Psikodinamik, Psikoanalitik Yaklaşım Nedir, Ne Demektir?

Psikolojide şimdiye kadar sözü edilen ilk yaklaşımların üniversitelerde ortaya çıktığı zamanlarda, Viyana'da üniversite yerine özel tıp kliniğinde başka bir psikoloji yaklaşımı uç vermekteydi.



Genel olarak psikodinamik yaklaşım adı verilen bu akımın öncüsü Sigmund Freud, nöroloji alanında özelleşmiş bir tıp doktoruydu ve 1886'da Viyana'daki muayenehanesinde sinirsel şikayetlerle gelen hastaları tedavi etmekteydi. Hastalarının çoğunun sinirsel şikayetlerinin fizyolojik değil de psikolojik temelli olduğunu gözlemleyen Freud, tüm klinik çalışmalarını bu psikolojik temelleri araştırmaya yönlendirir. Bu çabalarının ürünü, hem bir kişilik kuramı hem de bir tedavi biçimi olan psikanaliz'dir (Gray, 1999; Morris, 2002).

Psikanalitik kuramın temel varsayımı, davranışlarımızın bilinçdışı süreçler tarafından yönlendirildiğidir. Wundt; Titchener, James, Wertheimer ve diğerleri zihnin tamamıyla bilinçli deneyimlerden oluştuğunu düşünürken, Freud bilinçli zihnin, buzdağının sadece görünen ucu olduğunu, zihinsel etkinliklerin çoğunun bilinçdışı olduğunu iddia etmiştir (Gray, 1999). Freud'a göre, bilinçdışı arzu, korku ve çatışmaların kökeni doğuştan getirdiğimiz bir takım içgüdülerdir. Başlıcaları cinsellik ve saldırganlık olan bu içgüdülerin doyumu, genellikle, çocukluk sırasında anne-baba tarafından toplumsal kurallar çerçevesinde sınırlandırılır ve hatta tümden yasaklanabilir.



Sınırlandırılan ya da yasaklanan içgüdüler bilinçten uzaklaştırılarak, bilinçdışına bastırılırlar ve fakat davranışı etkilemeye devam ederler. İşte bu bastırılmış bilinçdışı içerikler, Freud'a göre, rüyalar, dil sürçmeleri, ruhsal hastalık belirtileri biçiminde ortaya çıkabildiği gibi sanat ve edebiyat eseri olarak da dışa vurulabilirler (Atkinson, Atkinson ve Hilgard, 1995). Bir tedavi biçimi olarak da psikanalizin hedefi, bilinçdışına bastırılan çocukluk deneyimlerini, hastanın bilincine getirmek ve böylelikle çatışmayı çözmesini sağlamaktır (Gray, 1999). Freud'un yaklaşımı, akademik psikoloji tarafından yaygın kabul görmemiş ve çeşitli biçimlerde eleştirilmiştir. En sık dile getirilen eleştiri, psikanalitik yaklaşımın nesnellikten uzak olduğu; büyük ölçüde öznel yorumlara dayandığıdır. Ancak her şeye rağmen, Freud'un yaklaşımının psikolojide, diğer sosyal bilimlerde ve sanatta derin bir etkisi olduğunu söylemek gerekir (Atkinson, Atkinson ve Hilgard, 1995).

Bu ekol insan davranışlarının sadece bilinçli süreçlerle açıklanamayacağını öne sürmüş, psikoloji biliminin bilinçaltını da incelemesi gerektiğini savunmuştur. Ekol 1895’te kurulmuştur. Bu ekolün kurucusu S. Freud (Froyd, 1856-1939), ekolde yer alan diğer kişiler ise C. G. Jung (Yung, 1875-1961), A. Adler (Adler, 1870-1937), K. Horney (Horni, 1885-1952), E. Fromm (From, 1900-1980), E. Erikson (Erikson, 1902-1994)'dur. Çağdaş psikolojiye etkisi: Bilinçaltının güdüleyici kuvvetlerinin, bunlar arasındaki çatışmaların ve bu çatışmaların davranışa etkilerinin incelenmesi.

İnsanın her davranışının kişiliğinden kaynaklanan bir nedeni vardır. Bu neden onun bebeklik, çocukluk, gençlik çağlarına dayanır. İnsan doğuştan gelen iki eğilime sahiptir: cinsellik ve saldırganlık. Bunlar onun bir toplum içinde yaşamasını zorlaştırdığından sürekli baskı altında tutulur ve bilinçli olmayan bir alana itilir. Ruhsal yapı birbiriyle ilgili üç kavramla açıklanır: bilinç altı, bilinç ve bilinç öncesi. Psikoloji, kişilikteki aksaklıkların bilinç altındaki nedenlerini bulmalı ve tedavi etmelidir. Bunun için de bireyin geçmiş yaşamını ortaya çıkarmayı amaçlayan vaka incelemesi yöntemini kullanmalıdır. Tedaviye yönelik olarak da klinik yöntemlerden yararlanılmaktadır.

Derleyen: Sosyolog Ömer YILDIRIM
Kaynak: Atatürk Üniversitesi Sosyoloji Bölümü 1. Sınıf "Psikolojiye Giriş" ve 2. Sınıf "Deneysel Psikoloji", 4. Sınıf "Sosyal Psikoloji" Dersi Ders Notları (Ömer YILDIRIM); Açık Öğretim Psikoloji Ders Kitapları ve MEB Liseler İçin Psikoloji Dersi Ders Kitapları