Bilişsel Terapiler Nelerdir?

Modem psikolojide en önemli görüşlerden birisi, bilişsel süreçlerin duygu ve davranış üzerinde güçlü etkileri olmasıdır.



Diğer bir deyişle ne düşündüğümüz, ne hissettiğimizi ve ne yaptığımızı önemli ölçüde belirlemektedir. Bu görüşe dayanan bilişsel terapistler pek çok zihinsel bozukluğun yanlış ya da çarpıtılmış düşünce süreçlerinden kaynaklandığını iddia etmektedirler. İşte bilişsel terapilerde hedeflenen de bu düşünceleri değiştirmektir. Düşünceler değiştirilirse hastalığın da ortadan kalkacağı varsayılmaktadır (Baron, 1996). Ancak davranışçı psikologlar düşüncenin uyumsuz davranışa yol açtığını kabul etmezler ve bu yüzden düşünce gibi gözlenip ölçülemeyen bir değişken yerine, laboratuvarda denenmiş edimsel koşullama kavramlarını daha fazla tercih ederler (Cüceloğlu, 1993).

Direkt olarak davranışı değiştirmeyi hedefleyen ve bireyin düşünme süreçlerine ilgi göstermeyen davranışçı psikologlara karşın, pek çok davranışçı psikolog, düşüncelerin, beklentilerin ve olayların yorumlarının davranışı ortaya çıkarmada etkili oldukları kabul etmekte ve artık bilişsel unsurları da terapilerine eklemektedirler (Smith ve ark., 2003). Bilişsel terapi yöntemleri psikodinamik ve insancıl terapilerden de çeşitli şekillerde ayrılır. Bilişsel terapiler danışanın bilinçdışına ya da çocukluk deneyimlerine odaklanmazlar. Bu terapiler yapılandırılmış ve zaman açısından sınırlandırılmıştır. Bilişsel terapistler danışanlarına yönerge verirler, ev ödevleri verirler ve danışanlarının kendilerine özgü hedefler koymalarına yardımcı olurlar (Uba ve Huang, 1999).



Bilişsel terapistler tarafından uygulanan temel teknik bilişsel yeniden yapılandırmadır. Bu teknik, sistematik bir biçimde uyum bozucu düşüncelerin yerine uyum sağlayıcı düşünceleri koymayı içerir. Temel teknik aynı olsa da bilişsel terapiler, bu tekniği uygulama açısından birbirlerinden farklılaşırlar. Ellis tarafından geliştirilen mantıksal-duygusal terapide, danışanların mantıksız fikirleri bırakması için mantık, otorite ve ikna kullanılır. Ellis (akt. Uba ve Huang, 1999), insanların gerçekçi olmayan beklentiler, mantıksız fikirler ya da kendilerinden yüksek düzeyde beklentilere sahip oldukları için hastalandıklarına inanmaktadır. Ellis'e göre, pek çoğumuz herkes tarafından sevilmek, başarılı olmak vb. konusunda mantıksız fikirlere sahibiz. Ellis, bir yandan sevgi, başarı, güvenli ve rahat bir şekilde yaşamak için duyduğumuz arzuların gayet normal olduğunu ileri sürer. Ama öte yandan bu arzuları doyurmak çok zordur ve genellikle hayal kırıklığına uğrarız. İşte mantıksız düşünme de yaşamdaki bu kaçınılmaz hayal kırıklıklarına karşı geliştirilmiş uyum bozucu tepkilerdir.

Mantıksız düşünceler farklı şekillerde ortaya çıkar, ama bunları birleştiren en temel unsur, gayet makul olan arzuları bir zorunluluk haline getirme eğilimidir. Bu eğilim, "Mutlu olmak için başarılı olmalıyım.", "Herkes tarafından sevilmeliyim." gibi düşüncelerle örneklendirilebilir. Bununla ilişkili başka bir eğilim de belirli olayların olması ya da olmaması durumunu geriye dönülemez bir felaket gibi düşünmemizdir. Örneğin "Bu sınavdan geçemezsem mahvolurum.” ya da "Bu işe giremezsem hayatım biter." gibi düşüncelerdir burada söz konusu olan. Aslında Ellis'in terapisine kaynaklık eden bu düşüncelerin kendi yaşam koşullarıyla ilgili olduğu söylenebilir. Ellis pek çok sağlık problemiyle savaşarak bu düşüncelere ulaşmış gibidir. Şeker hastalığı, işitme kaybı, görmede problem yaşan Ellis, mantıksız düşüncelerden kurtulmak için kendine terapötik tekniğini uygulamıştır. "Benim sorunlarım beni eksik, yetersiz bir birey haline sokuyor." gibi düşünmekten çok "Bu sorunlar beni mutlu bir hayat yaşamaktan alıkoymaz." gibi düşünmeyi seçmiştir (Uba ve Huang, 1999).



