|
Gorgias
Kimdir? (M.Ö. 483-375)
Gorgias, M.Ö. 5. yüzyılda yaşamış olan önemli sofist düşünür. Gorgias
Leontioni'de Sicilya'da doğmuştur.
Doğa felsefesine karşı düşünceler geliştirmiştir. Rölativizmin ve daha
da çok kuşkucu düşüncenin gelişmesinde önemli bir filozof olarak yer
almaktadır. Empedokles'in öğrencisi olmuştur ve ondan hem doğa
felsefesini hem de hitabet sanatını öğrenmiştir. Bu sanattaki
ustalığıyla Atina'da önemli etkilerde bulunmuş ve bu sanatı en önemli
geliştiricilerinden biri olmuştur. Elea Okulu'nun diyalektik anlayışı
üzerinde derin bir etkisi olduğu belirtilmektedir.
Yokluk Üstüne ve Helen'e Övgü adlı eserlerin sahibi olan Gorgias,
kendisini bir görecelikle sınırlamayarak, gerçek bir hiççiliğin ve
kuşkuculuğun savunucusu olmuştur. Hiçbir değerin var olmadığını,
bilginin mümkün olmadığını, insanlara ikna yoluyla her şeyin kabul
ettirilebileceğini, zira insanların bilgiden yoksun olduklarını söyleyen
Gorgias, ikna sanatına, sözün terbiye edilip geliştirilmesine büyük bir
önem vermiştir.
Doğa felsefesinin temel problemi olan varlığı bilme girişimin anlamsız
olduğunu öne sürmüş ve bunu kanıtlamanın uğraşı içinde olmuştur. Onun
düşüncesinde, ne varlığın var olması, ne bilinmesi ne de bir başkasına
aktarılması mümkün değildir. Ünlü üçlü argümanı bu konuda Gorgias'ın
rölativizminin ve kuşkuculuğunun kesin bir ifadesini gösterir;
"Hiç bir şey yoktur; bir şey varsa bile bilinemez; bilinse bile
başkalarına bildirilemez."
Gorgias'ın gerçekten bunu mu kastettiği yoksa bu tezlerin sadece
hitabetin insanları en saçma iddiaları kabul etmeye nasıl ikna
edebileceğini göstermek üzere yapılan denemelerin başlangıç noktasını mı
oluşturduğu tartışılmıştır. Belki de Gorgias, Elea'nın varlık (being),
varlık olmayan (non-being), değişim (change) anlayışları ve bizim
değişebileni tanıma yetimizin dışında olarak, gerçekten felsefenin
umutsuz bir biçimde bizatihi kendini yalanlamak olduğu sonucuna
varmıştır.
Bu yoruma göre, bu 3 itidalsiz noktadaki formülasyon, felsefenin
anlamsız olduğunu gösteren bir dizi düşüncenin parçasını oluşturur. Şu
halde Gorgias, hitabet uygulamasına sadece bir ikna yöntemi olarak
geçmiştir; zira artık doğru bilginin mümkün olduğuna inanmamaktadır. Bu
görüşe göre, rasyonel tartışma (discussion) ve rasyonel kanaat (conviction)
var olamaz, var olan sadece ikna sanatıdır.
Gorgias'a göre hitabet (rhetoric), münakaşa ve rasyonel kanaat aracı
değil, bir ikna yöntemi olarak geliştirilmek için vardır. Onun için
iknanın başta gelen amacı dinleyicilerin görüş ve tutumlarını
değiştirmektir. Kısaca belirtmek gerekirse, Gorgtas, dinleyicilerin
herhangi bir şeyi kabullenmeleri ve doğru bilgiyi elde ettikten sonra
muhtemelen görüşlerini değiştirmeleri için uğraşmıyor. Doğruyu
yanlıştan, geçerliyi geçersizden ayırmak gibi bir derdi de yok; sadece
dinleyiciyi etkilemeye çalışıyor. Hitabet öncelikli olarak bir
kandırmaca aracı haline geldi, en iyi argümanla ikna olmaya açık
katılımcıları olan bir söylem değil.
Gorgias doğru bilginin imkansızlığını açık seçik ileri sürmekte ve
bu sözleriyle de felsefede Septisizm denilen öğretinin başlamasına
düşünsel ortam hazırlamaktadır. Platon retoriğin özünü ve değerini
araştırdığı Gorgias diyalogunda onun retorikçi yanını över. Gorgias
şiire rakip olabilecek etkili bir düzyazı geliştirmeye çalışmış ve bu
amaçla üslup çalışmalarını retoriğin önemli bir bölümü haline
getirmiştir.
