Hareketi Algılama Nasıl Olur, Hareketi Nasıl Algılarız?

Aslında hareketi nasıl algıladığımız sorusunun, ilk bakışta basit bir cevabı varmış gibi görünür; hareket eden nesneler, retinada hareket imgesi yaratırlar ve harekete duyarlı, alıcı sinir uçları da bu hareketi kaydeder ve böylece hareketi algıladığımızı varsayabiliriz.



Ama hareketi algılamak bundan çok daha karmaşık bir süreci kapsar. Caddeden aşağıya doğru gelen bir arabayı seyrettiğinizi farz edin. Gözlerinizi arabada odaklanmış halde tutuyorsunuz ve böylece arabanın gözünüzdeki imgesi sabit kalıyor, ama arabanın hareket ettiğini de görüyorsunuz. Arabanın hareket ettiği görüş alanı içindeki diğer nesneler, mesela lamba direkleri sizin retinanız boyunca hareket eder, çünkü gözünüz arabayı takip etmek için hareket eder; ama buna rağmen lamba direklerini sabit olarak algılarız. Yani hem hareket eden hem de sabit nesneler retinada hareket eden imgeler yaratabildiğine göre, algısal sistemimiz neyin hareket ettiğine nasıl karar verir?



Araştırmalar göz hareketlerinin hareket algısında bir rolü olabileceğini göstermelerine rağmen, bugün artık hareket algısından asil sorumlu olan faktörün, görsel alanımızda oluşturduğumuz istikrarlı bir referans çerçevesi olduğu kabul edilmektedir (Gray, 1999). Hareket, göreli bir kavramdır. Bir nesnenin, zaman içinde ve diğer nesnelere göre pozisyonunu değiştirdiğinde hareket ettiğini söyleriz. Yani hareket, görsel alandaki nesnelerin birbiriyle ilişkisine ve bu ilişkiyi yorumlayışımıza bağlıdır (Atkinson, Atkinson ve Hilgard, 1995). Yeryüzü evrenin diğer kısımlarına göre hareket etmektedir ama algısal sistemimiz bunun farkında değildir ve zemini (toprağı) ve diğer sabit nesneleri referans çerçevesi olarak kullanır. Ama bazı durumlarda zemini referans çerçevesi olarak kullanamayız. Örneğin trene bindiğimizde ve camdan dışarı bakmadığımızda, referans çerçevemiz toprak değil, içinde yolculuk yaptığımız kompartımandaki sabit nesnelerdir. Bu tür bir durumda, yanımızda uyuyan kişiyi sabit, koridorda yürüyen kişiyi hareket ediyor olarak algılarız (Gray, 1999; s. 297). Görüldüğü üzere, bir hareket gerçekleştirildiğinde, "algı sistemi bir referans noktasına dayanarak neyin hareket ettiğine neyin durduğuna karar vermek zorundadır" (Atkinson, Atkinson ve Hilgard, 1995; s.191).

Buraya kadar söylenilenler gerçek hareket algısı ile ilgiliydi. Gerçek hareket algısının yanı sıra görünürde hareket algısından da söz etmek gereklidir. Görünürde hareketten, hareket halinde bir uyaran olmaksızın da hareket algıladığımız durumlar kastedilmektedir. Örneğin, kovboy filmlerinde kovboylar atın üzerine oturtulur ve sadece belden yukarısı gösterilir. At yerinde durur ama arkasındaki manzara belirli bir hızda sürekli değiştirilince biz at gidiyormuş gibi algılarız (Cüceloğlu, 1993; 127).




Görünürde hareket algısının nasıl gerçekleştiğini anlamak için en iyi örneğin, sinemanın temelinde yatan stroboskopik hareket olduğu düşünülebilir. Stroboskopik hareket, hareket etmeyen uyaranların art arda sunulmasıyla yaratılan hareket yanılsamasıdır. Stroboskopik hareketin daha basit bir biçimi fi fenomenidir ve laboratuvarda şöyle gösterilir: Kapkaranlık bir odada aralarına mesafe konarak yerleştirilmiş iki ışık kaynağı ya da Şekil 4.18'deki gibi yerleştirilen ışık kaynakları olduğunu düşünün. Bu ışık kaynaklarından biri yakılır, sonra o söndürülür söndürülmez diğeri yakılır ve bu böyle sürekli devam eder. Bir süre sonra siz artık tek tek yanıp sönen ışık kaynakları değil, hareket eden bir ışık çizgisi ya da dönen bir ışık çemberi algılamaya başlarsınız. Buradaki hareket algısını yaratmada ışık kaynaklarının art arda yakılıp söndürülme hızı önemlidir (Atkinson, Atkinson ve Hilgard, 1995; s.190).

Derleyen: Sosyolog Ömer YILDIRIM
Kaynak: Atatürk Üniversitesi Sosyoloji Bölümü 1. Sınıf "Psikolojiye Giriş" ve 2. Sınıf "Deneysel Psikoloji", 4. Sınıf "Sosyal Psikoloji" Dersi Ders Notları (Ömer YILDIRIM); Açık Öğretim Psikoloji Ders Kitapları ve MEB Liseler İçin Psikoloji Dersi Ders Kitapları