|
John Locke
Kimdir?
İNSAN VE TOPLUM ANLAYIŞI
Locke, ilk İncelemesinde egemenliğin Adem’den yeni çağın krallarına
kadar gelen metafizik egemenlik anlayışını çürüttükten sonra, yönetimin
ortaya çıkışı için başka bir açıklama ve siyasal güç (devlet) için başka
bir kaynak ve bu siyasal gücü elinde tutanları tanımak için de başka bir
yol bulmanın zorunluluğundan söz eder. Bundan sonra Locke’un önce
siyasal gücü tanımladığını görürüz. Ona göre siyasal güç, mülkiyet
alanını düzenlemek ve korumak için ölüm cezası veya daha az şiddetli
cezalar koymak, bu yasaları uygulamak ve yabancıların vereceği
zararlardan devleti korumak için yasa yapmak hakkıdır[1]. Siyasal gücü
bu şekilde tanımlayan Locke, bu siyasal güç nitelemesini ispatlamak
için, çağdaşı Hobbes’un yaptığı gibi doğa durumundan hareket ederek
kuramını ortaya koymuştur.
A. Doğa Durumu
Siyasal düşünceler tarihinde doğa kavramı oldukça önemli bir yer işgal
etmiştir. Ancak, yine de kavramın ne anlama geldiği, siyaset
teorisindeki bir çok kavram gibi yeterince açık değildir. Doğa kavramı
bir çok anlamda kullanılmakla birlikte, James Moore toplumun temelini
doğaya dayandırmaya çalışan görüşlerin üç ana grupta toplanabileceğini
ifade etmektedir. Birincisi, İngiliz ahlak felsefecileri Shaftesbury ve
Hutcheson’un temsil ettiği doğal duygu moralistleri veya doğal duygu
okuludur. İkincisi, Eski Yunan düşüncesi, Stoacılar, Roma Hukukçuları ve
Hollandalı hukukçular yoluyla Locke’un dönemine ulaşan ve bir çok ekol
halinde boy gösteren doğal hukuk okuludur. Üçüncüsü ise, Locke’un en
etkili temsilcisi olarak belirdiği ve doğal hukuk okuluyla iç içe
bulunan doğal haklar okuludur[2].
Doğal hukuk teorileri genel olarak bir doğa durumu ve insan doğası
varsayımından hareketle işe başlar. Sosyal teorinin hareket noktası
insan doğasıdır ve buradaki temel varsayım, insanın iyi veya kötü,
barışsever veya savaşsever olmasıdır.
Doğal hukukçuların neredeyse tamamı, bir siyasal teori geliştermeye
çalışırken insan doğasını olumlu (Locke’da olduğu gibi) ya da olumsuz
(Hobbes’da olduğu gibi) anlamda idealize etmiştir. Fakat hemen
belirtelim ki, genel olarak doğal hukukçular “doğal” ya da “doğa”
deyince, “doğal bir akli kanuniyet”i kastetmektedirler. Akıldan
kaynaklanan doğal hukuk ebedidir, değiştirilemez ve pozitif hukuka her
zaman üstün olduğu gibi, pozitif hukukun doğal hukukun esaslarına uygun
olması gerekir[3].
Locke’a göre siyasal gücü doğru anlamak ve onu kaynağından türetmek
için, bütün insanların doğadaki durumuna bakmak gerekir[4]. Hobbes”un
doğa durumunda, insan insanın kurdudur. Doğa durumunda, doğal koşullar,
ilkel tepkiler ağır bastığından, insanlar birbirlerine karşı amansız bir
savaşa girmişlerdir[5]. İnsanlar arasındaki bu mücadelenin nedenleri
rekabet, güvensizlik ve herkesten üstün olma tutkusudur. Buna karşılık, Locke’a göre doğa durumunda insan özgürlüğü tamdır. Bu, aynı zamanda bir
eşitlik durumudur. İnsanlar özgürdür çünkü, doğa yasasının sınırları
içinde başkalarının iradesine bağlı olmaksızın eylemlerini düzenlerler,
mallarını ve kişiliklerini diledikleri gibi kullanabilirler. Fakat bu
özgürlük durumu, başıboşluk demek değildir. İnsanın kendi kişiliğini ve
mallarını kullanması denetlenemez. Ancak, insan sadece bunların
korunmasından daha soylu bir gerek olmaksızın, kendini veya elinde
bulunan herhangi bir varlığı ortadan kaldırmak özgürlüğüne sahip
değildir. Doğa durumunu yöneten ve herkesi bağlayan doğa yasası, bütün
insanlığa eşit ve özgür oldukları için, başkasının yaşamına, sağlığına,
özgürlüğüne ve mallarına zarar vermemesi gerektiğini öğretir. Doğa
durumunda insanların eşit olması ise, her türlü güç ve yargı hakkının
karşılıklı olması ve bunların kimsenin elinde başkasından fazla
bulunmamasıdır[6].