Ek Bilgiler
M.Ö. 5.yy.ın ilk çeyreğinde Sicilya’nın Leontinoi kentinde dünyaya
gelmiş olan Gorgias, Syrakusalılara karşı yardım istemek için 427
yılında elçi olarak Atina’ya gittiği zaman artık iyice yaşlanmıştı.
Olası görünse bile yaşamının üç evreye —doğa filozofu (“öğrencisi olduğu
Empedokles’in etkisi altında), diyalektikçi (Elea okulunun etkisiyle) ve
retorikçi (Kolrax ile Teisias’ın etkisi altında) — ayrıldığı yine de
kesinlikle söylenemez. Retorikle ilgili eserlerinden geniş kapsamlı
fragmanlar ve “Helena ile “Palamedes” adlı iki konuşma metni günümüze
kalmıştır. Her çeşit ciddi felsefeyi, her gerçek bilimi kökten reddeden
“Varolmayan Üstüne” başlıklı eserinden —görünüşe göre yazar bu arada
kendini tamamen retoriğe vermişti— uzun ve tipik bir bölüm aşağıya
alınmıştır. H. Gomperz ve W. Nestle gibi kimi çağdaş bilgeler, bu eserde
yer alan üç sayı ve paralojizme dayalı “argümanları” Gorgias’ın bir
‘oyunu”, içeriğiyle ciddi bir şey kastetmediği sofistik retorik bir
gösterişi diye açıklamaktan yanadır.
Oysa bu görüş, Gorgias’ın argümanlarına temel teşkil eden Zenon’un
diyalektiği ile karşılaştırılarak çürütülmüştür. Ayrıca Gorgias’ın
üçüncü say için sıraladığı argümanlar, onun burada bilgi kuramının (ve
dil felsefesinin) gerçek sorunlarına, nesnenin düşünen özneyle ya da
düşünceyle, düşüncenin de kendisini ifade eden sözle ilişkisi sorununa
ciddi şekilde eğildiğini göstermektedir. Ve bu Gorgias aslında hiçbir
şeye inanmamakta ya da yeryüzünde tek bir şeye inanmaktadır: Sözlerin
gücüne, ustalıkla biçimlendirilmiş ve ince bir üslup verilmiş sözlere; o
bu sözlerin insanı şaşılacak derecede etkilediği kanısındaydı, hatta
yurttaşlarında yarattığı mucizeyi etkileri sanatı sayesinde kendisi
görmüş, yaşamıştı, üstelik ciddi şekilde inanmadığı, ne uzmanlığına
(meğer ki salt biçimsel retorik alanında olsun) ne de karakterine özgü
olmadığı halde.
Çünkü Gorgias’ın “sanatının amacı gerçeği idrak etmek değil, sadece
eleştiriden uzak dinleyici kitlesinin gözünü bağlayan, bir Thukydides’in
üslubunu bile derinden etkileyen parlak bir görünüşe ulaşmaktı; ayrıca
bu sanat, Delphoi’deki tanrıya kendi adına som altından bir heykel
adayabilecek kadar gelir elde etmesi ne de yaramıştır. Ne var ki,
Protagoras ile önde gelen diğer sofistlerin insanları eğitme ve onlara
‘erdemi” öğretme konusundaki iddialarını manevi bir değişimden sonra
ilkesel olarak terk eden, kendini teori ve pratikte tamamen retoriğe
veren Gorgiasın davranışı, Platon’un belirleyici hükmüne göre, bu
sofistler için çok tipiktir. Öyle ki günün birinde bu sofistler, Grek
ulusunda öncü güç olan her çeşit ciddi felsefeyle rekabete girişecektir.
Bu yüzden, gerçek varlığı arayan ve bulan Platon’un, parlak görünüşün
ustasıyla, yani retorikle MÖ. 392 yılında “Gorgias” adlı ünlü
diyalogunda giriştiği yok edici hesaplaşma, bunun yalnız nesnel bir hak
ve yetkiden dolayı değil, üstelik —bir an Platon’un karakterini ve dünya
görüşünü düşünürsek— deyim yenindeyse psikolojik bir zorunluluktan
dolayı gerçekleştirildiği göz önüne alınırsa anlaşılır.
KAYNAK
Sokrates’ten Önce Felsefe II; Hazırlayan Wilhelm Capelle; Kabalcı
Yayınevi
|