|
Jürgen Habermas
Kimdir?
Jürgen Habermas (d. 18 Haziran 1929, Düsseldorf) Alman felsefeci,
sosyolog ve siyaset bilimci. Eleştirel kuram ve Amerikan pragmatizmi
geleneğine mensuptur. En çok kuramında temellendirdiği kamusal alan (public
sphere) kavramı ve iletişimsel eylemin pragmatizmi ile tanınır.
Çalışmaları bazen Yeni-Marksist olarak adlandırılır; sosyal kuramın
temelleri ve epistomoloji; gelişmiş kapitalst endüstri toplumu ve
demokrasi analizi; eleştirel sosyal evrimci içerikte yasaların hükmü; ve
çağdaş –özellikle Alman—siyaseti üzerine odaklanır. Modern liberal
kurumlar içinde gömülü akılcı-eleştirel iletişim ve insanların iletişim,
tartma ve akılcı çıkarlar peşine düşme yeteneklerinde aklın
olabilirliğine, özgürleştirilmesine yönelik kuramsal bir sistem
geliştirmiştir.
1961 yılında Marburg'da doçent oldu. 1961-1964 yılları arasında
Heidelberg'de felsefe dersleri verdi. 1964 yılında Frankfurt
Üniversitesi'nde felsefe ve sosyoloji profesörü oldu. 1971-1981
yıllarında Starnberg'deki, bilim-teknik dünyasının yaşam koşullarını
araştıran Max Planck Enstitüsü'nün müdürlüğünü yaptı. 1981'de Berkeley
Üniversitesi'nde konuk profesör olarak bulundu. 1982 yılında Frankfurt
Üniversitesi'ne profesör olarak geri döndü. 1994 yılında buradan emekli
oldu ve Northwestern University'de konuk profesör olarak seminerler
verdi.
Kuramı
Habermas geniş çerçeveli bir sosyal kuram ve felsefeye son derece zengin
düşüncelerle uğraşmıştır:
Immanuel Kant, Friedrich Schelling, Georg Hegel, Wilhelm Dilthey, Edmund
Husserl, ve Hans-Georg Gadamer’in Alman felsefi düşüncesi.
Marksist gelenek – hem Karl Marks’ın düşüncesi hem de Frankfurt Okulunun
eleştirel yeni-Marksist kuramı, Max Horkheimer, Theodor Adorno, ve
Herbert Marcuse gibi.
Max Weber, Émile Durkheim, ve George Herbert Mead’in sosyolojik
kuramları.
Ludwig Wittgenstein, J.L. Austin, ve John Searle’in dilbilimsel felsefe
ve konuşma etkinliği (speech act) kuramları.
Charles Sanders, Peirce ve John Dewey’in Amerikan pragmatiklik geleneği,
ve Talcott Parsons ve Niklas Luhmann’ın sosyolojik sistemler kuramı
Yeni-Kantçı düşünce.
Jürgen Habermas, kendi en büyük başarısı olarak iletişimsel akıl ya da
iletişimsel rasyonalizm kuramı ve kavramını görür. Bu akılcı gelenekten
akılcılığı kişilerarası dilbilimsel iletişim yapıları içine
yerleştirmesiyle ayrılır, kozmozun ya da bilme öznelinin yapılarına
yerleştirmez. Bu sosyal kuram, kapsayıcı bir evrensel ahlaki çerçeve
oluştururken, insan özgürleşmesi amaçlarına ilerler. Bu çerçeve evrensel
pragmatiklik denilen –ki tüm konuşma eylemlerinin içsel bir telos’u
(Yunanca amaç ya da hedef) vardır—karşılıklı anlayış hedefi, ve
insanoğlu böyle bir anlayış getirebilecek iletişimsel yeterliliğe
sahiptir tartışmasına yaslanır. Habernas bu çerçeveyi, Ludwig
Wittgenstein, J. L. Austin, ve John Searle’nin konuşma-eylemi (speech-act)
felsefesi, George Herbert Mead’in zihin ve kendi’nin interaktif oluşumu
sosyolojik kuramı, Jean Piaget ve Lawrence Kohlberg’in ahlaki gelişim ve
Heidelberg’in çalışma arkadaşı Karl-Otto Apel’ın ahlak tartımı (discourse
ethics) kuramları üzerinden inşa etmiştir.
Habernas, Kant’ın, aydınlanma ve demokratik sosyalizmin geleneklerini
ilerletir; vurguladığı dünyayı dönüştürme gizilgücüyle ve daha insanca,
adil ve eşitlikçi topluma insanın akli gizilgücünün
gerçekleştirilmesiyle, kısmen de ahlaki tartım (discourse ethics)
yoluyla ulaşılmasıdır. Habernas aydınlanmamın bitmemiş bir süreç
olduğunu teslim ederken, düzeltilmesi ve tamamlanması gerektiğini
tartışır, atılmasını değil.
