|
John Locke
Kimdir?
YASAMA GÜCÜ
A. Yasamanın Kaynağı
Locke’un yasama gücünü, devlet gücünün topluluğu ve bu topluluğun
üyelerini korumak için nasıl kullanılacağını açıklama hakkına sahip güç
olarak tanımladığını yukarıda belirtmiştik. Bu yasama gücü nasıl ortaya
çıkar ve kaynağı nedir?
Locke’a göre devlet, topluluğun üyelerinden herhangi birisine dışarıdan
bir başkasının verdiği zararı bir cezalandırma gücüdür. Bu, aynı zamanda
savaş ve barış yapma gücüdür. Yine devlet, topluluğun üyelerinin
arasında işlenmiş olan çeşitli suçlara hangi uygun cezanın verileceğini
saptamak konusunda bir güçle ortaya çıkar. İşte bu güç, yasama gücüdür.
Yasama gücünün ortaya çıkması toplumun üyelerinin tamamının mülkiyetini
olabildiğince korumak içindir. Ancak, unutulmaması gereken, uygar
topluma giren ve herhangi bir devletin üyesi olan herkesin, doğa
yasasına karşı işlenmiş suçları cezalandırma güçlerini bırakmış
olduklarıdır. Dolayısıyla da, suçları yargılama yetkisini yasama
organına vermişlerdir. Yasama organı, gerçekte topluluğun kendisi ya da
temsilcileri tarafından yapılmıştır. Bunun anlamı, devletin yargılarının
aslında kendi yargıları olmasıdır ve bu nedenle, kendi gücünü kullanması
konusunda devlete dilediği zaman kullanacağı bir hak vermiş olmasıdır.
İşte, yasama gücünün (ve aynı zamanda yürütme gücünün) kaynağı
buradadır[1].
İnsanlar siyasal toplumu kurduklarında barış ve güvenlik içinde
mülkiyetlerinin zevkine varmak isterler. Bunun için de, toplumda
yasaların yapılmasını sağlayacak en büyük aygıt ve araçlara ihtiyaç
vardır. İşte, bu bütün devletlerin ilk ve temel pozitif yasası olup,
aynı zamanda yasama gücünü kurmaktadır. Bu, toplumun, toplumdaki her bir
kişinin ve kamu iyiliğinin korunması için yasamanın kendisini de yöneten
ilk ve temel doğal yasa gibidir[2].
Locke, yasama gücünün, aynı zamanda da yürütme gücünün kaynağını halka
indirgemektedir. Bunun anlamı, iktidarın kaynağının bireylerin
iradelerinin dışında aranamayacağıdır. Dolayısıyla, başta monarşiler
olmak üzere, siyasal iktidarların kaynağına ilişkin olarak o zamana
değin kabul edilen meşruluk anlayışını reddetmektedir. Bir diğer
ifadeyle, Locke siyasal toplumun doğuşunu özgür insanların istek ve
iradelerine dayandırmakta, dolayısıyla da meşru bir yönetimin doğuş
biçimini buna bağlamaktadır[3].
B. Yasamanın Niteliği, Kapsamı ve Sınırları
Hayek, liberalizmin tarihiyle aynı olan anayasacılığın tarihini, en
azından Locke’dan bu yana egemenliğin pozitivist anlaşılış biçimine ve
onun müttefiki olan kadiri mutlak devlet anlayışına karşı mücadelenin
tarihi olarak nitelemektedir[4]. Bu ifadelerin kökeninde yatan durum
ise, Locke’un yasama gücüyle ilgili görüşleridir.
Locke’a göre yasama gücü sadece devletin üstün gücü değildir. Aynı
zamanda, topluluğun ellerinde kutsal ve değiştirilmez bir yere sahiptir.
Yasama gücü, toplum kurulurken, toplumu rızalarıyla kuranların
oluşturdukları otoriteye ait olup, başka hiçbir kimseye ya da güce ait
değildir. Meşru otorite toplum kurulurken bu gücü kullanma yetkisinin
verildiği organdır.
İnsanlar bir merasimle topluma bağlanırken, topluma karşı itaat borcu
altına girmişlerdir. Bunu ifaya sadece toplumun kuruluşunda
kararlaştırılan ve yasalar tarafından açıklanan üstün güç zorlayabilir.
