|
Max Ferdinand Scheler
Kimdir?
(1874-1928)
Max Ferdinand Scheler (22 Ağustos 1874, Münih - 19 Mayıs 1928,
Frankfurt), Alman filozoftur. Fenomenler, etik ve felsefi antropoloji
konularında yaptığı çalışmalarla tanınır.
Fenomenlerle ilk iglilenen kişi olan Edmund Husserl'in görüşlerini
geliştirmiştir. Daha sonra Papa II. John Paul olacak olan Karol Wojtyla,
1954 yılında verdiği doktora tezinde, Max Scheler'in kuramını Hristiyan
etiğine uyarlamıştır.
"Yaşantı"nın, başta dinsel, kişisel, toplumsal, bitimsel, tarihsel
yönleri olmak üzere, her birine gereken önemi verecek biçimde bütün
yönleriyle ele alınması gerektiğini savunan Alman görüngübilimci, toplum
felsefecisi, bilgi toplumbilimcisi. Hemen hemen felsefesinin tamamında
geleneksel filozofların çoğunlukla göz ardı ettiği düşüncenin duygusal
temelleri üstüne yoğunlaşan Scheler, Münih kentinde doğmuş, Jena'da
öğrenim görmüş, 1907'de döndüğü Münih'te görüngübilimle, özellikle de
önceki dönem Husserl görüngübilimiyle ve Husserl'in Münih Okulu
izleyicilerince uygulanan gerçekçi görüngübilimle tanışmıştır.
Dilthey ile Bergson'un yaşam felsefelerinden büyük ölçüde etkilenen
Scheler'in ilk çalışmaları, etik alanında daha sonra oluşturacağı değer
kuramına yönelik ön hazırlık niteliğindeki görüngübilimsel
araştırmalardan oluşmaktadır. Bu ilk çalışmalarında "duygudaşlık" ile
"gücenme" duygularının betimlenmesi üzerine yoğunlaşan Scheler,
formculuk üzerine kurulu kantçı usçuluğun eleştirisini yapmıştır. Bunun
yanında Scheler, I. Dünya Savaşı sırasında ateşli bir ulusçu olarak
savaşı destekleyen, savaşın neden gerekli olduğunu modem kültüre yönelik
felsefi eleştirileriyle temellendirmeye çalışan denemeler yazmıştır.
Daha sonraları çok daha geniş, çok daha kapsamlı bir toplum tasarımına
geçmiş olmakla birlikte, yaptığı modernlik eleştirileri yazılarının
değişmez konularını oluşturmaktadır. Bu eleştirilerin temel
hedeflerinden biri, İngilizce konuşulan ülkelerin felsefelerinin
doğalcılığı ile us yürütmeye dayalı çıkarsamacılığıdır. Savaştan sonra
katolikliğe geçişi, görüngübilimsel betimleme yöntemini dinsel
görüngülere ve duygulanımlara uygulamasına olanak tanımış, daha
sonraları ise bu yöntemi çoğunlukla insanbilim ile doğa bilimlerinin
izleklerine uygular olmuştur. Scheler son dönem yazılarında daha çok
modern bilimin yükselişiyle birlikte ortaya çıkan metafizik felsefe
sorunları üstünde durmuştur. Düşüncelerinde çok derin içgörülerle
karşılaşılmasına karşın bu içgörülerin genellikle dizgeli bir biçimde
düzenlenip sağlam bir biçimde temellendirilmemiş oluşları felsefesinin
en belirgin özelliklerinden birini oluşturmaktadır.
Scheler'in felsefesinin kuşkusuz en önemli bölümünü Kant etiğine karşı
geliştirilen nesnel değerler sıradüzeninin a priori olarak duygusal
bakımdan kavranmasını amaçlayan değer çözümlemeleri üstüne kurulu etik
öğretisi oluşturmaktadır. Geliştirdiği etiğin özce "kişiselci olduğunu
özellikle vurgulayan Scheler, bu bağlamda "kişi"yi "ben"den kesin
çizgilerle ayırarak kişisel değerleri her bakımdan üstün kılmaya
çalışmaktadır. Bu bağlamda, en üst konuma yerleştirilen söz konusu
kişisel değerleri değişik toplumsal etkileşim biçimleri için sunduğu
çözümlemelerle ilişkilendirmeye ayrı bir özen göstermiştir. Bilgi kuramı
alanında daha çok pragmacı bir yaklaşımı benimseyen Scheler bu yaklaşımı
bilim ile algı alanlarına uygularken, felsefeyi özlerin görüsünü
araştıran bir disiplin olarak tanımlamıştır.
