ANA SAYFA - FELSEFEYE GİRİŞ - FELSEFE TARİHİ - FELSEFE AKIMLARI - FİLOZOFLAR - FELSEFE SÖZLÜĞÜ - OKUMA ODASI - SOSYOLOJİ - PSİKOLOJİ - MANTIK - İLETİŞİM
 

Rene Descartes ve Doğanın Tözsel Yapısı, Töz Nedir?

Descartes, tözü “varolmak için kendisinden başka hiçbir şeye gereksinim duymayan bir şey” olarak tanımlıyordu. Ne var ki bu tanım gerçek anlamda onun sonsuz töz olarak nitelediği Tanrı tözüne uymaktadır. Çünkü Tanrı tözü varlığını salt kendisine borçludur, başka hiçbir şeyin yardım ve katkısına gereksinimi yoktur. Bir başka deyişle Tanrı öncesiz sonrasız olarak kendiliğinden vardır. Tanrının dışında kalan her şey, onun istenciyle ve onun tarafından yaratılmıştır. Ancak Tanrı yarattığı evrenin dışında olduğu için onu bir yana bırakarak Tanrının yaratısı olan bu evrende yine Tanrı tarafından yaratılmış olan farklı yapıda iki tözün hüküm sürdüğünü belirtebiliriz. İçinde bulunduğumuz evren açısından Descartes’in asıl inceleme konusunu bu tözler oluşturmuştur. Bu iki töz varolabilmek ya da varoluşlarını sürdürebilmek için birbirlerine gereksinim duymazlar ve birbirlerinden ayrık yapı- dadırlar. Tek ortak yanları Tanrı tarafından yaratılmış olmaları nedeniyle Tanrıya göre sonlu tözler olmaları ve töz olarak eşit düzeyde bulunmalarıdır.

Descartes’e göre töz, “var olmak için kendisinden başka hiçbir şeye gereksinim duymayan şeydir”

Bu tözler yukarıda büyük ölçüde söylenenlerden dolayı zaten tanışıklık kurduğumuz üzere, “ruh-zihin” ve “madde” tözleridir. Bunlar özsel nitelikleri ile kendilerini var kılarlar: Ruh tözünün özsel niteliği düşünmek, sürekli olarak düşünceler, ideler üretmektir. Bir başka deyişle de bilinç edimleri ortaya koymaktır. Tözü özü ile dile getirmek Descartes’e göre uygun olduğu için, Descartes bu töze “düşünen şey” (res cogitans) adını verir. Madde tözünün özü ise uzamlı olmaktır. Bu nedenle bu töze de Descartes, “uzamlı şey” (res extensa) adını vermektedir. Tözlerin özsel nitelikleri kendilerine ayrılmıştır; sadece kendilerinde bulunur, öteki tözde asla bulunamaz. Bu belirleme evrende hüküm süren bu iki tözü birbirleriyle uzlaşmaz duruma sokmuştur: Düşünen töz uzamlı değildir, uzamlı töz de düşünme yeteneğinden yoksundur.

Descartes’e göre Tanrı sonsuz tözdür ve bunun yanı sıra ruh ve madde olmak üzere iki sonlu töz bulunur. Ruh tözünün özü düşünmek, madde tözünün özü ise yer kaplamaktır.

Tözlerin tüm öteki yüklemleri bu özsel nitelikleri tarafından belirlenir. Oysa tözün özü olmaksızın töz varoluş kazanamazdı; o nedenle bu özsel yüklemler tözden ayrılamazlar. Örneğin düşünme ruh için vazgeçilmez olmakla birlikte düşünmenin farklı değişkileri yerlerini birbirlerine demektedir. Ruh tözünün düşünme temeli üzerinde ikincil düzeydeki önemli bazı yüklemleri, algılamak, anımsamak, imgelemek, kuşkulanmak, uslamlama yapmak, sonuç çıkarmak, istemek, duygulanmak gibi zihinsel edimler ve bunların ürünleridir. Birincil olan yani özsel yüklem ya da nitelik tözü belirlediği için ruh ya da zihin sürekli olarak düşünmektedir; buna göre birey derin uykuda ve baygınlık ya da koma halinde ve hatta ana karnında iken bile düşünmektedir, çünkü düşünmese ruh tözü olarak varlığı ortadan kalkacak. Kuşkusuz bu nokta Descartes’in zamanında ve sonrasında daima tartışmalara konu olmuştur.

