|
Karneades Kimdir?
Şüpheci çığır, Arkesilaos'un Akademia başkanlığında yerine geçenlerden
Kyreneli Karneades'te (214-129) büyük bir ilerleme göstermiştir.
O da Arkesilaos gibi başlıca Stoa ile tartışır; Arkesilaos Zenon ile
savaşmıştı, Karneades ise Khrysippos ile savaşır. Arkesilaos'un Stoa'ya
karşı açmış olduğu polemik ile bu iki çığır arasında başlayan tartışma,
ta milattan önceki birinci yüzyıla kadar sürecek, sonunda iki çığır
arasında bir uzlaşmaya varılacaktır.
Karneades'in tartıştığı Khrysippos (281-208) Stoa'nın ikinci kurucusu
sayılır. Khrysipposenon ile Kleantes'in öğretilerini tamamlamış, geniş
bilgisi, diyaletikteki büyük ustalığı ile ayrıntılarına kadar iyice
işlenmiş bir sistem kurmuştur. Bu sistem, bundan böyle, Stoa'nın ana
çizgileri ile değişmeyen kadrosu özü olarak ta ilk milat yüzyıllarına
kadar ayakta kalacaktır. Khrysippos Kilikya'da Soloili ya da Tarsuslu
imiş. Olağanüstü bir bilgisi, şaşılacak bir çalışkanlığı vardır.
Khrysippos'a göre felsefe, bilgeliğe varmak için bir çalışma, bir
uğraşmadır; felsefe, insan ve tanrı ile ilgili şeyler üzerine bir
bilimdir.
Bundan dolayı da fizik, ahlaktan sonra gelir ve tanrı ile bilgiler,
güçlükleri yüzünden, en sonda yer almalıdır. Bununla birlikte Khrysippos
bilgi dallarının stoa'da yerleşmiş olan sırasını bozmamıştır. Mantık
onunla Stoa'da büyük bir önem kazanmıştır; ama onun için de asıl önemli
olan bilgi öğretisidir ve bunun ağırlık merkezi de "doğruluğun ölçüsü" (kriteriumu)
sorunudur.
Karneades'te başlıca eleştirmesini yine Stoa'lıların bu "doğruluğun
kriteriumu" kavramına, kataleptik tasavvur anlayışına yönelmiştir. Ona
göre, doğru ve yanlış Tasavvurları birbirinden ayırt edebilecek
güvenilir bir ölçü, bir belirti elimizde yok. Karneades Stoa'nın yalnız
bir doğruluk anlayışını eleştirmekle kalmamış, öğretinin bütününe karşı
çıkmıştır. Şüpheciliğini, Arkesilaos ile ölçüldüğünde, çok daha ilke
bakımından temellendirmiş olan Karneades için güvenilecek bir doğru
ölçüsü yoktur. Çünkü bu ölçü duyu algılarında ya da düşünmede (akılda)
aranabilir. Duyu algılarının hepsi rölatiftir. Örneğin, aynı bir kule
uzaktan yuvarlak, yakından dört köşeli görülür, aynı bir gemi üzerinde
bulunana duruyor, kıyıda bulunana yürüyor görünür; böylece her algının
karşısına, karşıtı çıkarılabilir. Düşünmenin (aklın) de güvenilir bir
kaynak, bir dayanak olmadığını göstermek için, Karneades diyalektik
güçlükleri ele alıp Megaralıların ileri sürdükleri şaşırtıcı, bozuk
sonuç çıkarmaları gösterir. Bu yüzden düşünce ile yapılan belirlemeler
de algılarınkinden daha az rölatif değiller.
Stoalılar; bir Önerme (axioma) ya doğrudur, ya da yanlıştır diyorlardı.
