ANA SAYFA - FELSEFEYE GİRİŞ - FELSEFE TARİHİ - FELSEFE AKIMLARI - FİLOZOFLAR - FELSEFE SÖZLÜĞÜ - OKUMA ODASI - SOSYOLOJİ - PSİKOLOJİ - MANTIK - İLETİŞİM
 

Soyutlama Nedir?

Soyutlama etkinliğinin gerçekleşebilmesi için, aklın, ayırdığı şeylerin birbirlerine bağlı bir varoluş sergilemediklerini anlaması zorunludur. Bunun için de aklın, birbirinden ayırdığı şeylerin neliği üstüne bir donanımı olması gerekir. Platon’a göre, aklın böyle bir donanımının olması, onun ideal formlara -hiç olmazsa onların izlerine- doğuştan sahip olmasıyla açıklanabilir. Oysa Thomas Aquinas’a göre, akıl doğuştan herhangi bir nesneye sahip değildir (tabula rasa). Bununla birlikte etkin akıl, tanrısal aklın ışığından pay alan bir özelliğe sahiptir ve bu ışıkla, nesnenin taşıdığı hakikat ile aklın hakikati arasındaki ilginin gözlenebileceği bir nesnenin aktüelleştirilmesi etkinliğini ortaya koyar. Thomas Aquinas böyle bir ışığı kabul ederek, Augustinus’un illuminatio’su ile bir ortaklık kurmaktadır.

Buradan hareketle soyutlamanın, gerçeklikte bir olan; fakat birliği oluşturan şeylerin -yukarıda tarifi verilen durumlar dahilinde- birinin diğerine gitmeden bilinebileceği durumlarda geçerli olduğunu söyleyebiliriz. Yani, Thomas Aquinas’ın deyişiyle “biz, sadece varoluşta birleşmiş olan nesneleri soyutlayabiliriz.” Buradaki birlik, ya kısım-bütün ya da madde-form birliği şeklinde ortaya çıktığına göre de iki farklı tür soyutlamadan söz edebiliriz: formun maddeden (Abstractio formae) veya bütünün kısımdan (Abstractio totius) soyutlanması.

Formun özsel doğasının belirli türden bir maddeye dayanmadığı durumlarda, formu maddeden soyutlamak mümkündür. Buradaki belirli türden madde deyişinden, daha önce açıklama fırsatını bulduğumuz iki madde türünden birisini, yani materia signata’yı anlamamız gerekir. Thomas Aquinas’a göre, eğer soyutlanması istenen form, bizzat kendi yapısı gereği bir tür maddeye gereksinim duyuyorsa ve ona dayanıyorsa, o zaman soyutlama olanaksızlaşır. Bununla birlikte ilineklerin kendi aralarında bir düzeni vardır. Sözgelimi, nicelik bu ilineklerin başında gelmektedir ve kendi özsel doğası gereği herhangi bir duyulanabilir maddeye dayanmaz -diğer ilinekler, nitelik ve edilginlik türünden, duyulanabilir maddeyle ilişkilidir-. Onun, yapı sı gereği dayandığı madde türü anlaşılabilir maddedir ve dolayısıyla nicelik adını verdiğimiz ilineksel durum -duyulanabilir- maddeden soyutlanabilirdir. Bu özelliğin ortaya çıkmasında, niceliğin, tözün kavranması işleminde, duyuları aşan bir durumunun olması önemlidir. Dolayısıyla, formun maddeden soyutlanması sonucunda ortaya çıkan nesneler, nicelik ve onun özellikleri olduğundan, bu türden bir soyutlama (Abstractio formae) matematikçinin ortaya koyduğu etkinlik tarzıdır.

Bütünün kısımdan soyutlanması da her koşulda gerçekleşebilecek bir etkinlik tarzı değildir. Thomas Aquinas’a göre, bazı kısımlar türün veya formun kısımları iken bazıları da maddenin kısımlarıdır. İlkinde, bütünün anlaşılabilmesi için kısımları n da bütünle birlikte değerlendirilmesi gerekirken, ikincisinde bütün, kısımları ndan bağımsız bir şekilde tanımı içinde yer alabilir. Formun kısımlarına bir örnek vermek gerekirse, heceyi bir bütün olarak anlayabilmek için harfi de tanımın içine sokmak gereklidir; aksi taktirde hecenin ne olduğu hakkında bir şeyler eksik kalacaktı r. Maddenin kısımları, bütünün tanımı içinde yer almak zorunda değildir; zira insan tanımı, insanın kendisinin akılsal olduğunun, onun parmaklarının veya saçı- nın olduğunun belirtilmesi zorunluluğunu dışarıda bırakır. Bununla birlikte, Thomas Aquinas’a göre, bütün belirlenmiş olan kısımlar insanla ilişkilidir: bu ruh veya bu kemik gibi. Çünkü bunlar, Sokrates veya Platon’un özüne ait olan kısımlardır ve bu yüzden akıl bunları -o- insandan soyutlayabilir. Bu türden soyutlama etkinliğine de bütünün kısımdan soyutlanması (Abstractio totius) adı verilir.

Unutulmaması gereken konu, soyutlama sonucunda ortaya çıkan kavramların bilmenin nesnesi olmayıp (id quod intelligitur) bilmenin aracı (id quo intelligitur) olmalarıdır. Aklın bir tür kurgulaması olan kavramlar, bilginin bizzat kendisi olmuş olsaydı; o zaman bilgimiz bizzat formların kendilerinin bilgisi olacaktı. Böyle bir tarz, bilimin, dışımızdaki dünya olarak adlandırdığımız oluşumun nesneleri hakkında değil; fakat zihnimizde yer bulan kavramların kendileri üzerine yargıda bulunacaktı. Thomas Aquinas’a göre akıl bilgi bakımından potansiyel durumda olmakla birlikte doğuştan herhangi bir bilgiye de sahip değildir (nihil est in intellectu quod prius non fuerit in sensu = zihinde, öncelikle duyularda ortaya çıkmayan hiçbir şey yoktur).

Hazırlayan: Sosyolog Ömer YILDIRIM
Kaynak: Ömer YILDIRIM'ın Kişisel Ders Notları. Atatürk Üniversitesi Sosyoloji Bölümü 1. Sınıf "Felsefeye Giriş" ve 2., 3., 4. Sınıf "Felsefe Tarihi" Dersleri Ders Notları (Ömer YILDIRIM); Açık Öğretim Felsefe Ders Kitabı



Ana Sayfa | Felsefeye Giriş | Felsefe Dersleri | Felsefe Akımları | Filozoflar | Felsefe Tarihi | Felsefe Sözlüğü | Yeni Felsefe Sözlüğü | Sosyoloji | Psikoloji | Antropoloji | Mantık | Arkeoloji | Okuma Odası | Felsefe Grubu Öğretmenleri İçin Gerekli Belgeler | Ekonomi | İletişim

felsefe | fizik | coğrafya | tarih | Osmanlı Devleti


Düşünce PLATFORMU
  2005'ten beri, felsefe.gen.tr
  Bu web sitesi, Sosyolog Ömer YILDIRIM tarafından derlenmiş ve hazırlanmıştır.
 
Felsefe.gen.tr, felsefeyi tehlikeli hale getirmeyi amaçlamaktadır. (Bakınız: Nietzsche)