|
Pierre Joseph Proudhon'un
Felsefesi
Daha Fourier'de anarşist düşüncelerin tohumlarına rastlanırsa da
sermayeye ve devlete açıkta tavır alabilecek ve bugün anladığımız
anlamda anarşi düşüncesini formüle edebilecek cesarete sahip bir yazar
bulabilmemiz için Proudhon'a (1809-1865) kadar gelmemiz gerekir.
Proudhon bunu yapmaya 1840'ta bütün Avrupa'da olay olan eseriyle başladı.
Hatta eserinin başlığı bile bir programdı. "Mülkiyet Nedir? Veya
Adaletin ve Hükümetlerin Temelleri Üzerine Araştırmalar".
Proudhon, mülkiyetin yalnızca soygunun, yağmalamanın ve hırsızlığın bir
biçimi olduğunu kanıtladıktan sonra, mülkiyetin esas sonuçlarından
birisinin despotizm olduğunu gösterdi. "Hangi hükmetme biçimini
öngörüyorsunuz?" sorusuna hemen "hiçbirini" cevabını verdi. "Peki siz
nesiniz?" "Ben anarşistim; düzeni çok sevmeme rağmen kelimenin tam
anlamıyla anarşistim." "İnsan nasıl adaleti eşitlikte ararsa, toplum da
düzeni anarşide arar" diye ekledi. Anarşi, iktidarın yokluğu, bugünkü
toplumların zorunlu olarak yaklaştıkları politik örgütlenme biçimi
budur. Kimse hükümran değildir. "İstesek de istemesek de birleşiğiz."
Her insani çalışma birleşmiş bir gücün ürünü olduğundan, her alet
birleşmiş düşüncenin ve birleşmiş emeğin bir meyvesi olduğundan,
mülkiyet de böyle ortaklaşa olmalıdır. Bir insan veya bir grup, toprağın
ve toplum tarafından yaratılan doğal zenginliğin ve üretim araçlarının
yalnızca geçici mülkiyetine (zilliyet) sahip olabilir. Ve her mübadele,
mübadele edilen şeylerin veya hizmetlerin eşdeğerliliği üzerine kurulmak
zorunda olduğundan "kar haksızdır". Proudhon'un kanaatince bu
eşdeğerliliğe ulaşmanın tek yolu her bir ürünün değerini, onu üretmek
için tekniğin belli bir seviyesinde harcanmış olan iş saatlerinin
sayısıyla ölçmektir; bunu yapmak için de toplumun her bir üyesinin iş
saati, bir başkasınınkiyle eşit değerde alınmalıdır. Eğer toplum bu
esasa göre düzenlenirse, üretici ve tüketici grupları arasında özgür
birliktelikler oluşturulur, bütün üretim araçları üzerinde eşit hak ve
adil bir mübadele kurulursa, o zaman insanların insanlar tarafından
yönetilmesi gereksiz bir baskıya dönüşecektir. Toplumun tam gelişimi,
düzenin anarşiyle -her türlü yönetimin yokluğuyla- birleştirilmesiyle
gerçekleşecektir. Anarşi diye andığımız düşünce akımının özünü bugüne
kadar bu temel fikirler oluşturuyorlar. Daha sonra Proudhon (1848'deki
başarısız devrimden dersler çıkararak) özellikle "19. Yüzyılda Devrim
Üzerine DÜşünceler" (hapiste yazıldı, 1851'de yayınlandı) ve "Bir
Devrimcinin İtirafları" (1849) adlı iki kitabında anarşinin temel
ilkelerini ayrıntılarıyla geliştirdi. Bu kitaplarda, hükümet sisteminde
referandum veya "bağlayıcı manda" (vekalet) vs yoluyla yardım etmeyi
hedefleyenlere keskin eleştiriler getirdi. Daha sonra mübadele
hakkındaki fikirlerini "mutualizm" (karşılıklı yardımlaşma) adıyla
geliştirdi. Çalışmanın ücretsizleştirilmesini ise, her bir kimsenin
üretime ve kamu hizmetlerine harcadığı iş saatlerinin üzerinde
gösterileceği ve ulusal bir banka tarafından ödenecek olan "çalışma
bonoları"nda somutlaştırdı.
Üstelik kendi Halk Bankası tarafından karşılığı ödenecek olan bu
çeklerle, mübadelenin pratikte uygulanmasını da denedi. Elbette zorunlu
olarak küçük çapta yürütülen bu deneme başarısız oldu ve toplumun
ekonomik temellerinde her kısmi reformun baştan yenilgiye mahkum
olduğunu bir kez daha kanıtladı. Küçük çaplı olduğundan değil, fakat iş
güçlerini ve kişisel bağımsızlıklarını, açlığın dayatması altında satmak
zorunda olan milyonlarca insan var oldukça sermaye bugün de olduğu gibi
iktisadi sömürü ve politik tahakküm gücüne sahip olacağı için.
KAYNAK
Pyotr Kropotkine;
Anarşist Düşüncelerin Gelişimi
P.J. Proudhon'un Makaleler kitabından alınmıştır.
Çeviri M. Tüzel, Birey Yayınları, Temmuz 1992.
|