|
Henry Bergson'un Felsefesi
Bergson'un düşünce evreninde odak sorun
"zaman" kavramıdır. O, zaman kavramına başlangıçta kendi çağına dek
gelen bütün filozofların, konuyla ilgili açıklamalarını eleştirmekle
yaklaşmıştır. Ona göre eski felsefenin anladığı zaman, bilimin
ölçülebilen bir uzay (mekân) olarak nitelediği olgudur. Böyle bir görüş
zaman kavramının içerdiği sorunu çözmeye yetmez. Zaman insan bilincinin
bir oluşumu ve yaratıcı gelişimidir. Bu nedenle insan bilincinin dışında
değil, gelişim süreci içindedir. İnsan bilinci ise belleğin oluşturduğu
ayrı bir varlıktır. Belleğin kökeni de geçmişin şimdiki sürede
uzamasıdır. Bellek bu özelliği yüzünden, durağan değildir, geçmişten
bugüne doğru uzayan kesintisiz bir akıştır. Nitekim insanın "bilinçli
varlığının özünü, geçmişin şimdiki sürede uzaması demek olan bellek
kurar, geçmişin geriye dönmesi söz konusu değildir. Deney bunu, doğrudan
doğruya, göstermektedir."
İnsan tin-gövde ikilisinin değil, "ben" in biçimlendirdiği bir
varlıktır. "Ben" ise insan bilincinin bir "kabuk bölümü" us, anlayış
gücü, mantık, bilim gibi katları oluşturur. Bu bölümün biçimlenmesinde
başlıca etken, içinde yaşanan toplumun genel geçerlik taşıyan
koşullarına uymaktır. Bu kabuk bölümün çalışması "nedensellik ilkesi"ne
bağlıdır. Bilincin içini oluşturan öz ise "temel ben" (moi fondamental)
denen varlıktır. "Temel ben" sürekli bir devinim, atılım içindedir. Onun
için durağanlık, belirlenim söz konusu değildir. "Ben"in oluşmasında
bilinç değişmelerinin etkisi büyüktür. Sürekli bir akış niteliği taşıyan
bilinç değişmelerinin aralıklı olarak kavranması "ben" kavramının
doğmasını sağlar.
Değişme bir gelişme süreci özelliği taşır, bu bakımdan kesintisiz bir
ilerlemedir. İlerleme ise canlı varlık için söz konusudur. Bergson
"değişme" kavramından kendine özgü bir anlam çıkararak önceki
bilgelerden ayrılır. Ona göre değişme bir durumdan başka bir duruma
geçmek değil, yeni bir tür ortaya koymak için yaratıcı bir atılımda
bulunmaktır, bu da yaşamın özü gereğidir.
Nitekim "değişmenin yeni bir türün doğmasına olanak sağlayacak aşamaya
ulaşabilmesi için genel bir duruma dönüşmesi, her canlı varlıkta yavaş,
ancak sürekli olarak ortaya çıkması gereklidir." Bu süreklilik yaratıcı
eylemin gerçekleşmesi için başlıca koşuldur. Yaratıcı eylem, değişmenin
verimli bir durum kazanmasına, belli bir olgunluğa varmasına bağlıdır.
Değişmenin başka bir özelliği de bir "çaba" olmasıdır. "Canlı varlığın,
içinde yaşamak gereğinde kaldığı çevreye uyabilmek için tükettiği bir
çabanın ürünüdür."
Değişmenin canlı varlıklarda bir gelişme olduğu açıktır. Canlı varlığın
hangi türü olursa olsun, cansızlar gibi bir kurala bağlı olması özü
gereğidir. Bütün canlı varlıklar da gelişme süreci içinde, "fiziksel,
kimyasal yasalara bağlıdır". Bu nedenle "herhangi bir canlıya
kendiliğinden uygulanabilecek, genel geçerlik taşıyan, bir biyoloji
yasası yoktur." Varlık türleri, kendi oluş ortamlarında, özel yasalara
bağlı gibi görünürlerse de doğru değildir, doğru olan değişme ile
gelişmedir. Bir canlının gelişmesi, oğulcuğun (embryon) gelişmesi gibi
sürenin kesintisiz olmasını, geçmişin şimdi de sürüp gitmesini, sonunda
"organik bir belleğin ortaya çıkmasını gerektirir."
Bütün değişmeler, gelişmeler bir süre içinde gerçekleşir. Süre içinde
gerçekleşen gelişme yaratıcı bir atılımdır. Bergson bu yaratıcı atılıma
"elan vital" demektedir. Yaratıcı nitelik taşıyan yaşam atılımı ile
sürekli bir gelişimi, kesintisiz bir evrimi sağlayan "oluş" birbirini
gerektiren iki süreçtir. Birinin bulunmadığı yerde öteki de yoktur. Öte
yandan yaşam atılımı da, evrimi gerçekleştiren oluş da süreye bağlıdır.
Süre bir akıştır, kesintisiz bir ilerlemedir, geçmişin gittikçe büyüyen,
geleceğe doğru uzayan açılımıdır. Bu uzama sürecinde, geçmiş kendi
kendini korur, saklar.Geçmişin kendi kendini koruması, belli bir yerde
durma, kesintiye uğrama anlamına gelmez. Burada sürenin bitmeyen bir
akış oluşu söz konusudur. Akış bir uzayıştır, sonu ve sınırı olmayan,
yalnız kendi kendisiyle tanımlanabilen bir uzayıştır. Öte yandan, süre
bölünemeyen bir devinim, ölçülemeyen bir atılımdır, bir oluştur. Süre
için "vardır" denemez, yalnız "olmaktadır" denebilir. "Vardır" demek,
belli bir anlamda sınırlandırmadır, nesneyi bir "yere" koymaktır. Oysa
süre belli bir yerde değildir, bitmeyen "oluş" tur.
İnsan araç yapan bir varlıktır (homo taber), onu başarıya ulaştıran
yetileri arasında anlayış gücünün (zekâ) önemli bir yeri vardır. Bu
kavrayıcı yeti uzamla ilgili özdeğe karşılıktır. Adına anlak (zekâ) da
denen bu anlayan, kavrayan yetinin özünü "yapma", bir işi başarma,
eylemde bulunma oluşturur. Anlağın başlıca görevi de gövdeyi, bulunduğu
çevreye uydurmak, gövde ile dış nesneler arasındaki ilişkileri kavramak,
özdeği düşünmektir. Bergson l'Evolution Creatrice adlı yapıtında anlağı
tanımlarken, onun gerçek yerinin devinmeyen, cansız, katı nesneler
arasında olduğunu ileri sürmüştür. Ona göre anlak "katı nesneler
arasında bırakıldığı sürece kendini evinde duyar". Bu devinmeyen cansız,
katı nesneler bütün başarıların, çalışmaların, çalışma araçlarının,
kavramların dayanağıdır. Bütün kavramlar, bu katı nesnelerle ilgili
tasarımların yeniden yoğrulup düzenlenmesinden doğmuştur.
"İnsan anlağının geometride başarıya ulaşmasının nedeni de" bu katı
nesnelerle ilgili tasarımlardır. Mantık denen bilimin kökeni de bu
nesnelerdir. Anlak, yapısı gereği, ne yaşamı, ne de süreyi bir bütünlük
içinde kavrayabilir. Ancak, bir dizgeyi yasaya uydurabilir, onu yeniden
kurabilir. Anlağın ayırt etme yetisi vardır.
|