|
Johannes Eriugena Kimdir?
(810 - 877)
İrlandalı olan Johannes Eriugena kral olan Kel Karl'ın daveti üzerine
Paris'e gelmiştir. "Saray Okulu"nda bir süre hocalık yapmıştır.
Eriugena'dan "Dogmanın Paylaşılması Üzerine" isimli bir
eser bugün elimizde bulunmaktadır. Açık mistik dinsel eğilimler içeren
bu eser, Yeni Eflâtunculuğun güçlü bir biçimde etkisi altındadır;
nitekim daha sonra bu nedenle kilise tarafından reddedilmiştir.
Eriugena'ya göre doğanın, birbirinden ayrı olan, dört alam vardır. Önce
yaratılmamış olan, fakat kendisi yaratan doğa, yani "Allah" vardır.
Eriugena yaratmayı Yeni Eflâtunculuktaki gibi anlar. Allah'tan,
"Eflatun'un ideleri"ni içeren doğa oluşmuştur.
Bu ikinci alanda tüm varlıkların başlangıçsız ve sonrası olmayan
örnekleri bulunur. Doğanın bu ikinci alam Allah tarafından
yaratılmıştır. Ancak, kendisi de, yaratma gücüne sahiptir. Çünkü doğanın
bu bölümünü oluşturan ideler eşyanın meydana gelmesine neden olur.
Doğanın üçüncü alanını, yaratılmış olan ve kendileri yaratmaktan yoksun
bulunan "cisimler" oluşturur.
Son olarak, doğanın bütününde ya da çeşitli alanlarında, yaratılmamış ve
artık kendisi de yaratmayan doğaya; yani "Allah"a, sonunda gerçekleşecek
olan, yeniden kavuşma "eğilim"i vardır. Eriugena'nın düşüncesine göre,
Allah doğanın yalnız başında değil, sonunda da bulunur. Yani evren,
Allah'tan başlayıp yine Allah'a ulaşan bir devir hareketidir. Doğanın
tüm amacı, dönüp dolaşıp sonunda yeniden Allah'a ulaşmaktır.
Eriugena'nın Hıristiyan olmaktan çok Yeni Eflâtuncu olan bu görüşleri,
aynı zamanda "olumsuz ilahiyat"ın da başlangıcı olmuştur. Eriugena'ya
göre Allah konusundaki tüm savunduklarımız doğru olmaktan çok
yanlıştırlar. Çünkü Allah için "mutlak güç sahibidir, bütünlüğün
(vahdet) kendisidir vb.." dediğimde bütün bunlar, Allah'ın niteliğini
tam olarak ortaya koyamayan ve koyamayacak olan sıfatlardır.
Bir cisme bir sıfat yüklediğimiz zaman, aynı zamanda, bu cismin bu
niteliğin karşıtı olanlarını dışında bıraktığını söylemiş oluruz. Söz
gelişi tebeşire beyazdır demek, aynı zamanda, tebeşir siyah değildir
demektir de. Ancak Allah konusunda böyle bir yargıda bulunamayız. Çünkü
Allah'ın var olduğunu bile söyleyemeyiz, zira Allah, aynı zamanda, her
şeyin içinde kaybolduğu bir uçurumdur da.
Görülüyor ki Eriugena için ancak olumsuz ilahiyat mümkündür. Çünkü
Allah'a bazı sıfatlar yükleyip de, bunların karşıtlarını kendisinden
kaldıramıyoruz. Ayrıca Allah'ı "kavramak" da gelişi güzel bir objeyi
kavramaya benzemez. Allah'ı kavramak istersek, yalnızca dikkatimizi
kendisine yöneltmek yeterli değildir. Bunun için bilinci tümüyle
susturmak, tam bir kendinden geçme durumu (cezbe) sağlamak gerekir.
Bu noktada Eriugena felsefesinin tam anlamıyla mistik olan yanıyla
tanışmış bulunuyoruz. Bu türden düşüncelere, yani Allah'ı kavramak için
kesinkes bilincin sınırlarını aşmak gerektiği ve Allah ile ancak
kendinden geçme durumunda birleşebileceği görüşüne, Ortaçağ ve Yeniçağın
tüm mistiklerinde rastlarız. Ancak gerçek ve saf Skolastiğin bu gibi
mistik görüşleri reddedip, onlarla kavgaya tutuşmasını doğal karşılamak
gerekir. Çünkü gerçek Skolastik, Allah'ın niteliğini "yargılarla"
anlamaya çalışır.
Tüm bu mistik eğilimlerine rağmen, Eriugena'yı tam bir Ortaçağ filozofu
sayabiliriz. Çünkü onun felsefesinde de "Allah" asıl konu olarak
işlenmiştir. Ortaçağ felsefesi, her şeyden önce, bir teoloji (ilâhiyat)dir.
Doğa konulan bu felsefe için ancak ikinci plânda gelir.
Ortaçağın ilk dönemleri (V.-X. yüzyıllar) Batı için bir gerileme
dönemidir. Bu dönemde, Eriugena'dan başka ismini anmaya değer bir
özellikte düşünür yoktur. Fakat aynı dönemde "Doğu"nun özellikle
örgütlenme durumunda bulunan "İslâm" dünyasının durumu tümüyle başkadır.
|