Sigmund Freud Kimdir?

Psikodinamik yaklaşımda kuramlar psişik enerjinin davranışlar üzerindeki etkisi üzerinde çalışmaktadırlar.



Bu süreçte bu enerjinin kaynağı kimi zaman cinsellik ve saldırganlık içgüdüleri olabilirken, kimi zaman da bireyin bağımlılıkla savaşı olabilmektedir. Psikodinamik kuramlar, kişiliğin bilinçdışı (bilinçaltı) unsurlarla şekillendiğini savunmaktadırlar. Bu yaklaşımın en önemli öncüsü Sigmund Freud'tur. Onu takip eden ve onun kuramına yeni ve farklı yorumlar getiren Carl Gustave Jung, Alfred Adler, Karen Homey ve Erik Erikson gibi kuramcıların kişilik yaklaşımları psikodinamik yaklaşımlar altında incelenmektedir.

Freud'a göre davranışın temeli şu an farkında olduğumuz her şeyi kapsayan bilinç düzeyinde gerçekleşen duygu ve düşüncelerin yerine bilinçdışına ait duygu ve düşüncelere dayanmaktadır. Bu bakış açısı sebebiyle Freud insan davranışıyla ilgili yepyeni görüşlerin temelini atmıştır. Freud'a göre insan davranışının temelinde bilinçdışı güdüler ve dürtüler bulunmaktadır. Bu güdü ve dürtülerin bazıları yok edici olabilirken bazıları da türün devamı açısından önemlidir. Freud'a göre bütün insan davranışları iki temel biyolojik içgüdü tarafından yönlendirilmektedir. Cinsellik ve saldırganlığa bağlı olarak ortaya çıkan bu içgüdüler yaşam içgüdüsü (Eros) ve ölüm içgüdüsü (Thanatos)'tur. Kişilik gelişiminde en etkili güdülerden biri olarak cinsellik güdüsünü, erotik anlamından ziyade yapılan herhangi bir işten elde edilen hanın her türü olarak tanımlamak daha uygun olacaktır (Morris, 2002).



Freud'a göre kişilik; ego, süperego olarak adlandırdığı yapıların etkileşimlerinden meydana gelmektedir. Doğuştan gelen ve bilinçdışı istek ve güdülerden oluşan id,  peşindedir. Sürekli olarak bu istek ve güdülere yönelik doyum arayan ve acıdan kaçan id gerçek dünyaya göre hareket etmez. Dünyadaki gerçeklik onun için önemli değildir. İd için önemli olan bir an önce bu isteklerin haz verici bir şekilde doyurulması ya da sıkıntı veren durumdan kaçılmasıdır. Bunu id iki şekilde yerine getirir. Birinci yol boğazına bir şey takıldığında öksürmek gibi tepkisel davranışlar, bir diğeri ise kendini rahatlatmak için kızdığınız bir arkadaşınıza rüyanızda haddini bildirmek gibi durumları içeren hayal kurma ya da başka deyişle arzu gerçekleştirmedir. Hiçbir zaman hayal yoluyla gerçek yaşamdaki hazzı elde edemeyen idin gerçek dünyayla ilişki kurması yolunda egonun aracılığına ihtiyacı vardır.

Düşünme ve akıl yürütme süreçlerinin kontrolü ego tarafından yürütülür. Ego bilinç, bilinç öncesi ve bilinçdışı etkileşimli olarak çalışmaktadır. İdden gelen haz arayışına yönelik dürtü ve istekleri dış dünya koşullarına göre ayarlayan ego bu dürtü ve isteklerin yerine getirilmesinde gerçeklik ilkesi doğrultusunda aracılık sağlar. Bu süreçte bireyin davranışlarında toplumsal yapı içersinde şekillenen kurallar, gelenekler ve kişiliğin ahlaki boyutunu içeren süperego etkili olur. Toplumsal kalıpların yanı sıra anne babaların ve çevrenin söyledikleri bizim yargılarımızı oluşturduğundan süperego olayları değerlendirirken tüm bu unsurları temel ölçüt olarak ortaya koyar. Superego ve onu oluşturan değerlendirme ölçütleri doğuştan değil sonradan kazanılanlarla şekillenir.



Farkında olmadığımız ama kolaylıkla hatırlanabilecek bilgiler bilinç öncesini oluşturur. Örneğin "halamın ismi nedir?" ya da "İlkokul öğretmeninin adı neydi?" gibi soruların cevapları, o an için aklınızda olmayan fakat bir soruyla hemen ya da biraz üzerinde düşünülerek de olsa çağrılması kolay bilgilerden oluşur. Bilinç ise şu an içinde olduğunuz durumla ilgili olarak tüm hissedilenleri kapsar. Oturduğunuz odadaki koku, o an için gelen ses, kıyafetlerinizin dokusu gibi unsurlar o an için farkında olduğunuz unsurları içerir. Bilinçdışı (bilinçaltı) ise bireyin istese de hatırlayamayacağı ama farkında olmadan davranışlarını yönlendirebilecek unsurları içerir.

Bazen farkında olmadığımız bu bilinçdışı süreçler; dil sürçmeleri, rüyalar ya da hipnoz altında ortaya çıkabilmektedir. İd, ego ve süperegonun işleyişiyle ilgili olarak, paraya çok ihtiyacı olan bir çocuk, arkadaşına ait olan parayı gördüğünde, id bu parayı alıp ihtiyacını gidermesi yolunda bireyi doğrudan hazza gösterecek yolu zorlar. Öte yandan süperego toplum kurallarının, iyi ve kötü davranışın farkında olarak bu davranışın bireyin cezalandırılması, en iyi ihtimalle ayıplanma ve dışlanma ile sonuçlanacağını bilir ve bireyi engeller. Bu süreçte birey id'in istek karşılama yolundaki baskısı ve süperegonun toplumsal ve ahlaki kurallara yönelik baskısı arasında kalır. Bu süreçte ego arabulucudur. İde ve süperegoya bir şekilde "Ben sizin için orta yolu bulacağım" mesajı gönderir.

Dış dünya gerçekliği doğrultusunda arkadaştan borç para istenmesi ya da arkadaşı görmeden paranın alınması bulunan arabulucu çözüm yollarından biri olabilir. Çoğu zaman Freud'un kişilik ile ilgili kuramı bir buzdağına benzetilir. Kişiliğin ve güdüleyici faktörlerin çok az bir kısmı yüzeyde görünürken, kişiliğin ve onu oluşturan davranışların görünmeyen büyük bir kısmı yüzeyin altında yer almaktadır. İdi insanın nefsi, egoyu benlik, superegoyu da vicdan olarak adlandırmak mümkündür. Superegonun varlığı, sadece id ve egodan oluşan bir insanın kişiliğinin bencil olmasının önündeki emniyet anahtarı gibidir. Id ağır bastığında güdülerin egemen olduğu hem kişinin hem de içinde bulunduğu toplumun riske sokulduğu bir yapı ortaya çıkabilir. Buna karşılık superegonun çok baskın olduğu bir kişilik yapısında da davranışların aşırı kontrollü olduğu tutucu kişilik davranışları sergilenir.

Hazırlayan: Sosyolog Ömer YILDIRIM
Kaynak: Ömer YILDIRIM'ın Kişisel Ders Notları. Atatürk Üniversitesi Sosyoloji Bölümü 1. Sınıf "Felsefeye Giriş" ve 2., 3., 4. Sınıf "Felsefe Tarihi" Dersleri Ders Notları (Ömer YILDIRIM); Açık Öğretim Felsefe Ders Kitabı