Buna karşı Karneades "yalancı sofismi" ile çıkar; bu önerme hem doğru
hem yanlıştır. Sonra her tanıtlama, esasta bir kabule dayanır, ama bu
kabulünde yeniden tanıtlanması gerekir. Böylece düşünce de dönüp dolaşıp
ya sonsuz olarak geriye gitmek zorunda kalırız, ya bir döngü içine
düşeriz, ya da tanıtlanmamış bir kabul ile karşılaşırız. Buna göre:
"doğru" ne duyularla kavranır, ne de akılla çıkarılabilir; çünkü
duyularla edinilen şeyin "gerçek" olup olmadığını hiçbir zaman
bilemeyiz; akılla çıkarımda da hiçbir zaman son, koşulsuz, mutlak olarak
geçersiz olan bir şeye varamayız. Bilgimizin bu iki kaynağı yalnız
başlarına bu işi başaramıyorlarsa, beraber olduklarında, yani iki
"aldatıcı" bir araya geldiğinde de yine bir şey yapamazlar.
Bir Stoalı, Karneades'e "sen doğru bilinemez diyorsun, ama hiç olmazsa
-bu doğru bilinemez- sözünün doğru ve bilinen bir şey olması gerekir"
demiş. Buna karşılık Karneades, kendi önermesinin de kural dışı
kalamayacağını söylemiş; yani kendi savının da mutlak doğruluğu yok, bu
bakımdan ancak olasılı bir değeri var; bu da ancak subjektif bir kanı.
Burada Karneades'in olasılık öğretisiyle (probabilism) karşılaşmaktayız.
Olasılık, bilinemeyen doğru'nun, bir kapalı olan doğrunun bilgisinin
yerine geçen şeydir ve pratik hayat için teorik temel budur.
Bu anlayışa Karneades, tasavvurda bir subjektif, bir de objektif yön
ayırmakla varmıştır: her tasavvur ilkin objenin bir bilgisi, bir
yansısıdır; ikinci olarak sujektif bir şeydir, suje'nin bir durumudur.
Objektif olarak tasavvur doğru ya da yanlış, gerçek ya da gerçek
değildir; subjektif bakımdan da az ya da çok olasıdır, yani bizde az ya
da çok bir inanma yaratır. Bize dışarıdaki bir objeyi az ya da çok
karşılıyor görünür. İşte günlük hayatımızda, pratik eylemlerimizde biz
bu olasılık kriteriumuna yöneliriz ve yönelmemizde gerekir. Bize
doğruluğu olası görünen bir tasavvuru, bu tasavvur başkaları ile çelişik
olmadıkça, kabul eder ve ona uyarız. Yalnız, bu kabulümüzün bir sanı (doxa)
olduğunu da bilmeliyizdir. Bundan dolayı şüpheci bir bilgenin özel
belirtileri şunlar olabilir: Zekice bir ihtiyat, her yönünden görmeye
çalışmak, bilgimizin, bilgimize güvenimizin sınırlarını bilmek, bütün
olanakları hesaba katmak.
Ek Bilgiler
Kyrene'de doğan Karneades, Yeni Akademicilerin en ünlüsüdür. Derin
bir filozof ve eşsiz bir hatip idi. Roma'ya elçi olarak gönderilince
halk önünde felsefe meselelerini tartışma fırsatı buldu; bir gün adaleti
övdüğü, ertesi gün yerdiği, ama her ikisinde de aynı heyecanla
dinlendiği söylenir.
Karneades olasıcılık'ın kurucusudur. Öğretisinin amacı, Stoacıların
duyumculuğunu, kesinlik nazariyesini, Tanrının varlığını ve yüce iyilik
fikrini çürütmekti. Karnaedes'e göre tasavvurlar sağlam bir ölçüt
olmadığı gibi, akıl da sağlam bir ölçüt sayılamaz. Akıllı insanın
yapabileceği tek şey, en doğru bulduğu (çeşitli olasılık dereceleri
vardır) tasavvuru onaylamaktır. Ama bu tercihler hiç bir gerçek görüşü
veya onayı ihtiva etmez.
Karneades'te, hitabet, bir ikna ve zihni şu veya bu tasavvura çelme
sanatıdır. Karneades'ten bugüne yazılı metin kalmamıştır; bundan ötürü,
görüşleri ancak Klitomakhos aracılığı ile tanınır. Cicero ve Sextus
Empiricius bu kaynaktan yararlandılar.
|