|
Nicolai Hartmann Kimdir?
(1882-1950)
20. yüzyılın ilk yansında Alman felsefesini oldukça etkileyen, öğrencisi
Takiyettin Mengüşoglu aracılığıyla Türkiye'deki felsefenin yol alışında
da dolaylı etkileri bulunan, "yeni varlıkbilgisi" akımı ve öğretisinin
başlıca kurucusu Alman filozof Hartmann'ın çizdiği düşünsel yörünge daha
ilk bakışta çağdaşı Heidegger'inkine yakından benzemektedir.
Nitekim işe öncelikle bilgi ile bilginin temelleri sorusuna yönelik Yeni
Kantçı ilgilerine son vererek başlayan Hartmann, daha sonra "varlıkbilgisi",
yani varlıkların Varlığı sorununa yönelmiştir. Ama Heidegger'in tam
tersine bu bağlamda insanlara ya da "Dasein"a herhangi bir öncelik
tanımamıştır. "Eleştiricilik uykusundan uyanması" ile birlikte Hartmann,
aşkınsal idealizm, aşkınsal ben, pratik usun önceliği gibi pek çok
Kantçı öğretiyi reddetmiştir.
Bilginin var olan bilgiyi üretmediğini, bilinenleri de
değiştiremeyeceğini gerekçe göstererek, bilgi kuramının kimi Yeni
Kantçılar'ın sandığı gibi felsefenin tek uğraş alanı olmadığını
savunmuştur. Hartmann'a göre asıl araştırılması gereken varlık; bilinen
nesneler ile o nesneleri bilenin varlığıdır. Yine de Hartmann'ın
Kantçılığı bütünüyle en son anlamda reddetmediği aşağıdaki sözlerinden
açıkça anlaşılmaktadır: "Filozoflar birtakım dizgeler kurmuşlar,
belli sorunlar üzerine kafa yormuşlardır; ama tam da seçtikleri dizgeden
ötürü birtakım saçma sonuçlara ulaşmışlardır. Dizgeler reddedilmelidir;
onlar geçmişte kalmış şeylerdir. Ancak sorunlar ölümsüzdürler filozoflar
da önerdikleri çözümlerle bu sorunlara kalıcı katkılarda bulunmuşlardır.
Bu katkılardan biri Kant'ın deneyimimizin kategorilerden oluştuğu
yönündeki düşüncesidir. Kategorilerin öznel oldukları çıkarımında
bulunan Kant, deneyimimizin şeylerin kendilerine uygulanamaz olduğunu
göstermiştir."
Kategorilerin hem bilişimizde hem de kendinde şeylerde bulunduklarını
öne sürmesi Hartmann'ın Kant'tan ayrıldığı temel noktadır. Nitekim tam
bu temel ayrılık noktasında Hartmann, etkileri özellikle görüngübilim
geleneğinde son derece yakından duyumsanacak yeni bir varlıkbilgisinin
temellerini atmıştır.
Hartmann'a göre kendilikler aralarında bir düzeyler sıradüzeni
oluşturmaktadır. En alt düzeyde uzay ile nedensellik kategorilerine konu
fiziksel kendilikler bulunmaktadır. Bunların üstünde organik
kategorilere konu bitkiler bulunmaktadır. Bitkilerden sonra gelen,
bilinç ya da amaç gibi kategorilere konu çeşitli hayvan yaşamı
formlarıdır. En sonra da toplumsal ve kültürel yaratılarıyla, Hegel'i
alıntılayarak nitelendirdiği "nesnelleşmiş tin" olarak insanlar
gelmektedir. Bu düzeyler ya da varlık katmanları çeşitli biçimlerde
birbirleriyle ilintilidirler ama alttaki kendilikler hiçbir zaman için
üsttekileri oluşturamazlar.
Bu anlamda sözgelimi salt maddeden oluşan kendilikler bir bitkinin,
hayvanın ya da insanın hiçbir bölümünde yer alamaz. Ne var ki bunun tam
tersine yüksek bir varlık düzeyindeki kendilik daha aşağı düzeydeki bir
kendilikte ya da ona karşılık gelen kategorilerde zorunlu olarak
bulunmaktadır. Bu arı varlıkbilgisel ayrım doğrultusunda Hartmann,
değerler alanını nasıl temellendirilmesi gerektiği sorusuna yönelmiştir.
Nitekim Hartmann'ın felsefeye yaptığı en büyük katkı hiç kuşkusuz
"değer-bilgisi" alanında kendisini göstermektedir. Hartmann, en genel
anlamda söylenecek olursa, değerlerin ne Kant'ın düşündüğü gibi ussal
istencin yaşamasına dayalı olarak var olduklarını, ne de herhangi bir
biçimde ahlaksal "yapmalısın" buyruğunca temellendirilebilir olduklarını
düşünmektedir.