Ne herhangi bir yemin, ne herhangi bir yabancı güç ya da toplumdaki
herhangi bir tali güç üyelerin güvenliğine uygun olarak kurulan yasamaya
itaatten toplumun hiçbir üyesini ayıramaz. Toplumdaki üstün olmayan
herhangi bir güce bağlanan birisinin durumu ciddiye alınmaz. Her
toplumdaki üstün güç olan yasama gücü bir ya da daha fazla kişiye süreli
ya da süresiz olarak verilebilir[5].
Yasama gücünü bu şekilde niteleyen Locke, yasamanın sınırlı bir güç
olduğunu “Hoşgörü Üzerine Bir Mektup” adlı eserinde şu şekilde ifade
etmektedir: “İnsanlar... malvarlıklarını korumak amacıyla, karşılıklı
yardımlaşmalarını sağlayan toplumlara girmelerine rağmen, ya kendi
vatandaşlarının yağmacılığı ve hilekarlığı veya yabancıların düşmanca
şiddeti nedeniyle bunları kaybedebilirler. Bunlara engel olmanın çaresi
(dış güçlere karşı) silahlar, zenginlik ve kabalık bir vatandaş
topluluğu; (iç tehlikelere karşı) ise kanunlardır. Bütün bunların
yükümlülüğü ise, toplum tarafından sivil yönetime verilmiştir. Bu
esastır, bu kullanma hakkıdır her devlette ki (en yüksek dereceli) güç
olan kanun koyucu gücün sınırlarını teşkil ederler”[6].
Locke, yasama gücünün sınırsız bir iktidar olmadığını çok açık ve kesin
olarak ifade etmekle kalmaz yasamanın keyfiliğine karşılık dört
sınırlamayı da açıkça belirtir.
İlk olarak, yasama halkın yaşamı ve malı üzerinde dilediği şeyi yapamaz.
Doğa durumunda hiç kimsenin başkasının canı, malı ve özgürlüğü üzerinde
ihtiyari bir gücü yoktur. Bu nedenle, siyasal topluma geçilirken,
kimsenin sahip olmadığı böyle bir ihtiyari gücü yasa yapıcılarına
vermeleri söz konusu değildir. Dolayısıyla, yasama gücü insanların
siyasal toplumu kurarken sahip oldukları hak ve yetkilerle sınırlıdır.
En büyük sınır ise, kamu iyiliğidir. Yasamanın görevi insanların
canlarını, özgürlüklerini ve mülkiyetlerini korumak olduğuna göre, bu
amaçla kurulan yasamanın kişileri köleleştirme, yoksullaştırma hakkına
sahip olması mümkün değildir. Doğa yasasının zorunlulukları toplum
halinde bitmez. Doğa yasası bütün insanların sonsuza dek ayakta kalacak
kurallarıdır. Üstelik doğa yasasının temeli insanlığın korunması
olduğuna göre, yasa yapıcılar doğa yasasına uygun kurallar yapmak
durumundadır[7].
İkinci olarak, yasama irticalen alınan ihtiyari kararlar ile bir güç
kullanamaz. Yasama, sabit yasalarca yetkilendirilmiş yargıçlar eliyle ve
buyruk altındaki hakları yürürlüğe koyarak, adalet dağıtmakla
sınırlıdır. Doğa yasası, insanların tutkuları yüzünden yanlış
kullanılabilir ve yargının kurulmadığı yerde insanları yanlışlıklarına
ikna edebilmek kolay değildir. Yasama gücünün sözcüsü, uygulayıcısı ve
özellikle her bir yerdeki yargıcı insanların yaşamlarının bağlı olduğu
mülkiyetlerini ve haklarını sınırlamak suretiyle hizmet edemez. Oysa
asıl amacı hizmet etmektir. Üstelik insanlar doğa durumundan topluma
geçerken barış, huzur ve mülkiyetlerinin korunması için duydukları aynı
şüphe ile kendilerini yöneteceğini düşünerek yasama gücünü topluma
koymuşlardır[8].