Madde-cisim tözünün özsel niteliğinin uzamlılık olduğu biraz yukarıda belirtilmiş idi: Buna göre maddesel tözler uzamsız kesinlikle var olamazlar; uzam, maddesel tözlerin özsel niteliğidir, olmazsa olmazıdır. Descartes, “Böylece uzunluk, genişlik ve derinlikte uzamlılık tözün doğasını oluşturur” dediğine göre, uzama ilişkin biçim, büyüklük, boyutlar, devinimsellik gibi nitelikler nesnenin birincil yüklemleri yani nitelikleri olmaktadır. Bunlar cisimsel tözde zorunlulukla ve nesnel olarak bulunurlar; maddesel töz uzamsız olamaz, uzam da bunlar olmadan olamaz; bunlar nesneyi gerçek anlamda var eden niteliklerdir. Yine de bunlar değişebilir özelliktedirler ya da değişebilir uzam durumlarıdır.

Ama bir de cisimsel tözlerde algıladığımız renk, ses, tat, sıcaklık, soğukluk gibi nitelikler vardır. Bunlar da cisimsel tözlerde uzam değişimleri gibi nesnel olarak mı varolurlar yoksa değil mi? Descartes bunları ikincil nitelikler olarak adlandırmaktadır. Bu nedenle birincilerden ayrıldıkları ortadadır. Descartes’a göre bunlar gerçekte cisimsel tözlerde nesnel olarak yer almazlar. Cisimlerin sinirlerimizi değişik yollarla devindirme yeteneklerinin sonucunda bunları algılayan öznenin varlığında oluşan durumlardır. Kısaca söylemek gerekirse, dışsal şeyler, devinen uzamlı şeyler, bizde renk, ses, tat, koku gibi duyumlara neden olurlar. Bu yüzden Descartes’e göre cisimsel tözler tam olarak göründükleri gibi değildir. Sonuç olarak Descartes şunu belirtir: duyular yoluyla nesneleri ayrımsama pek çok durumda oldukça bulanık ve karanlıktır. Uzam, bizim açık ve seçik olarak cisimsel tözün özüne ya da doğasına ait olduğunu algıladığımız şeydir. Ama renklere ve seslere ilişkin idelerimiz açık ve seçik değildirler. Bu söylenenlerden çıkan sonuca göre, Descartes’ı n yukarıda değerlendirmelerini verdiğimiz bilgi türlerinden dışsal varlıkların duyu temelli bilgilerinin doğruluk koşullarına ilişkin olarak söylenenler şu aşamada daha iyi gerekçelendirilmiş olmaktadırlar. Buna göre uzama ilişkin niteliklerin bilgisi, nicelikle ilişkili oldukları için, yani matematik dille ifade edilmeye uygun oldukları için açık ve seçik olmaya uygundur. Ancak beş duyuya özel olarak verilenlerin bilgisi ise açık olabilir, ne var ki seçik olmaktan uzak kalmaktadırlar.