Değerler, aynı matematik ile mantık doğruları gibi nesnel bir özler
alanı oluşturmaktadırlar; dahası aynı onlar gibi a priori olarak
keşfedilmeleri olanaklıdır. Değerler bu anlamda Hartmann'a göre karmaşık
sıradüzenli bir dizge oluşturmaktadır. Tıpkı varlıkbilgisinde olduğu
gibi, daha yüksek değerlerin gerçekleşimi, daha düşük değerlerin, yani
öncelikle ahlâksal olmayan ya da en yalınkat olan değerlerin
gerçekleşimine dayalıdır. Bu anlamda Hartmann'a göre ilişki önce aile
değerlerine sahip çıkılmadan ya da toplum yaşamındaki ödevler yerine
getirilmeden herhangi bir biçimde "aziz" olunması olanağı yoktur.
Bununla birlikte değerler kendi aralarında bir çatışma yaşayabilirler.
Nitekim böyle özel durumlarla karşılaşıldığında doğru eylemin ne
olduğunu belirlemek için yapılması gereken, farklı değerlerle çoğunlukla
birbiriyle çatışan erdemler arasında bir değer bileşimi oluşturmaktır.
Değerlerin insan eylemleri olmadan gerçekleştirilmelerinin olanaklı
olmadığını savunan Hartmann, değerlerin en son gerçekleşimine kefil
olabilecek insanüstü bir güç olmadığına inanmaktadır. Bu bağlamda
insanın olmadığı bir dünyada değer ile anlamın varlığı da söz konusu
değildir. Eğer bunun tersi gerçek olsaydı, Hartmann'a göre insan
özgürlüğü çok büyük ölçüde sınırlanmış olacaktı. Bu durumda önceden
gerçekleştirilmiş değerleri gerçekleştiremeyeceğimiz gibi, değerlerin en
son anlamda gerçekleştirilmeleri de söz konusu edilemezdi; çünkü
bengisel anlamda değerlerin gerçekleşmesi Tanrı'ya özgü bir yetiyi
zorunlu kılacaktı.
Hartmann'ın felsefi düşünceleri ile 20. yüzyıl Alman düşünürleri
arasında yakın benzerlikler söz konusudur. Sözgelimi, bir yandan Scheler
gibi nesnel değerlerin varlığına inanan Hartmann, öte yandan Heidegger
gibi varlığın bilgiden önce geldiğini düşünmektedir. Bununla birlikte
aralarında birtakım ayrımlar da yok değildir. Scheler de Heidegger de
kendilerini felsefenin akış yönünü değiştirme savıyla ortaya çıkmış
birer devrimci olarak görmüşlerdir.
Buna karşı, Hartmann'a göre felsefe açıkça demirbaş, başsız sonsuz
sorunların çözümüyle ilerlemektedir. Bu anlamda felsefe, felsefe için
yapılmak zorundadır; yoksa Heidegger'in belirttiği üzere yaşama ya da
var oluşa yazılmış ya da yazılacak bir önsöz değildir felsefe. Bu açıdan
bakıldığında, Hartmann için herhangi bir özne tasarımına, "Dasein"ın
Heidegger felsefesinde taşıdığı öncelik gibi varlıkbilgisel bir öncelik
tanınamaz. Heidegger düşüncelerinde yukarıdan aşağıya doğru ilerlerken,
Hartmann tam tersi yönde ilerlemeyi doğru görerek daha aşağıda olan
varlık katmanlarından başlayarak giderek daha yukarıdakilere yönelen bir
düşünme yordamını benimsemiştir. Sözgelişi "gerçek zaman", fiziksel
nesneler ile olayların meydana geldiği birlik içinde akan zamandır.
Ek Bilgiler
Nicolai Hartmann (Niklāvs Hartmanis).
1882, Riga, Latvia - 1950. Ünlü Alman spekülatif metafizikçisi. Bilgi ve
varlık öğretisi dışında, insan ve insani değerleri ön plana çıkartan
ahlak anlayışıyla da, 20. yüzyıl felsefesinin en önemli düşünürlerinden
biri olan Hartmann Batı felsefesi geleneğinin, Descartes'tan beri,
düşünen özneden hareket ettiğini ve bunun da büyük bir yanlış olduğunu
savunmuştur. Ona göre, bağımsız bir gerçekliğe ilişkin bir kavrayış,
bene ilişkin kavrayış kadar doğrudan ve aracısızdır. Hartmann bu
bağlamda tüm felsefi problemlerin ontolojik nitelikte problemler
olduğunu söylemiştir; onlar, bize verilen varlık türünü anlama yönündeki
girişimlerdir. Hartmann'a göre, bilgi, her zaman bir nesnenin
kavranmasıdır. Bu kavrayış da nesnelerin kendiliğinden bizim bilincimize
düşmesiyle değil de, tam tersine düşünen varlık olarak öznenin kendisini
aşıp nesneleri kavramasıyla gerçekleşir. Bu ise, bir tasarım yoluyla
olur. Bilgi, nesnenin bilinçteki yansıması olan tasarımlar yoluyla
gerçekleşir. Hartmann'a göre, tasarım her ne kadar bilginin nesnesi ile
var olsa da, nesnenin kendisi, bilgi söz konusu olmadığı zaman bile var
olmaya devam eder. Bundan dolayı, Hartmann ontolojinin bilgi kuramına
değil, fakat bilgi kuramının ontolojiye dayandığını savunmuştur. Çünkü
ona göre, nesnenin bilgisinin söz konusu olabilmesi için, önce nesnenin
var olması gerekir.
|