Üçüncüsü, yasama insanların izni olmadan onların mülkiyetinin hiçbir
parçasını alamaz. İnsanlar topluma girerlerken mülkiyetlerinin
korunmasını amaçladılar. Yönetimin de amacı budur[9]. Bununla birlikte,
yönetimlerin giderleri vardır ve bunların karşılanması için insanlar
varlıklarından bir oranı, bunların korunmasının karşılığı olarak
ödemelidirler. Bu olmaksızın yönetimler ayakta kalamazlar. Fakat bu
kendilerinin ya da seçtikleri temsilcilerinin iznine bağlı olarak
gerçekleştirir. İnsanların izni olmaksızın, hiç kimse halkın vergisini
zorla alamaz. Aksi halde, mülkiyetin temel yasasına saldırılmış
olur[10].
Dördüncü ve son olarak da, yasama yasa yapma gücünü başkasına
devredemez. Çünkü, yalnızca halk yasama gücünü kullanacakları belirleme
hakkına sahiptir[11].
Her devlette, bütün yönetim biçimlerinde yasamanın sınırları bunlardır.
Bu, doğa ve Tanrı yasası olup topluma koyulmuştur. İnsanlar, aralarında
ayırım yapılmadan yürürlüğe konan yasalarla yönetilir. Bu yasaların
amacı halkın iyiliği olmalıdır. Mülkiyetten vergi alınması halkın
doğrudan ya da temsilcilerinin iznine bağlıdır. Yasama, yasa yapma
gücünü başkasına devredemez ve bu gücü belirleme yetkisi halka
aittir[12].
Locke yasama gücünü böylece ifade etmek suretiyle, yasa koyucunun
sınırsız gücü olmadığını, aksine yasama yetkisinin belirli bir tarzda
hareket etme yetkisi olduğunu savunmaktadır. Yasama yetkisini elinde
bulunduranlar, sadece genel kurallar yapmalıdırlar[13]. Locke’un bu
savunusu özellikle İngiliz İç Savaşı sırasında parlamentonun yetkilerini
kötüye kullanmasından ötürüdür. Parlamentonun bu tutumu, eski Whiglerin
onsekizinci yüzyıla kadarki doktrini olan yasama meclislerinin de
sınırlamaya tabi tutulması anlayışını doğurmuştur. Bu görüşün en meşhur
ifadesini ise, Locke yukarıda ifade edilen görüşleriyle dile
getirmiştir. O’na göre yasama gücü belirli bir şekilde hareket eden
otorite olup, belirli durumlarda değiştirilemeyecek ve ilan edilmiş
yerleşik kanunlarla yönetmelidirler[14].
C. Yönetim Biçimleri-Yasama İlişkisi
Locke’a göre, toplumda insanların üzerinde ilk birleştiği şey,
topluluğun bütün gücüne çoğunluğun sahip olduğudur. Topluluk için
yasalar yapıldığında bu gücün tamamı kullanılabilir ve onların atadığı
memurlar tarafından bu yasalar yürütülür. Yönetimin bu biçimi tam bir
demokrasidir.
Eğer seçilen birkaç kişi ve onların varisleri veya haleflerinin ellerine
yasaları yapma gücü verilmiş ise, bir oligarşidir; ya da bir kişinin
eline bırakılmış ise, bu bir monarşidir; eğer ona ve varislerine aitse
bir ırsi monarşi; eğer kayd-ı hayat şartıyla olup ölümü üzerine bir
halef atama gücü halka geri dönerse bir seçimli monarşi söz konusudur.
İnsanlar iyiyi düşündüğünden, topluluk bundan dolayı, yönetim
biçimlerini karıştırmak ve birleştirmek suretiyle karma bir yönetim
biçimini de belirleyebilir.
Eğer yasama gücü çoğunluk tarafından ilk olarak bir veya birkaç kişiye
yaşamları boyunca verilmiş ise ya da sınırlı bir zaman için verilmişse,
bundan sonra üstün güç tekrar insanlara döner. Bu şekilde geri
döndüğünde topluluk istediğine yeniden bu gücü verebilir ve böylece yeni
bir yönetim biçimi kurulabilir. Bundan sonra yönetim biçimi, yasama
gücünün görevlendirilmesiyle bağlanır. İkinci derecede bir gücün bunu
tasarlaması imkansız olup üstün yasa yapıcıdan daha yüksek herhangi bir
emretme yetkisi yoktur. Bundan dolayı devlet biçimini bu şekilde
belirleyen yasa yapıcı güçtür[15].
