|
Charles Montesquieu'de
Toplum ve Tarih
Montesquieu bir siyaset düşünürü ve tarih felsefecisi olduğu kadar bir
toplumbilimcidir de. Siyaset yazarı olarak da, coğrafi etmenlerin bir
ulusun zihniyeti ve kanunların ruhu üzerinde belirleyici etkisi olduğunu
öne sürer. Böylece, bir iklimler ve bölgeler kuramı geliştirir; bu
kurama göre, insan toplumları, sonuçları kanun koyucular tarafından
karşılanması gereken fiziksel etmenlere göre değişiklikler gösterir:
kanunlar Asya sıcağının veya soğuğunun yol açtığı olumsuz eğilimlerle
baş etmek zorundadır ama aynı zamanda ılıman iklimin yararlı etkilerini
de korumak durumundadır. Böylece Montesquieu, Asya ile Avrupa arasında
bir karşıtlığı dile getirir: ona göre iklimler Asya'yı köleliğin,
Avrupa’yı ise özgürlüğün seçildiği topraklar haline getirmiştir.
Aydınlanma felsefesinden kaynaklanan bu yeni varsayım, Montesquieu’nün
«iklimi, dini, yasaları, yönetim ilkelerini, geçmiş olayların
örneklerini, görenekleri, hareket tarzlarını» bir ara da göz önünde
bulundurarak topluca bir ‘<ulusun genel zihniyeti> olarak tanımladığı
anlayışı içinde yer alır; bu yeni varsayıma göre coğrafi farklılıklar ve
toprakların işletilme düzeyi, halkların özgürlük derecesini,
geleneklerin evrimini ve medeni yasaların dile getirilme biçimini
etkiler. Siyasi yetkiyi ölçülü kılmada, ekonomi toplumların temel
aracıdır. Sözgelimi despotluğun ortaya çıktığı toplumlarda dışlanan ama
ölçülü yönetimlerin desteklediği ticaret ve para, uluslar arasında bir
iletişim biçimi oluşturur: gelenekleri yumuşatır ve barışa katkıda
bulunur.
Ulusların tarihi ve zihniyeti
Devletlerdeki yapının ve kanunların son derece çeşitli olması son,
bunları belirleyen toplumsal olguların çeşitliliğinden kaynaklanmadığını
savunan Montesquieu ne kaderci ne de görece bir tarih felsefecisidir.
Halkların, kurumların ve geleneklerin tarihinden çıkardığı tabloda,
ulusların genel karakterini biçimlendiren etmenlerin tümü, Romalıların
Azamet İnhitatları Hakkında Mülahazalar adlı eserde de görüldüğü gibi
akli nedenlere dayanır. Ona göre çeşitli nedenler arasında bir denge
vardır: <Birileri şiddet yoluna başvurursa, ötekiler de aynı yola
gider.» Bu nedenle insanların, ılımlı yönetim ilkesinden ayrılan ve
despotluğa yönelen tüm eğilimlerle baş edebilecek ve onları
düzeltebilecek yet kinlikte olduğunu kabul eder.
Ancak, Montesquieu’ye göre, çöküşe doğru bir eğilim, toplumların
tarihine belirgin bir nitelik kazandırır. Bu çöküş yasasına
cumhuriyetlerdeki erdemin yok olması kadar monarşilerdeki onurun
yitirilmesi de tanıklık eder. İnsanların «doğaları gereği dar görüşlü
olmaları ve dolayısıyla yanılgıya kolayca düşebilmeleri» nedeniyle,
kanunlar sürekli biçimde doğallıktan ve mantık tan uzaklaşır. Ona göre,
bu durumu engellemek için iki çözüm vardır: ya doğal hukuka, yani
ulusların kanunlarından önce gelen adalet bağlantılarına geri dönülür ya
da ilahi kanunları yönlendiren ılımlılık benimsenir. Ekonomiye,
yetkilerin dağılımına ve temsil edilmesine dayalı bir yasal düzeni öven
Montesquieu, fizik dünyaya olduğu kadar insan dünyasına da egemen olan
mantığa uygun bir biçimde, tarihin çöküşünü durdurmaya ve kanunları
iyileştirmeye olanak tanıyan insan özgürlüğünün yanında olduğunu
belirtir.
KAYNAK
Axis 2000
|