|
Karl Heinrich
Marx (Marks)'ın Etkilediği Kişiler
Marx ve Engels'in çalışmaları, toplum ve tarihin kompleks analizini
sunan birçok başlıktan oluşur. Karl Marx'ın görüşleri, özellikle
ölümünden sonra, Marksizm genel başlığı altında incelenir ve tartışılır.
Ama Marksistler arasında Marx'ın yazılarının nasıl yorumlanması ve
varolan olaylara ve durumlara nasıl uyarlanması gerektiği konusunda
çeşitli ciddi tartışmalar vardır. Hatta bu tartışmalar henüz Marx
hayattayken ortaya çıkmıştır, Marx 1883 yılındaki ölümünden önce hem
Paul Lafargue hem de Fransız işçi lideri Jules Guesde'yi "devrimci deyim
tüccarı" olmakla suçlamıştır. Fransa partisi reformist ve devrimci
olarak ikiye bölündükten sonra, devrimcinin lideri Jules Guesde Marx'tan
emir almakla suçlanmış, Marx da Lafargue'ye "Eğer Marksizm buysa, ben
Marksist değilim" demiştir. ("Ce qu'il y a de certain c'est que moi, je
ne suis pas Marxiste", bu söz Engels'in Eduard Bernstein'e yolladığı 2-3
Kasım 1882 tarihli mektubunda geçer.)
Genel olarak, Marksist sözü Marx'ın kavramsal dilini ("üretim biçimi",
"sınıf savaşı", "meta fetişizmi" gibi) kapitalist ve diğer toplumları
anlamak için kullanan ya da işçi devriminin komünist topluma geçişi
sağlayan tek araç olduğuna inanan kişiler için sarf edilir. Marx'ın
kuramının genelini ya da bir kısmını kabul edip bütün akıl yürütmelerini
kabul etmeyen kişilerin nasıl adlandırılacağı da tartışma konusudur.
Marx'ın ölümünden 6 yıl sonra ilk kongresi yapılan İkinci Enternasyonal,
politik hareket için önemli bir merkez oluşturdu. Büyük işçi
partilerinin, özellikle Marksist Almanya Sosyal Demokrat Partisi,
katılımıyla Birinci Enternasyonal'den daha başarılı oldu. Bazı üyelerin
Eduard Bernstein'in ortaya attığı evrimsel sosyalizm teorisine ilgi
duymaya başlaması ve patlak veren 1. Dünya Savaşı 1914'te bu
Enternasyonalin sona ermesine yol açtı.
Vladimir Lenin önderliğinde Marksist Bolşevikler'in Ekim Devrimi ile
Rusya'da iktidarı ele alması dünya çapında büyük bir yankı yarattı.
Moskova'da Mart 1919'da kurulan "Üçüncü Enternasyonalin amacı tüm
dünyada Komünist partilerin kurularak uluslararası proleter devrimine
yahut dünya devrimine yardım etmeleriydi.
Marx, komünist devrimin Fransa, Almanya ve İngiltere gibi ileri derecede
sanayileşmiş ülkelerden başlayacağını düşünüyordu. Lenin ise emperyalizm
çağında "eşitsiz ekonomik ve siyasal gelişme yasasına" bağlı olarak,
Rusya'nın eski bir tarım ülkesi olmasına rağmen aynı zamanda
emperyalizmle ilişkili olarak endüstriyel sıkıntıları yaşayan bir ülkede
zincirin en zayıf halkasından kopacağını, böylece "geri kalmış" diye
tabir edilen bir ülkede devrimin gerçekleşmesinin olanaklı olduğunu, bu
toplumun yaktığı devrim ateşinin Avrupa'nın endüstriyel toplumlarına da
sıçrayacağını söyledi.
Marx ve Engels, Komünist Manifesto'nun 1882 tarihli Rusça baskısına
yazdıkları önsöz bu konuda ışık tutucudur:
"Şimdi sorun şudur: Büyük çapta zayıflamış olsa bile, gene de,
ilkel bir ortak toprak sahipliği biçimi olan Rus obşina'sı, doğrudan
doğruya komünist ortak mülkiyetin üst biçimine geçebilir mi? Ya da
tersine, ilkönce Batının tarihsel evrimini oluşturan aynı çözülme
sürecinden mi geçmelidir?
Buna bugün verilebilecek tek yanıt şudur: Eğer Rus Devrimi,
Batıdaki bir proleter devriminin habercisi olur, ve bunlar, böylelikle,
birbirlerini tamamlarlarsa, Rusya'daki mevcut ortak toprak sahipliği,
komünist bir gelişmenin başlangıç noktası olabilir."
Marx'ın sözleri Lenin için bir başlama noktasını oluşturdu, Troçki ve
Eski Bolşevikler ile birlikte yürüttüğü Rus devriminin "Batıdaki bir
proleter devriminin habercisi" olması gerektiği düşüncesi Komintern'in
de amacıydı (dünya devrimi). Bu bağlamda Komintern'in ilk kongredeki
resmi dilinin Almanca olması ve Lenin'in devrim sırasında yoğun olarak
Alman ajanlığıyla suçlanması tesadüf değildir. Daha sonra Batı'da devrim
hareketlerinin başarısızlığa uğraması ve diğer devletlerin Sovyetler'e
cephe almasından sonra Stalin'in öne sürdüğü "tek ülkede sosyalizm"
Sovyetler Birliği'nde hakim görüş haline geldi. Stalin yönetimine
muhalefetini sürdüren Leon Troçki ve yandaşları Dördüncü Enternasyonal'i
1938 yılında örgütledi.
Çin'de Mao Zedung Marx'a bağlıluğını dile getirmekle beraber komünist
devrimde öncü rolü sadece işçilerin değil köylülerin de oynayabileceğini
söyledi. Henüz köylü toplumlarda işçi sınıfı tam oluşmadığı için
feodalizme karşı gelen köylüler de komünist bir düzenden yana tavır
koyabilirdi. Marx'ın temel görüşlerinden farklı olsa da
Marksist-Leninist çizgiye daha yakın olan bu düşünceler Yeni Demokratik
Devrim teorisiyle dile getirmiştir. Mahir Çayan bu konuda şöyle der:
"Mao'nun bu katkısının özlerini ve temel unsurlarını Lenin'de de
görmekteyiz. Fakat Marksizm-Leninizmin bu son derece önemli iki ilkesi
(milli demokratik devrim ve proleter kültür devrimi), en mükemmel
şekillerini Mao'nun siyasi pratiği içinde almışlardır."
1923 yılında Almanya'da Marksistlerin kurduğu Toplumsal Araştırma
Enstitüsü de Marksist disiplininin eleştirisinde önemli bir rol
oynamıştır ve bu enstitünün bir düşünce akımı olarak ifade edilmesine
Frankfurt Okulu denmiştir. Theodor Adorno, Max Horkheimer, Walter
Benjamin, Herbert Marcuse, Jürgen Habermas önde gelen temsilcileri
arasında yer alır ve bu okulun genel yaklaşım biçimi eleştirel teori
olarak adlandırılır. Bu okul Ortodoks Marksizme karşı çıkmış ve sınıf
bilinci ve ekonomik belirlenimcilik konularında çarpıcı eleştiriler
getirmiştir. Bazı Marksistler de bu okulu Marksizmi pratiğinden
soyutlayıp sadece bir akademik disiplin alanına çekmekle suçlamışlardır.
Frankfurt Okulu'yla birlikte olmamakla beraber aynı dönemde yaşayan
Antonio Gramsci Marksizm'e önemli açılımlar kazandırmıştır.
|