Sosyoloji için, Habermas’ın en büyük katkısı toplumun evrimi ve
modernizasyonu hakkındaki kapsamlı kuramıdır, bir yandan iletişimsel
akılcılık ve rasyonalizasyon arasındaki ayrıma ve diğer yandan
stratejik/araçsal akılcılığa ve rasyonalizme odaklanır. Bu, Talcott
Parsons’un bir oğrencisi Niklas Luhmann’ın ayrım-bazlı sosyal sistemler
kuramının, iletişimsel duruş açılı bir eleştirisini içerir.
Modernite ve sivil toplumu savunusu pekçok başkaları için bir esin
kaynağı olmuştur, ve postyapısalcılık çeşitlemelerine karşı en önemli
felsefi alternatif olarak adlandırılır. Ayrıca geç kapitalizm ile ilgili
de etkili bir analiz de sunmuştur.
Habermasda toplumun akılcılaşması, insanlaşması ve demokratikleşmesi
görüşü, salt insan türüne özgü iletişimsel yetkinliğinin doğasındaki
akılcılık gizilgücünün kurumsallaştırılmasıdır. Habernas iletişim
yetkinliğinin evrim sürecinde geliştiğine inanır, fakat çağdaş toplumda
çoğu zaman bastırılmış ya da zayıflatılmıştır; pazar, devlet ve örgütler
gibi sosyal yaşam ana alanlarında, stratejik/araçsal akılsallık
tarafından galebe çalınarak ve böylece yaşamdünyası yerine sistem
mantığı geçirilerek.
Kamusal Alan
Jürgen Habermas, kamusal alan (public sphere) kavramı üstüne yoğun
olarak yazmıştır. 18’inci yüzyılda Fransa’daki "café"lerde (coffee
houses) geçen diyalogları kullanmıştır. Politik sorunların akılcı
tartışıldığı yer kamusal alandı ki, burjuva kültürünün kahvehaneler,
entelektüel ve edebiyat salonları ve yazılı basın gibi merkezler
etrafında gelişmesiyle parlamenter demokrasi mümkün olabilmişti. Bu da
Aydınlanmanın eşitlik, insan hakları ve adalet ideallerini ileri
götürebilmişti. Halk alanında bir çeşit akılcı fikir alışverişi ve
eleştirel tartışma normu kılavuzdu ve kişinin tartıştığı fikirlerin gücü
kişinin kimliğinden daha önemliydi.
Habermas’a göre bu etkenlerin değişkenleri nihayetinde Aydınlanmanın
burjuva halk alanının çürümesiyle sonuçlandı. En önemlisi, yapısal
güçler, özellikle de ticari kitle medyası, öyle bir durumla sonlandı ki
medya daha çok bir emtia –mal, tüketilecek bir şey oldu— halk tartışma
alışveriş alanı aracı yerine.
Habermas bu alanı hem onu destekleyen gerçek bir içselyapısal hem de
eleştirel politik tartımın yeşermesine yardım eden normlar ve pratikler
olarak tanımlar. Kamusal alana bir kavram olarak bakmak ile tarihsel bir
oluşum olarak bakmak arasında ayrım yapar. Görüşüne göre, kamusal alan
fikri şu tasarımı da içerir, özel varloluşlar bir halk varoluşu olarak
beraber gidecek ve akılcı mutaalalarla, devleti etkileyecek karar
alımlarıyla uğraşacaktır. Tarihi bir yapılanma olarak halk alanı, aile
yaşamından, iş dünyasından ve devletten ayrı bir “uzam” içerir.
Baş eseri Theory of Communicative Action -İletişimsel Eylem Kuramı-
(1984) kitabında ekonomik ve yönetimsel akılcılaşma güçlerinin yaptığı
tek yanlı modernleşme sürecini eleştirmiştir. Habermas günlük
yaşamımızda resmi sistemlerin artan müdahalelerini, refah devleti,
tekelci büyük şirket kapitalizmi ve kitle tüketim kültürü gelişmeleri
paralelinde işlemiştir. Bu zorlayıcı eğilimler halk yaşamının gitgide
daha geniş sahalarını akılcılaştırmaktadır, bunları etkililik ve
denetimin genelleştirici mantığına indirgemektedir. Rutin politik
partiler ve çıkar gurupları katılımcı demokrasinin yerini alırlar,
toplum gitgide artarak yurttaşların girdilerinden uzak düzlemlerde
yönetilmektedir. Sonuç olarak, halk (kamusal) ile özel, birey ile
toplum, sistem ile yaşamdünyası arasındaki sınırlar bozuklaşmaktadır.