Bu arada madde tözünün bir açılımı olan fizik evrene biraz daha yakından bakabiliriz: Maddesel tözün hüküm sürdüğü fizik doğa mekanik yasalara göre işleyiş gösterir. Bir başka deyişle fizik doğa basınç ve çarpma yasalarına göre işleyen büyük bir makine gibidir. Bu makinenin devinimleri tümüyle mekaniktir. Buradaki devinimin esası tözün yer değiştirmesidir ya da devinimin yönünün değişmesidir. Devinim içindeki nesneler, birbirleriyle vurma, çarpma, itme ve basınç yapma gibi mekanik ilişkiler içinde bulunurlar. Bu tarz bir işleyiş gösteren doğada hiçbir amaçlılık ve özgür istenç öğesi yer almaz. Fizik doğanın bir üyesi sayılan hayvanlar bile bir makine işleyişi gösterirler. Bir başka deyişle bunlarda, insanlarda olduğu gibi ruh tözünden bir eser bile bulunmaz. Devinimleri tümüyle düzeneksel bir etki tepki yasasına uygun olarak gerçekleşir. Örneğin besinlerine yönelme, kendileri için tehlike oluşturan şeylerden sakınma olguları da yine tümüyle düzeneksel olarak gerçekleşir. Fizik dünyadaki cisimlere uygulanan tüm güçler dışsaldır, bu dışsal güçler, cismin biçiminin bozulmasına yok olmasına neden olabilirler. Çünkü fizik dünyadaki etkileşimler yukarıda belirttiğimiz gibi vurma, çarpma, basınç yapma, ezme biçiminde olabilir. Maddesel cisimlerin yer aldığı fizik doğada hiçbir boşluk yoktur; her yer cisimsel olanla kaplıdır. Bizim boş gibi gördüğümüz yerlerde bile homojen bir yapı gösteren uzay maddesi vardır. Aslında katı cisimler bu maddenin üstünde yüzer durumdadırlar. Şu halde boşluk kavramı Descartes felsefesi ile bağdaşabilir bir kavram değildir. Sonuç olarak uzam dediğimiz şey cisimsel tözün geometrik kavramından başka bir şey olmamaktadır. Burada asıl vurgulanması gereken nokta, cisimsel tözün devinim niteliğine sahip olmasıdır. Devinim cisimsel töze Tanrı tarafından eklenmiştir ve miktarı bellidir; cisimden cisme sürtünme nedeniyle aktarılabilmesine karşın doğadaki toplam devinim niceliği sabit olarak kalmaktadır. Tanrı doğayı yaratırken sabit bir güç ve buna bağlı olarak sabit bir devinim miktarı vererek yaratmıştır. Bundan böyle bu miktarı azaltmak ya da çoğaltmak yönünde Tanrı hiçbir girişimde bulunmaz; aslında yapıtını bir saat ustası gibi yapmış ve kendi işleyişine bırakmıştır. İşleyişi esnasında Tanrının doğaya herhangi bir biçimde el atması söz konusu değildir. Bu da onun yetkinliğinin bir başka deyişle eksiksizliğinin bir simgesidir.

Descartes Felsefenin İlkeleri isimli eserinde “tanrının bu aynı değişmezliğinden belli doğa kuralları ya da yasaları bilinebilir” demektedir. Bununla doğada hüküm süren devinim yasalarına göndermede bulunur. Birinci yasa kabaca şöyle dile getirilebilir: Bir şey, herhangi başka bir şeyden etki almadığı sürece dinginliğini (sükûnetini) ya da devinimini sürdürür: Dinginlikte olan hiçbir cisim kendiliğinden devinime başlamaz ve devinimde olan bir cisim de kendiliğinden devinimini durdurmaz. İkinci yasa, devinen her cisim devinimini düz bir çizgi üzerinde sürdürme eğilimindedir. Eğer dairesel bir yol izliyorsa bu başka cisimlerle karşılaşmasının bir sonucudur ve aslında sürekli olarak çizdiği dairenin merkezinden kaçma eğilimi taşır. Bunun nedeni Descartes’a göre, Tanrının devinimsiz olması ve maddedeki devinim miktarını yukarıda da belirtildiği gibi korumasıdır. Descartes’in belirlediği üçüncü yasa şöyle ifade edilebilir: Eğer düz bir çizgi üzerinde devinimini sürdürmekte olan bir cisim, başka bir cisimle karşılaştığında onun direnç gücü daha fazla ise, bu durumda deviniminden hiçbir şey kaybetmeksizin salt yönünü değiştirir; eğer karşılaştığı cismin direnç gücü daha fazla ise öteki cismi kendisi ile birlikte devindirir ve ötekine verdiği ölçüde kendi deviniminden kaybeder. Yine Descartes bu yasayı da tanıtlamaya çalışırken bir-iki deneyimsel tanıt göstermeye çalışsa da büyük ölçüde tanrısal temele dayanır, yani Tanrının başlangıçta takdir ettiği güç ve devinim miktarının değişmezliği olgusuna gider. Ancak tüm bu yasalarda gösterilen bu metafizik temelin modern fizik biliminin bu alandaki yaklaşımı ile ne dereceye dek bağdaşıp bağdaşmayacağı konusu sorgulanmaya açıktır.