Görüldüğü üzere, Locke yönetim biçimlerini belirlerken, kriter olarak
yasama gücünü kullanan kişi ya da kişileri ele almaktadır[16]. Böylece,
siyasal sistemin odağına siyasal toplumu oluşturan bireylerin ya
kendilerinin ya da temsilcilerinin oluşturduğu yasama gücünü oturtmakta,
mutlak monarşinin meşruluk temellerini reddetmektedir.
Bununla birlikte, demokratik yönetimin işleyişinde çoğunluk kuralı
eleştirilmiştir. Russell’a göre, Locke’un uygar toplum daha büyük bir
saygının gerekli olmadığı konusunda uzlaşmadıkça çoğunluk kuralı
geçerledir yaklaşımı görünüşte demokratiktir. Çünkü, Locke kadınları ve
yoksulları yurttaşlık hakları dışında bırakmıştır[17]. Dahl’da bir
bakıma Locke’un yurttaşlık bakımından sınırlı bir kategorik
nitelendirmede bulunmakla, demosa üye olmak bakımından kategorik ve
nitelendirilmemiş bir hakka sahip olduğu yolundaki kendi görüşünü, bunun
gerçekten kendi görüşü olması koşuluyla torpillemiş olacağını ifade
etmektedir[18]. Bunlara rağmen, Locke’un yurttaşların onayına dayanan
bir yasama ve yürütme gücünü öngörmesi her şeyden demokratiktir ve
sınırlı yurttaşlık haklarının ortadan kaldırılması için henüz çok
erkendir.
[1] LOCKE, a.g.e., s.163-64.
[2] LOCKE, a.g.e., s.188.
[3] Ayferi GÖZE, Siyasal Düşünceler Ve Yönetimler, 3.Bası, Bete Basım
Yayım Dağıtım, İstanbul, 1986, s.157.
[4] Friedrich A. HAYEK, Kanun, Yasama Faaliyeti Ve Özgürlük (Sosyal
Adalet Serabı), Çev. Mustafa Erdoğan, Türkiye İş Bankası Kültür
Yayınları, 1995, s.92.
[5] LOCKE, a.g.e., s.188-89.
[6] LOCKE, Hoşgörü Üzerine Bir Mektup, s.42.
[7] LOCKE, Two Treatises Of Government, s.189-90.
[8] LOCKE, a.g.e., s.190.
[9] LOCKE, a.g.e., s.190-91.
[10] LOCKE, a.g.e., s.193. “Mülkiyet hakkının Locke bakımından ne kadar
önemli olduğunu anlamak için, İngiliz Devrimi’nin bir bakıma bu yüzden
patlak verdiğini unutmamalıyız. Gerçekten de, Kral I. Charles,
Parlamentonun iznini almadan vergi koyunca İngiliz halkı bu işlemi
özgürlüğüne, mülkiyet hakkına bir saldırı saymıştı”. AKIN, a.g.e.,
s.131.
[11] LOCKE, a.g.e., s.193.
[12] LOCKE, a.g.e., s.194.
[13] HAYEK, a.g.e., s.81.
[14] Friedrich A. HAYEK, Hukuk, Yasama Ve Özgürlük (Özgür Bir Toplumun
Siyasi Düzeni), Çev.Mehmet Öz, Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları,
1997, s33.
[15] LOCKE, a.g.e., s.186-87.
[16] GÖZE, a.g.e., s.158.
[17] RUSSELL, a.g.e., s.605.
[18] DAHL, a.g.e., s.155.
< Felsefe
Akımları Dizinine Geri Git
< Rasyonalizm
Dizinine Geri Git
< Filozoflar
Dizinine Geri Git
> Bu sayfaya ilişkin etiketler:
John Locke
kimdir, John Locke eserleri,
John Locke felsefesi,
filozof John
Locke, John Locke,
John Locke ve felsefe,
John Locke siyasal
toplum anlayışı nedir, John Locke ve siyasal toplum kavramı,
John Locke siyasal toplum,
yasama,
yasama gücü,
devlet,
güçler
birliği, güç ilkesi |
|