Öte yanda Scheler'in din felsefesine büyük ölçüde Tanrı'ya sevgi yoluyla
ulaşılabileceğini savunan Augustinusçıı anlayış ile Tanrı'nın us yoluyla
bilinebileceğini ileri süren Aquinasçı anlayışı uzlaştırma çabası olarak
bakılabilir. Nitekim özellikle son dönem çalışmalarında felsefi
insanbilim ile merafizik sınırları çizilmiş ikici bir yaklaşım
sergileyen Scheler'in, bu bağlamda duygudaşlık kavramı üstüne
yoğunlaşarak tinsel sevgi ile yaşam itkisi arasındaki geleneksel
çatışkıyı ortadan kaldırma arayışı içinde olduğu gözlenmektedir.
Scheler'in görüngübilim yönteminin belkemiğini, yaşamında baştan beri
hep bulunmalarına karşın bilenden a priori anlamda bağımsız olan özlerin
nesnelliği anlayışı oluşturmaktadır. Bu anlamda Scheler'e göre, değerler
nesnel olmalarına karşın Platoncu anlamda birer öz değildir.
Nesnelliklerine ancak dolaysız yaşantıda, duygular alanında
erişilebilir. Sözgelimi müzikte güzelliği dinlemek salt belli notaları,
belli sesleri duymak demek değildir. Scheler bu noktada "değerlemeler"
ya da değer bakış açılan ile "değerler" arasında bir ayrıma gider. İlki
yani değerlemeler tarihsel olarak göreceyken, değişkenlik
gösterebilirken, ikincisi yani değerler bağımsız ve değişmezdirler. Buna
göre aralarında her zaman için keskin bir sıradüzen bulunan dört değer
bulunmaktadır: "haz", "canlılık", "tin", "din". Bu değerlere karşılık
gelen, bu değerleri kendisi yaratmamasına karşın keşfetme yetisini
kendinde taşıyan çeşitli kişilikler söz konusudur. Bunlar değer
keşifçileri ya da değerleri açığa çıkaranlar olabilecekleri gibi, açığa
daha önce çıkarılmış değerleri yaşamlarıyla somut bir biçimde
örneklendirenler de olabilirler. Scheler'in gözünde sanat icracıları,
kahramanlar, dehalar, azizler bunların en başında gelen kişiliklerdir.
Benzer bir değer sıradüzeni, en yukarıda Kilise'nin bulunduğu, sevgi ile
dayanışmanın egemen olduğu Hıristiyan toplumu olmak üzere toplum
katmanlarında da bulunmaktadır. Nitekim bu noktada Scheler, liberal
toplum anlayışlarını bu sıradüzeni bozduklarından, topluma içedönüklüğü,
bireyciliği, yanlış bir değer düzenini pompaladıklarından ötürü sürekli
eleştirmiştir.
Scheler'in değer felsefesinin en önemli özelliklerinden birisi
"yükseklik" ya da "alçaklık" bildiren sıradüzenli kategoriler
doğrultusunda yapılanmış oluşudur. Nitekim varlık türleri, bilinç
düzeyleri, değer biçimleri gibi sıradüzen ayrımlarıyla Scheler'in
düşüncelerinin hemen her yerinde karşılaşmak olanaklıdır. Söz konusu
ayrımlar Scheler'in önceki felsefe anlayışlarına karşı eleştirel bir
konum alabilmesine olanak tanıması yanında, metafizik bakımdan kilit
önemi bulunan tin ile itki arasındaki ayrım üstüne yoğunlaşan olgunluk
döneminde geliştirdiği felsefi insanbilim anlayışı için de sıradüzenli
bir insan varlığı yapısı sunmaktadır. Bu bağlamda kendi düşüncesinin
etik bakımdan "kişiselciliği"ne sürekli vurguda bulunan Scheler, yöntem
olarak ilkece Husserl'in görüngübilim anlayışını benimsemiş olmakla
birlikte önemli kimi noktalarda ondan ayrılmaktadır.