Demokratik halk (kamu:public) yaşamı, yurttaşlara halkca önemli
sorunları tartışabilmelerine kurumların izin verdiği yerlerde
gönenebilir. “İdeal konuşma durumu”nun ("ideal speech situation") ideal
bir tipini tanımlar; aktörler eşit tartışım yetenekleriyle
donatılmıştır, birbirlerinin temel toplumsal eşitliğini tanırlar ve
konuşma ideoloji ya da yanlış kabullerle çarpıtılmaz.
Habermas kamusal alanın yeniden canlandırılması konusunda iyimserdir.
Ulus-devleti etnik ve kültürel benzerlikler temelinde aşmakta olan
politik toplumun, eşit haklar ve yükümlülüklü yurttaşların yasal koruma
donatılı olması halinde, yeni dönemdeki geleceği için ümitlidir.
Demokrasinin bu değişkenlikli kuramı (discursive theory of democracy)
öyle bi toplum gerektirir ki birlikte politik istem belirleyebilsin ve
bunu yasama sistemi düzeyinde uygulayabilsin. Bu politik sistem eylemci
bir kamusal alan gerektirir, burada ortak çıkar sorunları ve siyasi
konular tartışılabilir, ve kamuoyunun gücü karar verme sürecini
etkileyebilir.
Bazı önemli akademisyenler Habermas’ın kamusal alan görüşüyle ilgili
çeşitli eleştiriler yapmışlardır. John Thompson, University of Cambridge
sosyoloji profesörü, Habermas’ın kamusal alan görüşünün, kitlesel-medya
iletişimlerindeki katlanarak büyümeden dolayı modasının geçtiğini
savunur. San Diego University of California’dan Michael Schudson, daha
genelde tartışır, kamusal alan saf akılcı bağımsız tartışmanın hiçbir
zaman varolmadığı bir yerdir.
Avrupa kamusal alanında laiklik ve dinin yerine dair görüşlerini dile
getirdiği, 2004’de yayımlanan Geçiş Zamanı adlı kitabında yer alan
"Tanrı ve Dünya üzerine" başlıklı makalesinde geçen şu ifadesiyle
takipçilerini şaşırtmıştır Habermas: "Batı uygarlığının dayandığı
özgürlük, vicdan, insan hakları ve demokrasi kavramlarının temelinde
Hıristiyanlık ve yalnızca Hıristiyanlık yatar." Ayrıca Habermas'a göre
"bugün hâlâ bu temelden faydalanıyoruz - başka bir seçeneğimiz yoktur;
geri kalan her şey postmodern zırvalamalardan ibarettir"
Habermas bir bilim adamı olduğu kadar halk aydını (public intellectual)
olarak da ünlüdür, en çok, 1980’lerde populer basını tarihçilere (yani
Ernst Nolte, Michael Stürmer ve Andreas Hillgruber) saldırmakta
kullanışıyla, ki onlar tartışılır olarak Nazi yönetimini ve soykırımı (Holocaust)
genel Alman tarihinden ayrı tutmuşlar, Nazizmi Bolşevizme bir tepki
olarak açıklamışlar, ve Alman ordusu (Wehrmacht)’ın 2. Dunya Savaşındaki
kötü ününü kısmen iyileştirmeye çalışmıştılar. Daha yeni olarak,
Habermas Amerikanın Irak işgaline karşı olduğunu açıklamıştır.
Başlıca eserleri
- Strukturwandel der Öffentlichkeit (1962, "Kamusal Alanın Yapısal
Dönüşümü");
- Erkenntnis und Interesse (1968, "Bilgi ve İlgi");
- Technik und Wissenschaft als 'Ideologie' (1968, "İdeoloji" Olarak
Teknik ve Bilim);
- Zur Logik der Sozialwissenschaften (1970, "Sosyal Bilimlerin Mantığı
Üzerine");
- Theorie der Gesellschaft oder Sozialtechnologie. Was leistet die
Systemforschung? (Niklas - Luhmann'la birlikte, 1971, "Toplum Kuramı ya
da Sosyal Teknoloji. Sistem Araştırması Neye Yarar?");
- Zur Rekonstruktion des histo- rischen Materialismus (1976, "Tarihsel
Materyalizmin Yeniden İnşası Üzerine");
- Theorie des kommunikativen Handelns (1981, "İletişimsel Eylem
Kuramı");
- Der philosophische Diskurs der Moderne (1985, "Modernin Felsefî
Söylemi");
- Die nachholende Revolution (1990, "Arkadan Yetişen Devrim");
- Faktizität und Geltung (1992, "Olgular ve Normlar").
|