Duyusal Eşik Nedir, Ne Demektir?

Alıcı hücreye ulaşan enerjinin fark oluşturan bir etki yaratabilmesi için uygun ve yeterli seviyede olması gerekmektedir.



Herhangi bir duyum oluşması için gereken minimum fiziksel enerji şiddeti mutlak eşik olarak adlandırılmaktadır. Bir kişinin işitmesi için gereken ses ne yükseklikte olmalıdır? Belli bir nesneyi görebilmek için gereken ışık ve parlaklık en az ne seviyede olmalıdır? Dokunmanın hissedilmesi için en az hangi şiddette olması gerekmektedir? benzeri sorulara cevap bulmak için araştırmacılar kişilere farklı seviyelerde uyaranları sunarak değişiklikleri ne ölçüde fark ettiklerini bulmaya çalışırlar?

Kişilerarası farklılıklar olsa da duyular için belirlenen bazı ortak mutlak eşikler bulunmaktadır. Duyum anlamında oldukça düşük olan bu değerler şu şekilde verilmektedir (McBumey ve Collings 1984):

• Tat: 500 litrelik suda bir gram sofra tuzu
• Koku: Üç odalı bir apartman dairesi genişliğinde bir mekanda yayılan bir damla parfüm
• Dokunma: Bir sineğin kanadının yaklaşık bir santimetre yükseklikten yanağınıza çarpması.
• İşitme: Sessiz bir ortamda altı metre uzaklıktan bir kol saatinin sesi.
•Görme Açık ve karanlık bir gecede 50 km uzaklıktaki bir mum ışığının alevi.



Bu ölçütlerin geçerli olması için çevredeki diğer uyaranların nötr düzeyde ve asıl uyaran üzerinde etki etmeyecek şekilde olması önemlidir. Bunun yanında duyumlar öncesinde diğer duyumlar mutlak eşiğin yükselmesine neden olabilmektedir. Örneğin; normalde çayınızı iki şekerli içebilirsiniz. Fakat çaydan önce yediğiniz tadı, çayı tatsız olarak nitelendirmenize neden olabilir. Bunun benzer şekilde çok ışıklı bir ortamdan çıktıktan sonra koşullar ne kadar uygun olursa olsun 50 km ötedeki bir mum ışığına ilişkin duyuma ulaşmak mümkün olmayacaktır.

Mutlak eşik değerleri çevresel koşulların en uygun olduğu durumlarda sağlıklı bir organizma için verilen değerlerdir. Vücudumuz çevre koşullarına en iyi şekilde uyum sağlar. Çevrede çok şiddetli uyarılma durumuna ilişkin unsurlar varsa duyu organları daha az hassas konuma geçerler. Örneğin güneşli ve parlak bir günde gözbebekleri küçülerek çevredeki ışığı daha az alacak şekilde küçülür. Çok sessiz bir kütüphane ortamında insanların seslerini duymak kolaydır. Düşük seviyede bir ses bile sizi rahatsız edebilir. Eğer duyu organları çevreye olan uyum sürecinde duyarlılık seviyesini ayarlayamasaydı yüksek sesin olduğu bir konserde aynı duyarlılıktaki duyu organları büyük oranda zarar görebilirdi. Öte yandan sabah çokça sıktığımız parfümün kokusu belirli bir süre sonra kokusunu kaybetmiş gibi gelebilir. İlk giydiğimizde derimizde dokunma duyusunu uyaran kıyafetler gün içerisinde artık duyu olarak hissedilmez olurlar. Burnumuza gelen güzel bir yemek kokusu bizi lokantadan içeriye yönlendirir ama bir süre sonra bu kokuyu duymaz oluruz fakat aynı koku yoldan geçenler için cazibesini halen korumaktadır. Duyusal uyum olarak adlandırılan bu süreçte uyancının şiddetinin değişmediği durumlarda uyarılan duyu organı duyarlılığını yitirmektedir. Bu noktada duyusal eşik de yükseldiğinden aynı şiddetteki uyarıcıya tepki verilmez duruma gelinir. Duyusal uyum aslında hayatımızı kolaylaştıran bir durumdur. Çünkü gün içerisinde maruz kaldığımız tüm uyarımlar aynı şekilde hissedilmeye devam etseydi diğer işlerimizi yapabilme ve farklı uyaranlar tarafından uyarılma durumum oluşması mümkün olamazdı. Farklı olarak duyusal uyum ağrı için geçerli değildir. Çünkü ağrı vücutta sorunlu olan bir duruma işaret etmektedir ve şiddeti hep aynı kalsa da duyusal uyum yapma durumu söz konusu olmamaktadır.

Uyancıdaki farklılığı anlama adına gerçekleşecek en düşük uyarıcı değişikliğine fark eşiği adı verilmektedir. Mutlak eşik değerlerinde olduğu üzere fark eşiği de çevresel koşullar öncesinde ve takip eden diger duyumlann şiddetine bağlı olarak kişiden kişiye farklılık gösterebilmektedir. Örneğin; 5 kglık bir ağırlığa 1 kg eklendiğinde aradaki ayrım daha kolay anlaşılırken, 50 kglık ağırlığa eklenen 1 kglık ağırlık diğeri kadar çok fark edilmeyecek, kişi tarafından daha az hissedilecektir. 100 kglık bir ağırlığa eklenen 1 kglık ağırlık belki de hiç hissedilmeyecektir (Morris,1999). Bu noktada asıl uyananın büyüklüğü ya da şiddeti fark eşiğinin de değişmesine neden olacaktır. Uyarıcının büyüklüğü konusunda farklılaşan bir fark yaratmak için o ölçüde büyük bir değişiklik gerekmektedir.

Derleyen: Sosyolog Ömer YILDIRIM
Kaynak: Atatürk Üniversitesi Sosyoloji Bölümü 1. Sınıf "Psikolojiye Giriş" ve 2. Sınıf "Deneysel Psikoloji", 4. Sınıf "Sosyal Psikoloji" Dersi Ders Notları (Ömer YILDIRIM); Açık Öğretim Psikoloji Ders Kitapları ve MEB Liseler İçin Psikoloji Dersi Ders Kitapları