ANA SAYFA - FELSEFEYE GİRİŞ - FELSEFE TARİHİ - FELSEFE AKIMLARI - FİLOZOFLAR - FELSEFE SÖZLÜĞÜ - OKUMA ODASI - SOSYOLOJİ - PSİKOLOJİ - MANTIK - İLETİŞİM
 

Thomas More ve Ütopya Kitabı Hakkında Akademik Bilgi

Thomas More (1478-1535) hümanist bir İngiliz düşünürü ve bakanlığa kadar yükselmiş bir devlet adamıdır. Katolik olması nedeniyle, VIII. Henri’nin eşinden boşanıp ikinci bir evlilik yapmasına adalet bakanı olarak izin vermemiş, bunun üzerine vatana ihanet suçuyla 1535 yılında idam edilmiştir. 1516 yılında yayınladığı Ütopia adlı yapıtıyla kalıcı bir ün sağlamış, adı bu yapıtla adeta özdeşleşmiştir.

Ütopya sözcüğü Yunanca’da olmayan anlamına gelen ‘ou’ ve yer anlamına gelen ‘topos’ sözcüklerinin bireşiminden oluşur ve ‘olmayan yer’ anlamına gelir.

Ütopya teriminin etimolojik anlamı; Grekçe ‘ou,’ yani ‘olmayan,’ ve ‘topos’ yani ‘yer’ sözcüklerinden gelir. Bu ikisi birleşince ‘olmayan yer’ anlamı çıkar. More’un yapıtına göre bu isimde bir imgesel ülke olsa da bu ülkenin toplum ve devlet modeli gerçekten olamayan, yani ütopik bir modeldir. Yapıtta tümüyle kamumalcı, sosyalizm benzeri bir toplum yapısı betimlenmeye çalışılmıştır.

Ütopik devlet modelinin ilk örneklerinden biri, hatırlanacağı üzere, Platon’un Devlet adlı yapıtında verilmekteydi. Bu yapıtta üç sınışı bir toplum yapısı önerilmekte, bunlardan yönetici ve asker sınıf için sosyalizm benzeri bir düzenleme düşünülmekteydi. Halk tabakası ise kendi haline bırakılmaktaydı. Yönetici ve koruyucu sınıfların mülk edinmeleri yasaklanmakla birlikte emekçi sınıfı mülk edinebilmekteydi. Yönetici sınıfın aile kurması yasaktı ama halka aile kurma izni de tanınmıştı. Asker sınıfın evlilikleri ise denetime tabiydi ve çocukları ellerinden alınmakta, devletin belirlediği bakıcılar tarafından büyütülmekteydi. Platon’a göre, özel mülkiyet ve aile düzeni insanların genel ahlakını bozduğu için yönetici sınıftakilerin bunlardan uzak durması gerekmekteydi. Ancak bu şekilde kendilerini devlet işlerine verebilir, devletin güvenliği, gelişimi ve mutluluğu ancak bu şekilde sağlanabilirdi. Görüldüğü gibi, Platon’un belirlediği toplum ve yönetim biçimi toplumun iki üst sınıfını içine alan bir sosyalizm ütopyasıydı.

Thomas More ise tümüyle sınıfsız bir toplum düşünerek sosyalist yapıyı toplumun tüm katmanlarına yaymıştır. Toplumda eşitlik ilkesi egemendir. Çünkü toplumun mutluluğunu gerçekleştirmenin tek yolu eşitlik ilkesinin uygulanmasıdır; mal mülkün tek tek kişilerde toplandığı, mülkiyetin tek kişi için hak sayıldığı yerlerde eşitlikten söz edilemediği gibi gerçek bir toplumsal huzur ve refah da bulunmaz. Bunun için ülkenin zenginliklerinin insanlar arasında adilce bölüştürülmesi ve özel mülkiyetin ortadan kaldırılması gerekir. Ütopia’daki toplum betimlemesi bu esasa dayanır. Bu devlette sosyal adalet ve eşitlik ilkesi adına özel mülkiyet yasaklanır. Eşitlik ilkesi her alanda eşit bir biçimde uygulanır. Buna göre her şey kamunundur; kamu adına devlet tarafından yönetilir ve denetlenir. Toplum yapısının temel ünitesi ailedir ve aileler her bakımdan birbirlerine eşit düzeydedirler. Oturdukları evler tümüyle birbirine benzer, bu evleri on yılda bir değiştirmek zorundadırlar. Evlerin kapıları kilitlenmez çünkü hırsızlık yapmayı gerektiren bir durum yoktur. Bu toplumda para ve altın kullanımı yasaktır. Lazımlıklar ve kölelerin zincirleri altından yapılır; bu şekilde herkesin altından nefret etmesi sağlanır. İnci ve elmas ise küçük çocuklar için süsleme gereci görevini görür, büyükler için hiçbir anlam ifade etmezler.