Sözgelimi Husserl "görüngübilimsel indirgeme" yi gerçek nesnelerin ya da
olguların dikkatimizi bozmasına karşı "varoluşun ayraç içine
alınmasının", dolayısıyla da salt düşünce alanına geçmenin etkin bir
yolu olarak görürken, Scheler bütün varoluşu dürtülerce uyarılmaya karşı
direnme yetisi olarak yorumladığından, ilkece burada ayraç içine alınan
dürtüler ve dürtülenimler olduğunu savunmaktadır. Scheler bize verili
olanın tinsel işleyişimizin en altında yatan kör dürtüler olduğunu
(Aristoteles'in bitkisel tin tasarımını anımsatan), bunların da her
türden biliş etkinliğinin önündeki en büyük engeller olmaları nedeniyle,
Husserlci anlamda asıl ayraç içine alınmaları gerekenin de onlar
olduğunu ileri sürmektedir.
Nitekim Scheler'e göre felsefe özü gereği bir özbilgisi, bir özdenetim,
en önemlisi de alçakgönüllülük üstüne kurulu bir etik kültür edinmeyi
zorunlu kılmaktadır. Felsefenin doğasına yönelik söz konusu açıklamanın
ayrıntılı bir biçimde sunulduğu İnsandaki Bengisel Üzerine (Vom Ewigen
im Menschen, 1921) başlıklı kitabında Scheler, felsefenin baş koşulu
olarak "yapılanma bilgisi" (Bildungwissen) diye adlandırdığı tinsel
özler ile değerler tarafından yapılanmış olmayı göstermektedir. Buna
göre gerçek felsefe Scheler' in gözünde her zaman için özler ile
değerlerin bir uzantısı olacak biçimde kendini yapılandırmış tinsel
kişilerin, yani gerçek filozofların uğraş alanıdır. Bu görüş aynı
zamanda Eski Yunan düşüncesi ile skolastik felsefedeki bilme ediminin
bütünüyle bilinen nesneyle girilen paylaşım ilişkisi olduğu yollu
tasarımı, o nesneyi değiştirmeksizin o nesneye katılma anlayışını
anıştırması bakımından bir hayli dikkat çekicidir. Öz olarak (gua
eessence) düşünüldüğünde bilinen nesne bu anlamda her zaman bilenin
zihnindedir. Felsefenin aynı zamanda dünyanın simgeselliğinden
arındırılması çabası olduğunu ileri süren Scheler, şeylere doğal, ben ya
da grup merkezli "canlı" yaklaşımımızın (sonradan "yaşam dünyası" olarak
temellendirilen) canlılığın önemi uyarınca biçimlenen bir bölümleme
üzerine bina olduğunu belirtmiştir.
Bu anlamda algı, Scheler'e göre her zaman verili olanın bütünlüğünden ya
da toplamından seçilip ayıklanarak olanaklılık kazanmaktadır. Sözgelimi
nesnelerin alımladığımız belli yönleri (bir kirazın kırmızılığı gibi)
amaçlarımıza bu biçimde uygun olmalarından ötürü nesnenin simgeleri olma
işlevini yerine getirmektedirler. Oysa ki felsefi bakış ancak özsel
doğaya ilişkin bütün kavramların görüntüsünün dışına çıkıldığında "gürülebilir
olanı görmemize" olanak tanımaktadır. Bu noktada gerek kültürde gerekse
dilde verili olarak bulduğumuz "doğaya yönelik dünya görüşünün" kendi
çevremizi denetleyebilmemizin temelini oluşturduğu gerçeğine dikkat
çeken Scheler, bu bakış açısından edinilmiş bilginin en az felsefe
bilgisi kadar yetkin olduğunu dile getirmektedir. Ancak burada bilginin
nesnelerinin insan ilgileri karşısında her zaman için göreliliği söz
konusudur. Sözgelimi bilimsel nesneler, bilimsel etkinlik doğası gereği
insanın olağan duyu alanının sınırlarını aşarak insan ilgisinin kapsam
alanını genişlettiğinden dolayı, ancak kendilerine bu türden bir ilgi
doğrultusunda yaşamayı seçmiş bilim adamlarının yaşam ilgilerine
göredir. Felsefe bilgisi, bilimsel bilgi ve kimi görece daha önemsiz
öteki bilgi ilgileri yanında Scheler'in üstünde özellikle durduğu,
"kurtuluş bilgisi" (Heilwissen) diye adlandırdığı bir bilgi türü daha
bulunmaktadır. Scheler'in koyu bir Katolik olduğu dönemde kurtuluş
doğrudan ahlaksal ve dinsel bilgiyle ya da pratikle ilintili bir konu
olarak düşünülür, bireyin tinsel anlamda kurtuluşu demek söz konusu
bireyin "sevgi toplumun" a katılması, o toplumun bir üyesi olarak tinsel
bakımdan tanınması demektir. Buna karşı kurtuluş bilgisi Scheler'in son
dönemlerinde daha çok metafizik bir anlama bürünmüştür.