Dahl’a göre, Locke insanlara, birçok durum bakımından açıkça geçersiz
olmakla birlikte, belirli amaçlar bakımından belirleyici olabilecek bir
tür doğal eşitlik atfetmektedir. Locke, en azından kollektif kararları
gerektiren konularda bütün insanların (veya bütün kişilerin?) önemli bir
anlamda eşit olduklarını veya eşit olduklarının kabul edilmesi
gerektiğini içeren temel bir evrensel inancı paylaşmaktadır. Locke’un bu
vurgulaması, aynı zamanda kutsal dinlerin ortak öğretisinden
esinlendiğini göstermektedir[7].
Nitekim, Locke’a göre insanların hepsi mutlak güç sahibi bir egemen olan
Tanrının işidir. Hepimiz benzer şekilde donatılmışızdır ve tek bir doğa
durumunu paylaşırız. Aramızda, birbirimizi yok etmeye yetkilendirecek
bir kademelenme düşünülemez. Öyleyse, herkes birbirinin hakkına saygı
göstermelidir. Bunun kuralları, doğa yasası tarafından belirlenmiştir.
Doğa durumunda, bir hakkı ihlal edilen kişi, bunun için cezalandırma
hakkına sahiptir. Herkesin saldırganı cezalandırma ve doğa yasasını
uygulamak hakkı vardır[8]. Ancak, doğa durumunda insanların sahip
oldukları bu cezalandırma hakkı insanların kendi davalarının yargıcı
olmalarının akla aykırılığı ve diğer insani zaaflar (öç alma duygusu,
kendisinin veya yakınlarının lehine karar verme gibi) yüzünden aşırı bir
durumu ortaya çıkarabilir. Bunun sonucu ise, karışıklık ve
düzensizliktir[9]. İşte bu durumdur ki, insanların siyasal toplumu
kurmalarına sebep oluşturmuştur. Bu, aynı zamanda siyasal iktidarın
sınırlarının da belirlenmesindeki temel hareket noktasıdır.
B. Savaş Durumu
Locke’un siyasal topluma geçiş nedenine ilişkin olarak doğa durumuyla
yetinmediğini görmekteyiz. Doğa durumundan sonra Locke, savaş durumundan
söz etmektedir. Locke’a göre savaş durumu, bir düşmanlık ve yok etme
durumudur. Doğanın temel yasasıyla, insanın olabildiğince çok korunması,
hepsi korunamayınca da, suçsuzların güvenliği tercih edilmelidir. Bu
nedenle, beni yok etmekle tehdit edeni yok etme hakkımın olması akla ve
adalete uygundur.
Doğa durumuyla savaş durumu arasındaki fark bazı kimselerce
karıştırılmaktadır. İnsanların yeryüzünde ortak bir –aralarında
yargılama yetkisine sahip- üstleri olmaksızın, aklın kurallarıyla
yaşamaları tam anlamıyla bir doğa durumudur. Buna karşılık, onların
yardımına koşacak ortak bir üst olmadan, birisinin bir başkasının
kişiliği üzerinde bir zorlama veya böyle bir niyetin açıklanması savaş
durumudur[10]. Locke bu sözleri muhtemelen Hobbes’un görüşlerine karşı
ileri sürmüştür. Çünkü, Hobbes’ta aynı olan doğa durumuyla savaş durumu,
Locke’ta aynı olmayıp ayrı durumları ifade etmektedir[11].
Locke’a göre, insanların bu savaş durumundan kurtulmak için doğa
durumunu terk ederek toplum haline girmelerinin nedeni budur. Çünkü,
yeryüzünde kendisine başvurularak yardım sağlanacak bir üstün gücün
bulunması, savaş durumunun sona ermesini sağlar ve anlaşmazlığı o güç
karara bağlar[12]. Böylece, Locke özgürlüğün, eşitliğin ve güvenliğin
mevcut olduğu doğa durumunu her an için tehdit edebilecek bir savaş
durumunun ortaya çıkması olasılığına karşı siyasal toplumun kurulduğunu
ve başvurulabilecek bir üstün gücün bu şekilde teşkil edildiğini ifade
etmektedir. Bunun anlamı ise, üstün gücün varlık nedeninin bireylerin
canlarının, özgürlüklerinin ve mal varlıklarının herhangi bir saldırıya
karşı korunmasıdır.