Descartes’in insandaki ruhsallık tözüne doğru gidilen yolda canlı cisimlerin yapı sı üzerine ne düşündüğüne de değinilmesi gerekir. Canlılık olgusunun ilk dışa vurumu olan bitkiler üzerine herhangi bir söylemi olduğuna tanık olamıyoruz. Ancak hayvanlara ilişkin açıklamaları da pek çok kişiye çarpıcı gelmektedir. Hayvanlara ilişkin açıklamaları, fiziksel doğa üzerine söyledikleri tarafından ister istemez belirlenmiştir. Öncelikle Tanrı tarafından yaratılmış iki tür töz, tinsel ve cisimsel tözler vardır. Buradaki can alıcı soru canlı cisimlerin hangi alana ait olacaklarıdır. Descartes’in buradaki tercihi insan dışında tüm canlı cisimleri, cisimsel (maddesel) tözler alanına yerleştirmek biçiminde olur. Şu halde bunların temeli düşünme özniteliği değil, uzam özniteliği olacaktır. Önce şu soruyu soralım: Neden hayvanlar cisimsel tözlerin dünyasına ötelenmektedir? Bunun gerekçesi Descartes’a göre, hayvanların akla, düşünmeye dayalı olarak konuştuklarını ya da bunu yapabileceklerini gösteren herhangi iyi bir kanıtın bulunmayışıdır. Bazı hayvanların kendilerini sözcükler biçiminde sesler çıkarmaya yetenekli kılan organsal düzenekleri vardır. Örneğin papağanlar sözcükleri seslendirebilme anlamında konuşabilmektedirler ama bu durum onların düşünerek konuştuklarını belgeleyecek bir kanıt oluşturmamaktadır. Asıl kanıt bu söylediklerini otomatik olarak gerçekleştirdikleri yönündedir. Ayrıca duygularının işaretlerini vermeleri de yine otomatik bir biçimde olmaktadır. Bazı bedensel işleri ise büyük bir beceri ile yapabilmeleri yine bunu zihinsel yeteneklerinin üstün oluşuna dayandırarak açıklamayı gerektirmez. Çünkü o zaman niye konuşamadıklarını açıklamak zorlaşırdı. Çünkü Descartes’ın dediğine göre konuşmak çok az bir zihinsel yetenek gerektirmektedir. Buna karşılık insanların en az zeki olanları bile düşüncelerini anlatacak sözcük dizilerini oluşturabilmektedirler. Ve yine dilsiz kişiler düşüncelerini anlatmak için başka im sistemlerini öğrenebilir ve onlardan yararlanabilirler. Bu söylenenlerden çıkan sonuca göre, hayvanlar bir akıldan ve zihinden yoksundurlar. Bir başka deyişle hayvanları n ruh tözü ile hiçbir ilişkileri yoktur; onlar madde tözünün bir kipidir (modus) ve sonuç olarak bir tür makine ya da otomattırlar. Böylece hayvanlarda kendine özgü bir hayvan ruhu bulunduğunu kabul eden Aristotelesçi-skolastik kuram dışlanmış olur. Bu noktada Arnauld, hayvanların davranışlarının da bedenden ayrı birlikli bütünlüklü ve bozulamaz bir ruh düşüncesi olmaksızın açıklanamayacağını öne sürdüğü zaman, Descartes, “hayvanların davranışları bizim, zihnin yardımı olmaksızın ortaya çıkan davranışlarımıza benzemektedir,” yanıtını verme yoluna gitmiştir. “Onlardaki biricik devinim ilkesi organlarının yatkınlıkları ve kanı arıtırken yüreğin vuruşu tarafından üretilen canlılık özsularının sürekli bir boşaltımıdır” (akt. Copleston, 1996: 136). Başka bir yerde ise “hayvanları yaşamdan yoksun bırakmadığını, ama bu yaşamın salt yüreğin sıcaklığından oluştuğunu öne sürer; ayrıca organları ile ilişkili olarak duygulandıklarını da eklemek zorunda kalır. Bu açı- dan bazı eylemleri biz insanların bazı eylemlerine benzer görünmektedir. Yine de hayvanlarda bu eylemler bazı canlılık ilkelerine dayanmaktadır. Oysa aynı benzer görünen eylemler insanlarda zihinselliğin ürünüdür. Şu halde hayvanlar ruh tözü ile herhangi bir bağlantıları olmaksızın canlı olma niteliğini belli bir mekaniklik ya da otomatlık içinde gerçekleştirirler.