Bu yeni metafizik yönelimli kurtuluş tasarımında tin özler ve değerler
alanlarına karşılık gelirken, beden ise evrenin maddeselliğini
simgeleyen saltık varlıktaki bütün gerilimler ile çatışkıların
çözülüşünü ifade ermektedir. Scheler'in etiğinin belkemiğini oluşturan
değerler kuramında, değerler her durumda yönelmişliğe konu duygu
nesneleridir. Değerler ya nesneler içinde ya da nesneler üzerine duyulan
niteliklerdir, bu yüzden de ussal yolla anlaşılmaya açık değillerdir. Bu
anlamda değerler "duygusal a priori bir alam meydana getirmektedirler,
çünkü iyilerin ve amaçlann görüngüleri, hatta haz duyulanımları da dahil
olmak üzere, bütün değerler daha baştan bu "a priori' alanın varlığını
varsaymaktadırlar. Değerlerin olumlu ya da olumsuz biçimlerde bize
verili olduklarını ileri süren Scheler, değerler sıradüzeninin en alanda
hazsal ve duyusal değerlerin, onun bir üstünde dirimsellik değerlerinin,
onların üstünde salt doğrulukla ilintili pragmatik çıkarlara konu
olmayan güzellik, adalet, yüreklilik gibi tinsel değerlerin, en yukarda
da tanrısallık değerlerinin bulunduğunu savunmaktadır.
Bu durum Scheler'in değerler öğretisine en büyük katkısı olarak
düşünülen "duygudaşlık" üzerine verdiği ayrıntılı görüngübilim
betimlerinde kendisini göstermektedir. Pek çok felsefe tarihçisinin
Scheler ’in en değerli yapıtı olarak değerlendirdiği Duygudaşlığın Özü
ve Biçimi (Wesen und Formen der Sympathie, 1923) özünde filozoflarca göz
ardı edilmiş değişik duygudaşlık türlerini ortaya serme amacındadır. Söz
konusu yapıtında başta "özdeşleyim" anlayışı olmak üzere çeşitli
metafizik duygudaşlık kuramlarını eleştirel bir gözle inceleyen Scheler,
sevgi ile nefret duygularının kapsamlı bir çözümlemesini sunduktan
sonra, sevginin gerek tinselliğin gerekse kişiselliğin baş koşulu olduğu
saptamasında bulunmaktadır. Buna göre, yalnızca gerçek sevginin özler
ile değerler dünyasının kapılarının aralanmasına olanak tanıdığını
belirten Scheler, insanın doğası gereği seven bir varlık olduğunu
bildirmektedir. Scheler'in özellikle kişinin duygusuyla yöneldiği
nesnelerden daha yüksek olan o nesne üstüne kurulu değerlerin yaratımı
sürecini sevgi olarak tanımlaması, hem varoluşçu hem de görüngübilimci
felsefe çevrelerinde halen yakın bir ilgi uyandırmayı sürdürmektedir.
Max Scheler'in diğer önemli yapıtları arasında;
- Kant'ın biçimsel ahlak felsefesini eleştirdiği (Etikte Biçimcilik ve
Maddi Değer Etiği, 1921),
- Marxçı yaklaşıma eleştirel bir gözle yaklaşan ve bir bilgi
toplumbilimi denemesi olan Die
- Wirreuıfornıen und die Gerellrcbaft (Bilgi Biçimleri ve Toplum,1926)
ile
- Felsefi insanbilim üzerine görüşlerini serimlediği Die Stellrmg der
Menrcheu im Kormos (İnsanın Kozmostaki Yeri, 1928) sayılabilir.
KAYNAK
Felsefe Sözlüğü; A. Baki Güçlü; Erkan Uzun; Serkan Uzun; Ü. Hüsrev
Yoksal; Bilim ve Sanat Yayınları
|