruya "hayır" cevabını veririz. Üniversite öğrencileri ve psikiyatrlar, "Sizce bu deneye katılan deneklerden kaçı 450 volta çıkmıştır?" sorusuna "yüzde bir" cevabını vermişlerdir. Milgram'ın standart deneyinde deneklerin % 65'i (40 denekten 25'i) 450 volta kadar çıkmış, geri kalanların hiçbiri de 300 volttan önce durrnamıştır! Bu kadar yüksek bir itaat oranı, Arendt'in kötülüğün sıradanlığı tezini destekler görünmektedir. Ne var ki bu araştırma, sonuçlarından çok etik açıdan eleştirilmiştir. Zira denekler hem deneyin amacı hem de yöntemi konusunda yanıltılmışlardır. Aslında bu deneyde hiç kimseye elektrik şoku verilmemiştir. Elektrik jeneratörü olarak gösterilen makine de gerçek değildir. Öğrenci denekler de daha önceden ne yapacakları planlanmış sahte deneklerdir, gerçek deneklere bu deneyde sadece öğretmen rolü verilmiş, öğrenci rolü verilmemiştir. Bu etik problemler bir kenara bırakılırsa, deneyin sonuçlan belirli koşullarda sıradan insanlann otoriteye ne dereceye kadar itaat edebileceklerini göstermiştir. Bu kadar yüksek elektrik şoku verebilmeleri, bu insanların patolojik birtakım kişilik özellikleriyle değil, sosyal bağlamla açıklanabilir. Ayrıca deneklerin yarısından çoğu 450 volta kadar çıkmışsa da bunu hiç rahatsız olmadan yaptıkları kesinlikle söylenemez. Tersine deneysel oturum boyunca, öğretmen denekler ciddi stres belirtileri göstermişler ve aynı odada otoriteyi temsil eden Milgram'a endişelerini yansıtmış ve öğrenci deneğe zarar verdikleri durumda sorumluluğun kimde olacağı sorusunu yöneltmişlerdir. Milgram sorumluluğun kendisinde olduğunu ifade ederek ve ayrıca, öğretmen deneğin şok vermek istemediği durumda "Deney devam etmenizi gerektiriyor." türünden cevaplarla ciddi bir otoriteyi temsil etmiştir.

Milgram bu standart deneysel durum dışında itaatin arttığı ve azaldığı koşullan da deneysel olarak test etmiştir. Öğrenci deneğin öğretmen deneğe fiziksel yakınlığı, öğretmen deneğin otoriteye fiziksel yakınlığı, deneyin yapıldığı bina vb. gibi faktörler test edilmiştir. Bu çalışmalardan elde edilen sonuçlar şöyle özetlenebilir: Öğretmen denek ile öğrenci denek arasındaki fiziksel mesafe azaldıkça otoriteye itaat azalmakta ya da tersinden öğretmen denek ile öğrenci denek arasında fiziksel mesafe arttıkça otoriteye itaat artmaktadır. Öğretmen denek ile otorite aynı odada yüz yüze ise itaat yüksek, otorite aynı fiziksel ortamda değilse itaat oranı düşüktür. Deneyin Yale Üniversitesi yerine eski ve terk edilmiş bir binada yapılması itaat oranını düşürmüştür. Yine, Milgram yerine bilim adamı kimliği olmayan biri otoriteyi temsil ettiğinde itaat oranı düşmüştür. İtaat oranını en çok düşüren deneysel koşul ise, birden fazla öğretmen deneğin yer aldığı koşuldur. Bu koşulda, iki ya da üç deneğe öğretmen rolü verilmiştir. Gerçekte bunların sadece biri gerçek denek, diğer ikisi sahte denektir. Sahte öğretmen denekler otoriteye itaat etmeyip deneyi bıraktıklarında, gerçek öğretmen deneklerin itaat oranı % 10'a düşmüştür.

Derleyen: Sosyolog Ömer YILDIRIM
Kaynak: Atatürk Üniversitesi Sosyoloji Bölümü 1. Sınıf "Psikolojiye Giriş" ve 2. Sınıf "Deneysel Psikoloji", 4. Sınıf "Sosyal Psikoloji" Dersi Ders Notları (Ömer YILDIRIM); Açık Öğretim Psikoloji Ders Kitapları ve MEB Liseler İçin Psikoloji Dersi Ders Kitapları