Descartes’in üç devinim yasası: 1. Bir şey başka bir şeyden etki almadığı sürece dinginlik ya da devinimini sürdürür. 2. Devinen her cisim, devinimini düz bir çizgi doğrultusunda sürdürme eğilimindedir. 3. Her cisim hareketi esnasında direnç gücü daha yüksek bir cisimle karşılaşırsa onun hareketinin etkisiyle yönünü değiştirir, kendi direnci daha güçlüyse o cismi de kendisiyle birlikte hareket ettirir.

Descartes, hemen hemen bu aynı yapıyı insan bedeni için de onaylamaya hazır görünür: Çünkü bedende solunum, sindirim, kan dolaşımı gibi pek çok fiziksel süreç ruhun ya da zihnin bir karışması olmaksızın gerçekleşmektedir. Buna karşılık farkında olarak yürüyebiliriz. Ama zihin bacakları doğrudan olarak devindiremez; bunun için pineal bezdeki canlılık özsularını etkiler ve buradan etki bedene yanı bacaklara geçer; bunu yaparken de yeni bir devinim ya da güç yaratmış değildir, sadece varolanın yönünü değiştirmiş ya da tanrı tarafından yaratılmış olan devinimi uygulamaktır. Bu nedenle insan bedeni de büyük ölçüde öz- devinimli olarak çalışan bir makine gibidir. Yaşayan bir insanın bedeni ile ölü insanın bedeni arasındaki ayrım, tıpkı bir saatin, bozulan ve devinim ilkesi işlemeye son veren bu aynı saat ile olan ayrımına benzetilebilir. Buraya dek söylediklerimizden anladığımıza göre doğada salt insan varlığında, Descartes’in evrende tüketici olarak kabul ettiği iki töz yani maddesel töz ve tinsel töz bulunmaktadır. Bedenimiz maddesel tözü yansıtırken bununla iç içe olarak bulunduğunu düşünmek zorunda kaldığımız bir de ruhumuz ya da zihnimiz bulunmaktadır. Buradaki ilginç nokta, ruhumuz uzamsız bir töz olduğuna göre, bedenle nasıl iç içe bulunabilir ve ayrıca bedenimizle nasıl ilişki içinde bulunabilir? İnsan varlığındaki zihin beden ilişkisi, Descartes’ı uzlaşmaz töz anlayışı bakımından en fazla zorlayan nokta olmuştur. Descartes, insanda zihin-beden ilişkisini belli bir biçimde açıklamaya çalışmıştır. Şimdi bunu biraz daha yakından görmeye çalışalım.

Hazırlayan:
Sosyolog Ömer YILDIRIM
Kaynak: Ömer YILDIRIM'ın Kişisel Ders Notları. Atatürk Üniversitesi Sosyoloji Bölümü 1. Sınıf "Felsefeye Giriş" ve 2., 3., 4. Sınıf "Felsefe Tarihi" Dersleri Ders Notları (Ömer YILDIRIM); Açık Öğretim Felsefe Ders Kitabı
 


Ana Sayfa | Felsefeye Giriş | Felsefe Dersleri | Felsefe Akımları | Filozoflar | Felsefe Tarihi | Felsefe Sözlüğü | Yeni Felsefe Sözlüğü | Sosyoloji | Psikoloji | Antropoloji | Mantık | Arkeoloji | Okuma Odası | Felsefe Grubu Öğretmenleri İçin Gerekli Belgeler | Ekonomi | İletişim

felsefe | fizik | coğrafya | tarih | Osmanlı Devleti


Düşünce PLATFORMU
  2005'ten beri, felsefe.gen.tr
  Bu web sitesi, Sosyolog Ömer YILDIRIM tarafından derlenmiş ve hazırlanmıştır.
 
Felsefe.gen.tr, felsefeyi tehlikeli hale getirmeyi amaçlamaktadır. (Bakınız: Nietzsche)