C. Kölelik
Locke’un kölelik üstüne olan görüşleri, yasama gücünün belirlenmesi
bakımından önemlidir. O’na göre, insanın doğal özgürlüğü, dünyadaki
herhangi bir üstün güçten, insan/insanların yasama otoritesinden ya da
onların isteklerine bağlı olmaktan muaf olmalıdır. İnsanın doğal
özgürlüğü sadece doğal yasanın kuralına bağlıdır. Toplum halinde ise,
insanın özgürlüğü oybirliği ile kurulan devletin yasama gücüyle
bağlanabilir. Ancak, bu yasama gücü herhangi bir arzunun ya da herhangi
bir yasanın altında olmayıp, kendisine verilen yetkiye göre karar
alabilir[13].
Locke’un burada takip ettiği yöntem, doğal eşitliğin ne olduğunu
söylemekten çok, ne olmadığını söylemektir. Dolayısıyla, köleliği
anlatışından bunun doğal eşitlik olmadığı sonucunu çıkarabiliriz.
Nitekim, O’na göre hiç kimse, kendisinin sahip olduğundan daha fazla bir
gücü, yani yaşamlarının üzerinde olabilecek bir başka gücü veremez.
Savaş durumu, yasal bir fatih ile bir esir arasında devam eder.
Köleliğin tam koşulu, efendinin, onun ölümü hak ettirecek bir hatasını
cezalandırmayıp, hizmetini kendi faydasına kullanmasıdır. Köleliğin
sıkıntısını, efendisinin arzusuna karşı direndiğinde bulacaktır.
Öyleyse, bir zamanlar herkesin üzerinde anlaştığı sınırlı bir güç için
yapılan sözleşmeye uyulduğunda, savaş durumu ve kölelik duracaktır. Bu
nedenle, hiçbir kimse kendisinde olmayanı, diğer bir ifadeyle,
başkasının yaşamı üzerindeki bir gücü, bir başkasına veren sözleşme
yapamaz[14]. Bunun aksine bir durum, tam anlamıyla bir kölelik
olacaktır. Böylece, Locke kamu otoritesinin meşru alanını, bireylerin
doğa durumunda ve doğa yasasıyla belirlenmiş olan, başta mülkiyet hakkı
olmak üzere bireylerin hak ve hürriyetleriyle sınırlamış olmaktadır.
[1] Bkz., John LOCKE, Two Treatises Of Government, Ed. Thomas I.
COOK, Hafner Press Company, New York 1947, s.121-22. Locke’un mülkiyet
kavramına verdiği anlam oldukça geniş olduğundan, bunu ileride
ayrıntılarıyla inceleyeceğiz.
[2] James MOORE, “Hume’s Theory of Justice and Property”
Political Studies, V.XXIV, n.2 (June 1976), s.104-5,(Atilla YAYLA,
Liberalizm, 2.Baskı, Liberte Yayınları, Ankara 1998, s.29-30’dan
naklen). Doğal haklar okulunun ve özellikle Locke’un teorisinin insan
hakları doktrininin doğuşu üzerindeki etkileri için bkz. Münci KAPANİ,
Kamu Hürriyetleri, 7. Bası, Yetkin Yayınları, Ankara 1993, s.30 vd.
[3] YAYLA, Liberalizm, s.30.
[4] LOCKE, a.g.e., s.122.
[5] AKIN, a.g.e., s.105.
[6] LOCKE, a.g.e., s.122-23.
[7] Robert DAHL, Demokrasi Ve Eleştirileri, Çev.Levent Köker,
Türk Siyasi İlimler Derneği-Türk Demokrasi Vakfı Ortak Yayını,
Ankara,1993, s.106.
[8] LOCKE, a.g.e., s.123-25.
[9] LOCKE, a.g.e., s.127.
[10] LOCKE, a.g.e., s.129-30.
[11] Aynı yönde bkz., RUSSELL, a.g.e., s.611.
[12] LOCKE, a.g.e., s.131.
[13] LOCKE, a.g.e., s.132.
[14] LOCKE, a.g.e., s.132-33
< Felsefe
Akımları Dizinine Geri Git
< Rasyonalizm
Dizinine Geri Git
< Filozoflar
Dizinine Geri Git
> Bu sayfaya ilişkin etiketler:
John Locke
kimdir, John Locke eserleri,
John Locke felsefesi,
filozof John
Locke, John Locke,
John Locke ve felsefe,
John Locke insan ve
toplum anlayışı, John Locke doğal durum,
John Locke savaş
durumu, John Locke kölelik,
John Locke doğa durumu nedir |
|