Platon’un Devlet’inde belirlenen toplum düzeni yönetici ve asker sınıfları içine alan bir tür sosyalizm ütopyası iken Thomas More sınıfsız bir yapı öngörerek sosyalist yapıyı toplumun tüm katmanlarına yayar.

Ütopia’da tarım birincil ekonomik etkinliktir. Her aile iki yıl boyunca kırsal kesimde kalarak yoğun bir biçimde çiftçilik yapar. Kırsal kesimde aileler sayıları kırk kişiyi bulan çiftlik evlerine dönüşürler, bu ailelerde iki köle bulunur. Aileyi yaşlı ve bilge bir kadın ve erkek yönetir. Bu görev bir tür askerlik görevidir. İki yılı tamamlayan aileler yaşadıkları kente ve eski işlerine dönerler. Ağır ve pis işleri köleler yapar. Köleler ya savaş esirleri ya da ağır suç işleyip cezasını çeken kişilerdir. Ütopya’da kölelerin bulunması mutlak eşitlik ilkesini zedeler gibi görünmektedir. Thomas More bile, bu insanlık ayıbını zihinsel düzeyde bile olsa aşmayı başaramamıştı r. Ütopya’da lüks üretim yasaktır. Sadece evli kadın, evlenmemiş kadın ve evli erkek, evlenmemiş erkek kategorileri vardır. Aile düzeni ataerkildir. Evlenen erkekler baba evinde kalıp baba tarafından yönetilirler. Çok genişleyen ailelerin çocukları başka ailelere aktarılır. Evlenmelerde erkeğin de kadının da bakir olması aranı r. Eğer bu koşul gerçekleşmezse ilgili kişi cezalandırılır. Eş adayları evlenmeden önce birbirlerini yakından görür ve tanırlar. Eşlerden birisinin ötekini aldatması ve şiddetli geçimsizlik boşanma nedenidir. Boşanmada suçlu görülen taraf yeniden evlenemez. Yasal çalışma süresi altı saat olarak belirlenmiş, çalışma süresi dışındaki saatler kültürel ve estetik gelişime yönelik etkinliklere ayrılmıştır. Akşam yemeğinden sonra bir saat oyun oynanır. Gece sekizde yatılır, uyku saati sekiz saattir. Sabahın erken saatlerinde konferanslar verilir. Ancak bunları dinlemek zorunlu değildir. Önemli olan boş gezmemek, yararsız iş yapmamaktır. Devlet yöneticileri bilge kişiler arasından seçimle iş başına gelirler. Bunların başındaki yönetici yaşam boyu görevinde kalır, sadece despotluğa doğru gittiği anlaşılırsa görevinden alınabilir. Hükûmet temsili bir demokrasidir. Doğrudan seçim sistemiyle kurulur. Ülkede özel bilimsel bilgiye sahip kişiler bilim insanı olarak seçilirler ve bilgileri yeterli bulunduğu sürece sadece bu işi yaparlar. Kentler çok büyüdüğünde belli bir nüfus başka kente gönderilir. Tüm kentler kalabalıklaştığındaysa yeni kentler kurulur. Hâlihazırda 54 kent olduğundan söz edilmektedir. Bu kentlerdeki hastanelerde hastalar tedavi edilir, amansız hastalıklarda hastaya intihar önerilir, kabul etmezse bakımı özenle sürdürülür.

Ütopya’da farklı dinlere inanan kişilere hoşgörüyle yaklaşılır. Hoşgörü yasasını çiğneyenler sürgün cezasıyla cezalandırılır. Bir yaratıcının varlığına inanmak bakı- mından tüm dinler eşittir ve herkes Tanrıya ve ölümsüzlüğe inanır. Ütopya’da ateist insanlara da yer vardır. Bunlar yurttaşlıktan ve siyasete katılma hakkından mahrum olsalar da rahatsız edilmezler. Ortaçağın dinsel hoşgörüsüzlüğünden sonra, bu tutum Rönesans ruhunun verdiği başlıca mesajlardan olsa gerektir. Bugün çeşitli dinlerin birbirine karşı gösterdiği hoşgörüsüzlük düşünüldüğünde, More’un hoşgörü ilkesi gerçek anlamda bir ütopya gibi görünmektedir.

