Bilinç ve Bilincin Ögeleri

İlk psikologlar bilinci zihin ile eşitlemişler ve psikolojiyi "zihnin ve bilincin çalışılması" olarak tanımlamışlardır.



Wundt bilinci çalışmak için içebakış adı verilen bir yöntem kullanmıştır. Ancak 1900'lerin başından itibaren psikolojide davranışçılığın yükselmesiyle hem bir çalışma konusu olarak bilinç hem de bilinci çalışma yöntemi olarak içebakış geçerliliğini yitirmiştir. Davranışçılar, psikolojinin nesnel bir bilim olması gerektiğini ve bunun da herkes tarafından gözlenebilen ve ölçülebilen olguları çalışarak mümkün olacağım ileri sürmüştür. Ancak Smith ve arkadaşları (2003); davramşçılığın bu kadar radikal biçimde sadece nesnel olgularla sınırlanmadığını, davranışçıların da öznel olgulara ilgi gösterdiğini belirtmişlerdir.



1960'lara gelindiğinde psikologlar bilinçle ilgili pek çok olgunun ne kadar yaygın olduğunu fark etmeye başlamışlar ve bu kadar önemli konuların göz ardı edilemeyeceğini görmüşlerdir. Ancak bilince yeniden gösterilen bu ilgi, psikolojinin daha önce olduğu gibi, sadece bilincin çalışıldığı bir alan olarak tarif edilmesi anlamına gelmemektedir. Daha çok psikolojinin gözlenebilir davranışın yanı sıra bilinçle ilgili olguları da çalışması anlamına gelmektedir (Smith ve ark., 2003).

Pek çok ders kitabında bilinç, "bireyin, o andaki içsel ve dışsal uyaranların (çevredeki olaylar ve vücuda ilişkin duyumlar, anılar ve düşünceler) farkındalılığı" olarak tanımların. Smith ve arkadaşları (2003), bu tanımın bilinci sadece bir yönüyle ele aldığını; oysa problem çözme ve çevreye tepki vermekte de bilincin işlevsel olduğunu ileri sürmektedirler. Diğer bir deyişle bilinç; kendimizi ve çevremizi izlerken algı, bellek ve düşüncelerden oluşan farkındalılık dediğimiz yaşantının kendisi olduğu kadar kendimizi ve çevremizi kontrol etmek üzere davranışları ve bilişsel süreçleri başlatmak ve sonlandırmak için de işlevseldir (Smith ve ark., 2003: 196197).

Psikologlar bilincin iki farklı biçimde ele alınabileceğini düşünmektedirler. İlki bilinci bir durum, daha çok da geçici bir durum olarak görmektir. Örneğin uyanık olduğumuzda uykuda olduğumuzdakinden farklı bir bilinç durumundayızdır. İkincisi, bilinci içerik anlamında görmektir. İçerik, belirli bir bilinç durumundayken bilincin içerdiği duyum, düşünce ve duygulardır. Uykudaki bilinç içeriğimiz uyanık olduğumuzdaki bilinç içeriğimizden farklıdır.



Bilinç içeriğinin çoklu katmanlar halinde var olduğu düşünülmektedir (Uba ve Huang, 1999). Bilincin katmanlarından biri bilinçöncesi olarak adlandırılan içeriklerdir. Araştırmalar, o anda bilincin bir parçası olmayan anı ve düşüncelerin, gereksinim duyulduğunda bilince getirilebildiğini göstermiştir. Şu anda, geçen yaz nerede tatil yaptığınız bilgisi bilincinizde olmayabilir; ama özellikle hatırlamaya çalıştığımızda bu bilgiyi bulabilir ve bilincinizin bir parçası hâline getirebilirsiniz. Bilinçöncesi anılar bilince ulaşabilir olan anılan ifade eder. Bilinçöncesi, hayat boyunca biriktirilen genel bilgileri olduğu kadar ve ayrıntılı kişisel bilgileri de içerir. Kelimelerin anlamlarına dair bilgi, belirli bir yerin nerede olduğu bilgisi ya da ilkokulda yaşadığınız bir olayın anılan burada yer alır. Araba sürmek gibi öğrenilmiş beceriler de bilinçöncesi içeriklerdendir (Smith ve ark., 2003).

Pek çok psikolog, bilinç içeriğindeki katmanlar arasında en çok bilinçdışı ile ilgilenir. Bilinçdışı, Freudcu olmayan anlamda, kişinin farkında olmadığı ya da kolayca ulaşamadığı duygu, düşünce ve güdüleri içeren zihin bölümüdür. Psikologların çoğu, bilinçli ve bilinçdışı süreçlerin aynı anda iş başında olduğunu varsayar. Yani bazı algılarımızın, düşünce ve duygularımızın farkındayken aynı anda bilinçdışı zihinsel aktivitelerimizin de devam ettiği ileri sürülür (Uba ve Huang, 1999).

Başta Freud olmak üzere psikodinamikçi psikologlar, bilinçdışına diğer psikologlardan daha farklı ve daha özgü] bir anlam atfederler. Freudcu anlamda bilinçdışı; kişinin varlığını kabul etmek istemediği düşünce, tutum ve anıların alanıdır. Freud; bilinçdışını davranışları güdüleyen ve kimi zaman da kendini rüyalarda açığa çıkaran, sosyal olarak kabul edilemez arzu ve güdülerin alanı olarak görmüştür. Freud'a göre bu saklanmış duygu ve düşüncelerin farkına varılması kişide kaygı uyandırır. Bu yüzden kişi bunları bilinçdışına iter ve orada bırakır. Örneğin annesi tarafından ihmal edilen bir erkek çocuk, bu ihmalin bilinçli olarak farkına varırsa kendini kırılgan hissedebilir; ama bunu kendine itiraf etmez. Bilinçdışı bir biçimde annesinin davranışı için kendini suçlayabilir. Yani kendisinin sevilebilir bir çocuk olmadığı sonucuna varabilir ve böyle bir çocuk olduğu için de kendini suçlu hissedebilir. Bu suçluluk, yine bilinçdışında cezalandırılma arzusuna yol açabilir. Sonuç olarak çocuk annesi tarafından olmasa bile öğretmen ya da polis tarafından cezalandırılmak için kasıtlı bir biçimde kötü davranabilir. Bu çocuğun bilinçdışı arzularını açığa çıkarmak zordur. Ancak psikodinamikçi psikologlar, bilincin derinliğini araştırmanın ve hatta bilinçdışı içeriği değerlendirmenin mümkün olduğuna inanırlar (Uba ve Huang, 1999).

Ayrıca lütfen bakınız:

- Bilincin biyolojik temelleri nelerdir?
- Bilincin farklı düzeyleri: Otomatik ve kontrollü davranışlar
- Düşler ve fanteziler
- Uykunun işlevleri ve aşamaları
- Uyku bozuklukları
- Hipnoz nedir, nasıl yapılır?
- Bilinci değiştiren ilaçlar

Derleyen: Sosyolog Ömer YILDIRIM
Kaynak: Atatürk Üniversitesi Sosyoloji Bölümü 1. Sınıf "Psikolojiye Giriş" ve 2. Sınıf "Deneysel Psikoloji", 4. Sınıf "Sosyal Psikoloji" Dersi Ders Notları (Ömer YILDIRIM); Açık Öğretim Psikoloji Ders Kitapları ve MEB Liseler İçin Psikoloji Dersi Ders Kitapları