Mantıksal-duygusal terapistler danışanlarına düşüncelerin nasıl duygulara yol açtığını gösterirler ve onlara düşünceleri değiştirerek duygularını da değiştirebileceklerini öğretirler. Terapist bunu ilk önce danışanın işlevsel olmayan düşüncesini bularak gerçekleştirir. Danışanın uyumsuz olan düşüncesini saptadıktan sonra, bu düşüncenin arkasındaki örüntü ortaya çıkarılmaya çalışılır. Bu, bu düşünceyi tetikleyen ya da harekete geçiren olayı saptamak, danışanın tetikleyici olaydan sonra geliştirdiği inançları saptamak ve danışanın inançlarının sonuçlarını saptamayı içerir. Hedef davranış ya da duygunun arkasındaki bu düşünce örüntüsü bir kez saptandıktan sonra, psikoterapist danışanı bu uyum bozucu düşünceyi bırakıp yerine işlevsel bir düşünce edinmesi için uzmanlıktan kaynaklanan otoritesini kullanarak ikna etmeye çalışır (Uba ve Huang, 1999).

İkinci bir bilişsel terapi tekniği, aslında psikodinamik terapi eğitimi almış olan psikiyatrist Aaron Beck tarafından geliştirilmiştir. Bilişsel-davranışsal psikoterapi adı verilen bu terapi yöntemi özellikle depresyonun önemli bir bilişsel bileşeni olduğu görüşüne dayanır. Buna göre, depresyon, en azından kısmen insanın kendi bindiği dalı kesen ve çarpık düşüncelere sahip olması sonucu ortaya çıkar. Ellis gibi Beck de depresif kişilerin problemlerinin kendileri, çevreleri ve gelecek hakkındaki mantıksız düşünceler olduğunu varsayar. Üstelik, bu çarpıtılmış düşünce biçiminin, karşıt kanıtların varlığına rağmen devam ettiğini ileri sürer. Depresyondaki düşünce biçimi sinirli bir bilgi temelinde aşırı genellemeler yapmak (insanın bir alandaki başarısızlığından kalkarak kendini değersiz bir insan olarak görmesi), herhangi bir olumlu olay ya da başarıyı bir istisna olarak değerlendirmek, seçici algıyla dünyanın tehlikeli ve tehdit edici bir yer olduğuna inanmak, istenmeyen bir olayın önemini sanki dünyanın sonuymuş gibi abartmak, ya hep ya hiç mantığı ile düşünmek gibi eğilimleri kapsar (Baron, 1996).
 
Bilişsel-davranışsal terapide de mantıksal-duygusal terapide olduğu gibi mantıksız düşünceler mantıklı olanlarla değiştirilmeye çalışır ama izledikleri yol farklıdır. Mantıksal-duygusal terapinin tersine, Beck, bilişsel-davranışsal terapide, danışana mantıksız düşüncelerinin temelsiz olduğunu kanıtlamaya çalışmaz. Bunun yerine, danışanla birlikte danışanın bunlar hakkındaki varsayımlarını, inançlarını ve beklentilerini saptamaya ve bu tür düşünceleri test etmenin yollarını bulmaya çalışır. Çalışmalardan elde edilen kanıtlar, bilişsel-davranış terapisinin depresyonlu kişilerde önemli ölçüde iyileşme sağladığını göstermektedir (Baron, 1996).

Derleyen: Sosyolog Ömer YILDIRIM
Kaynak: Atatürk Üniversitesi Sosyoloji Bölümü 1. Sınıf "Psikolojiye Giriş" ve 2. Sınıf "Deneysel Psikoloji", 4. Sınıf "Sosyal Psikoloji" Dersi Ders Notları (Ömer YILDIRIM); Açık Öğretim Psikoloji Ders Kitapları ve MEB Liseler İçin Psikoloji Dersi Ders Kitapları