Ütopyalılar savaştan da kaçınırlar; savaşmak zorunda kaldıklarındaysa paralı askerler kullanırlar. Bunların da mümkün olduğunca sağ kalmaları istenir. Aslında kendileri savaşa neden olmadıkları için savaşa yol açan toplumu içten zayıflatarak savaşa girişmekten caydırma yolunu tutarlar. Onlar için savaşma nedeni, ya kendi ülkelerinin saldırıya uğramasıdır, ya müttefik oldukları ülkenin saldırıya uğraması- dır ya da saldırıya uğrayan güçsüz devletlerin kendilerinden yardım istemeleri durumunda bu isteği kesinlikle geri çevirmemeleridir. Tüm bu durumlarda yöntemle- içten zayıflatma taktiğini uygulamak saldırganın savaşı başlatmasını önlemek açısından temel yöntemdir. Savaşmak zorunda kalırlarsa paralı askerlerin ücretini karşılayabilmek için altın ve gümüş biriktirmek yararlı görülür. Ütopyalılar kadın erkek ayırt etmeksizin kendileri savaşacakmış gibi savaşçı olarak yetiştirilirler ama insan yaşamı değerli olduğu için ilk ilke, öteki ülkelerin insanlarından paralı askerler devşirmektir. Ütopyalılar savaşçı ruhlarını olağanüstü stratejiler geliştirme yolunda kullanırlar ve karşı tarafı içten çökerterek savaşı kazanmaya çalışırlar.

More’un Ütopyasında tüm dinlere ve hatta dinsiz insanlara hoşgörüyle yaklaşılır. Bu durum Rönesans ruhunun verdiği en temel mesajlardandır.

Burada bir çifte standart var gibi görünebilir çünkü evrensel insanlık sevgisi adına Ütopyalılar, çabalarını müzakere yoluyla savaşı önlemeye yöneltebilirlerdi. Daha doğrusu More bu yöne doğru bir düşünme çizgisi geliştirebilirdi. More bu noktada gerçekçi ve natüralist davranmış görünüyor. İstilacı niyetlerle savaş başlatan bir ülke mutlaka olacağına göre, savunma amaçlı stratejiler bir bakıma haklı görülebilir. Ama bu stratejiler büyük kurnazlık örnekleri olarak karşımıza çıkmakta, bu da Ütopyalıların ahlaksal duyarlılıklarına ters görünmektedir.

Ütopyalıların barış için müzakere etmek yerine kurnaz savaş stratejileri geliştirmeleri ve köleliği sürdürmeleri, ahlaksal duyarlılıklarıyla çelişir görünmektedir.

Thomas More’un Ütopyasında pek çok uygulama insan doğasına aykırı görünmektedir. Bu türden toplum önerilerini ütopya kılan da zaten bu yönleridir. Ütopyalar aracılığıyla dönemin toplumlarına yasal eşitliğin sağlanması, haksız kazancın önlenmesi, tembelliğin ortadan kaldırılması gibi noktalarda mesaj verildiği düşünülebilir. More’un eserin 1. kitabında dönemin İngiltere’sindeki toplumsal ve siyasal düzensizlikleri betimlemesinin sebebi de budur. Yapıtın 2. kitabında betimlenen ütopik düzenin, söz konusu düzensizliklerin giderilmesi adına bir çözüm olarak önerildiği düşünülebilir.

More, Ütopyada ülkesinin içinde bulunduğu toplumsal ve siyasi düzensizliği eleştirmekte ve bu düzensizlikler için çıkış yolu önermektedir.

Hazırlayan:
Sosyolog Ömer YILDIRIM
Kaynak: Ömer YILDIRIM'ın Kişisel Ders Notları. Atatürk Üniversitesi Sosyoloji Bölümü 1. Sınıf "Felsefeye Giriş" ve 2., 3., 4. Sınıf "Felsefe Tarihi" Dersleri Ders Notları (Ömer YILDIRIM); Açık Öğretim Felsefe Ders Kitabı
 


Ana Sayfa | Felsefeye Giriş | Felsefe Dersleri | Felsefe Akımları | Filozoflar | Felsefe Tarihi | Felsefe Sözlüğü | Yeni Felsefe Sözlüğü | Sosyoloji | Psikoloji | Antropoloji | Mantık | Arkeoloji | Okuma Odası | Felsefe Grubu Öğretmenleri İçin Gerekli Belgeler | Ekonomi | İletişim

felsefe | fizik | coğrafya | tarih | Osmanlı Devleti


Düşünce PLATFORMU
  2005'ten beri, felsefe.gen.tr
  Bu web sitesi, Sosyolog Ömer YILDIRIM tarafından derlenmiş ve hazırlanmıştır.
 
Felsefe.gen.tr, felsefeyi tehlikeli hale getirmeyi amaçlamaktadır. (Bakınız: Nietzsche)