|
Herbert Spencer
Kimdir?
Temel eserleri arasında "First Principles" (İlk İlkeler),
"First Principles
of Sociology" (Sosyolojinin İlk İlkeleri), "Social Statistics"
(Sosyal
İstatistik), "Descriptive Sociology" (Betimsel Sosyoloji) adlı kitaplar
bulunan ve fizik ve biyoloji bilimleriyle, siyasi ve toplumsal
liberalizmden oldukça etkilenmiş olan Spencer'in felsefesinin temelinde
evrim düşüncesi vardır. Bilimle dini uzlaştırmayı ve böylelikle de
felsefeye yer açmayı amaçlayan Spencer'a göre, felsefe tüm diğer
bilimlerden genelliğiyle ayrılır. Felsefedeki teorilerin var olan her
şey için geçerli olduğunu öne süren Spencer, evrim öğretisini bu
durumun tek istisnası olarak görmüştür.
Temelleri
Evrim teorisinin deneysel olarak test edilebilir, savunulup
temellendirilebilir bir teori olduğunu belirten Spencer, basitten
karmaşığa, homojen olandan heterojen olana doğru gerçekleştiğini
düşündüğü evrimin, doğadaki, toplum ve ahlâki yaşamdaki örneklerini
gözler önüne sermeye çalışmıştır.
Epistemolojisi
Epistemoloji alanında, insan varlığının bilgisinin
sınırlı olduğunu, bizim yalnızca fenomenleri bilebileceğimizi öne süren Spencer, bir yandan da bu fenomenlerden, her şeye karşın
bilinemez
olanı, fenomenlerin kaynağı ve evrimin temeli olan kavranamaz gücün
varlığını çıkarsayabileceğimizi savunmuştur. O, ilerlemenin bir
rastlantı, insanın kontrolü altındaki bir şey olmayıp, bir zorunluluk
olduğunu belirtmiş, yaşamın, içsel olanın dış çevreye uyarlanmasından,
sürekli olarak ona göre ayarlanmasından başka bir şey olmadığını iddia
etmiştir. Siyaset alanında bireyciliği savunmuş, yaşam, zihin ve
toplumu madde, hareket ve güç aracılığıyla açıklamaya çalışmış olan Spencer, ahlâkın doğal bir temeli olduğunu, ahlâki sonuçların genel
evrim yasasını izlediğini öne sürmüştür.
Etik Anlayışı
Başka bir deyişle, siyaset felsefesi alarmda, eski liberalizmin
en önemli temsilcilerinden biri olan Spencer'a göre, devlet ve toplumun
iki temel şekli vardır: askeri devlet ve endüstriyel devlet. Bunlardan
askeri devlet toplumsal örgütlenmenin başlangıç formu olup, ilkel ve
barbardır, savaş için her zaman hazırdır. Birey, burada savaşta zafer
amacı için bir araçtan başka bir şey değildir. Toplum sıkı ve disiplinli
bir biçimde örgütlenmiştir ve her birey militarizm ve otoriter
yönetimin gerekleri için kendisine tahsis edilmiş olan konumu işgal
eder. Şovenizmle milliyetçilik ve emperyalizmin askeri devlete gerekli
ideolojik esini sağladığını ve devletin ruhban yapısının itaat ve
disiplinin önde gelen erdemler olduğunu öğretmeye yöneldiğini öne süren Spencer'a göre, sanayici sınıfların iktisadi faaliyetleri devletin
askeri ihtiyaçlarına bağlıdır; ekonominin hedefi daha büyük maddi refah
aracılığıyla kişisel mutluluğu arttırmak değil, fakat ortak gücü
başarılı fetihlerle beslemektir.
Spencer'a göre, askeri devlet kendi topraklarını genişlettikçe ve uzun
bir zaman dilimi sonunda barış ve istikrarı sağlayınca, yavaş yavaş
sanayici bir devlet ve toplum olmaya doğru evrim geçirir. Söz konusu
endüstriyel devlet, askeri devletin her bakımdan karşıtıdır. Bireyin
toplumdaki yerini belirleyen şey, statüden ziyade, sözleşmedir. Sanayici
toplum ve devlette, yaşam biçimi gönüllü işbirliğine dayalı olup,
kendiliğindenlik, çeşitlilik, farklılık ve mutabakatsızlık, bireyi
yönetimin en yüce amacı sayma, onun en önemli değerleridir. Bu toplumun
amacı, üyelerine en fazla özgürlüğü ve an yüksek mutluluğu temin
etmektir.
Askeri toplumdan sanayici topluma doğru ilerleme, Spencer'a göre,
yönetimin azalması anlamına gelir, zira hükümet ‘mevcut barbarizmin bir
delili'nden başka bir şey değildir. İnsanlar barışçı, birlikte yaşamaya
gönüllü oldukları, işbirliği yapmayı öğrendikleri ölçüde sanayici toplum
idealine daha çok yaklaşırlar. Bununla birlikte, modern
endüstriyalizmin bizatihi kendisinin yağmacı ve yırtıcı acımasızlığın
yepyeni bir şeklini gün ışığına çıkardığını göremeyen Spencer, bireyin
bir amaç olmaktan ziyade, bir araç konumuna indirgendiğini
kavrayamamıştır. Yine Spencer, on dokuzuncu yüzyıl kapitalizminin temel
erdeminin, barışçı işbirliğinden ziyade, acımasız bir militarizm
olduğunu fark edememiştir.
Sosyalist düşüncenin amansız bir karşıtı olan Spencer, bütün
sosyalizmlerin kölelik olduğunu' ileri sürer. Zira, ona göre, sosyalizm
ya da komünizmde birey, belli bir efendiye değil, bütün topluluğa köle
kılınır ve kölenin efendisinin ‘tek bir kişi ya da bir toplum olması
arasında pek bir fark yoktur.
|