James-Lange Kuramı

William James ve Carl Lange tarafından ortaya konulan kurama göre beden çevrede gerçekleşen belirli özelliklere göre tepkide bulunur ve bu tepkinin farkına varıldığında fizyolojik değişmelerle birlikte duygu durumu meydana gelir.



Vücutta gözlerin büyümesi, tüylerin diken diken olması beraberinde duyguları oluşturmaktadır. Örneğin ıssız bir sokakta köpekle karşılaşan bir kişi köpeği gördükten sonra vücudunda fizyolojik değişmeler meydana gelir. Bedendeki bu değişiklikler de beraberinde korkuya yol açar. Bir şekilde insanların korktukları için değil de kaçtıkları için korktuklarını ileri süren bir anlayıştır. Normal olarak insanlar korktukları için vücutlarında terleme ya da titreme yaşadıklarını düşünürler. Bu kuram bu durumun tam tersini ileri sürmektedir. Örneğin, araba ile giderken önünüze aniden bir çocuk fırladı. Siz de çocuğa çarpmamak için direksiyon manevraları yaparak çocuğa çarpmaktan son anda kurtuldunuz. O ana kadar tüm bu kazadan kaçış esnasında herhangi bir korku duymayız. Fakat arabayı kenara çekip aynadan kendinize baktığınızda yüzünüzün bembeyaz olduğunu, terden sırılsıklam olduğunuzu görürsünüz. Kalbin hızla atması, nefes alışverişinin sıklaşması ve sonrasında korktuğunuzu hissedersiniz. Vücutta ortaya çıkan o anın etkisiyle oluşan terleme, yüzün beyazlaşması gibi fizyolojik unsurlar sonrasında korku ile ilgili duygu yaşandığını ifade etmek mümkündür.





Fizyolojik değişimlerin aslında duygu durumlarını başlattığını ileri süren James-Lange Kuramı yoğun bir şekilde eleştirilere maruz kalmıştır. Fizyolojik değişimlerin duyguya ilişkin değişimleri başlatabilmesi için her duygu durumuna ilişkin otonom sistemde birbirinden farklı her duyguya özel fizyolojik değişimlerin olması beklenir. Bu konuda başlıca eleştiriler şu şekilde sıralanmaktadır (Atkinson, 2002):

• İç organlar diğer organlara kıyasla sinirsel yapı ile fazlaca desteklenmedikleri için içsel olarak yaşanan değişiklikler yavaş gerçekleşir. Bu sebeple iç organları heyecana ilişkin hissedilenlerin kaynağı olarak görmek çok da mümkün değildir.

• Duygu ile ilgili vücutta oluşabilecek fiziksel değişiklikleri yapay olarak herhangi bir ilaç yardımıyla da elde etmek mümkündür. Örneğin bir ilaç ya da yapay bir madde alındığında benzer fizyolojik durumları oluşturur fakat bu duygunun yaşanacağı ya da aynı yoğunlukta yaşanacağı anlamına gelmez.

• Bireyler aynı duygu durumu için farklı tepkiler verebilirler. Örneğin korku kimilerinde ağlama, kimilerinde titreme gibi farklı davranış süreçlerini başlatmaktadır. James-Lange kuramı bu durumu açıklamakta yetersiz kalmaktadır.

• Otonom sistem duygusal durumlar karşısında birbirinden çok farklı tepkiler üretmeyebilir. Öfke ya da sevilen biri ile karşılaşma benzer şekilde kalbin daha hızlı atması gibi ortak tepkileri üretebilir. Bu noktada her duygu için farklı bir fizyolojik deneyim oluşmasını beklemek mümkün olmamaktadır.



Bu noktada en önemli eleştiri organlarda otonom sistemden kaynaklı değişimlerin duygu durumunu hemen başlatabilecek hızda olmadığına ilişkin eleştiridir. Yapılan araştırmalarda duygulan oluşturan fizyolojik değişimlerin ayrıştığına ilişkin bulgular ortaya konulmuş olsa da bütün duyguların fizyolojik olarak farklılaşması mümkün değildir. Örneğin daha uzun soluklu bilişsel unsurlarla da şekillenen kıskançlık, suçluluk, hoşnut olma ve gurura ilişkin yaşanacak duyguların öncesinde gerçekleşebilecek fizyolojik farklılıklar ve iç organ tepkilerini ayrıştırmak pek mümkün görünmemektedir.

Öte yandan eğer fizyolojik süreçler korku ve diğer duyguların yaşanmasına neden oluyorsa, omurilik felci olan kişilerin daha az ve seyrek duygu durumları yaşamaları gerekmektedir. Fakat böyle bir durum söz konusu değildir. Fizyolojik tepkilerden yoksun olmalarına rağmen omurilikleri boyun bölgesinden zarar gören kişiler duyguları aynı yoğunlukta yaşayabilirler. Omurilik ile ilgili yara almış ya da daha sonradan bu bölgede belli yaralanma sonucunda omurilik hasan görmüş kişilerle yapılan çalışmalarda, bu kişilerin duygusal tepkilerini ortaya koyabildikleri fakat eskisi kadar duyguya ilişkin heyecan hissetmedikleri ortaya konmuştur. Bu durumu yaşayan kişilerin ifadelerinde, bu kişilerin yaşadıkları haksızlıkta öfkelerini ortaya koyabildikleri, bağırıp çağırabildikleri fakat yaşadıklarını eskisi gibi gerçek bir öfke olarak nitelendirmedikleri görülmektedir. Bu durumu kişiler bir tür zihinsel öfke olarak nitelendirip bunun gerçek bir öfke ya da korku duygusu olmadığım ifade etmektedirler. Bir şekilde bu kişiler omurilik hasarları sebebiyle o duyguya ilişkin mide kasılması gibi fizyolojik değişimleri yaşamaktadırlar. Onların yaşadıkları bu olaylara ilişkin davranışlar yaralanma öncesindeki öğrenme ve olaylara ilişkin bilişsel yaklaşımları sonucu edindikleri ile şekillenmektedir. Sonuç olarak bu kişilerin ortaya koydukları davranış; öfke ile ilgili duygunun fizyolojik olarak ortaya çıkışı değil, bir bakıma "haksızlık karşısında sesimi çıkarmazsam yenilmiş olurum, öfkemi yansıtmak zorundayım" gibi bir durumun neticesinde ortaya çıkan öfke davranışlarıdır.

Derleyen: Sosyolog Ömer YILDIRIM
Kaynak: Atatürk Üniversitesi Sosyoloji Bölümü 1. Sınıf "Psikolojiye Giriş" ve 2. Sınıf "Deneysel Psikoloji", 4. Sınıf "Sosyal Psikoloji" Dersi Ders Notları (Ömer YILDIRIM); Açık Öğretim Psikoloji Ders Kitapları ve MEB Liseler İçin Psikoloji Dersi Ders Kitapları