Karl Popper'in Bilim Felsefesinde Tümervarım Problemi Nedir?

1666 yılında genç bir bilim insanı bahçede otururken yere bir elma düştü.



Elmanın hareketinin neden yukarıya ya da yana doğru değil de doğrudan aşağıya doğru olduğunu merak eden bu bilim insanı Isaac Newton'dı. Bu olay ona kütle çekim teorisi için esin kaynağı oldu. Bu teori elmaların hareketini açıkladığı gibi gezegenlerin de hareketini açıklıyordu. Peki, daha sonra ne oldu? Sizce Newton, bundan sonra teorisinin doğru olduğunu su götürmez biçimde ispatlayan kanıtları bir araya mı getirdi? Karl Popper'e göre hayır!

Bilim insanları, hepimiz gibi, kendi hatalarından ders alır. Bilim, gerçekliğe ilişkin belirli bir düşünce biçiminin yanlış olduğunu fark ettiğimiz zaman derler. Bu iki cümle, dünyanın işleyişi hakkında bilgi edinmek için insanlığın en iyi umudunun ne olduğuna dair Karl Popper'in görüşünü özetler. Popper düşüncelerini geliştirmeden önce birçok insan, bilim insanlarının dünyanın nasıl olduğuna dair bir önseziyle başladığına, sonrasında bu önsezinin doğru olduğunu gösteren kanıtlar topladığına inanıyordu. Popper'e göre bilim insanları teorilerinin yanlış olduğunu kanıtlamaya çalışır. Bir teorinin sınanabilirliği, onun yanlışlanabilir olup olmadığını görmeyi içerir. Tipik bir bilim insanı, cüretkâr bir tahmin veya varsayımla işe başlar, ardından da bir dizi deney ya da gözlemle onu çürünneve çalışır. Bilim yaratıcı ve lıeyecan verici bir girişimdir, ama bir şeyin doğru olduğunu kamtlamaz. Tek yaptığı yanlış bakış açılarından kurtulmak ve bu süreçte doğruya yaklaşmayı ummaktır.



Popper 1902 yılında Viyana'da doğdu. Ailesi daha sonra Hıristiyanlığa geçmiş olsa da Popper Yahudi soyundan gelmekteydi ve 1930'larda Hitler iktidardayken, yerinde bir kararla, önce Yeni Zelanda'ya, daha sonra Lonclon School of Economics'te görev yaptığı İngiltere'ye yerleşti.

Gençliğinde çok geniş bir ilgi alanına sahipti. Bilim, psikoloji, politika ve müzikle ilgileniyordu, ama felsefe onun gerçek tutkusuydu. Yaşamı boyunca hem bilim felsefesine hem de siyaset felsefesine önemli katkılarda bulundu. Popper, bilimsel yöntemini kaleme almaya başlayana kadar birçok bilim insanı ve filozof, bilim yapma yolunun, varsayımları destekleyecek kanıtlar bulmak olduğuna inanıyordu. Eğer bütün kuğuların beyaz olduğunu kanıtlamak istiyorsanız, beyaz kuğuları bol bol gözlemlemeliydiniz. Eğer baktığınız tüm kuğular beyazsa, "bütün kuğular beyazdır" hipotezinizin doğru olduğunu varsaymak mantıklı görünüyordu. Bu tarz bir akıl yürütme, "Şimdiye kadar gördüğüm bütün kuğular beyazdır"dan "Bütün kuğular beyazdır" sonucuna gidiyordu. Fakat gözlemlemediğiniz bir kuğunun siyah olabileceği açıktır. Örneğin Avustralya'da ve dünyadaki birçok hayvanat bahçesinde siyah kuğular bulunur. Dolayısıyla "Bütün kuğular beyazdır" ifadesi, mantıksal kanıtlamanın sonucu olamaz. Hepsi beyaz binlerce kuğu gözlemlemiş olsanız bile, sonuç yine de yanlış olabilir. Bütün kuğuların kesin olarak beyaz olduğunu kanıtlamanın tek yolu, her bir kuğuya tek tek bakmaktır. Tek bir siyah kuğu bile olması durumunda, "Bütün kuğular beyazdır" sonucu yanlışlanmış olacaktır.

Bu problem, David Hume'un on sekizinci yüzyılda kaleme almış olduğu Tümevarım Probleminin bir versiyonudur. Tümevarım, tümdengelimden çok farklıdır. Problemin kaynağı da budur. Tümdengelim, öncüllerin (başlangıç varsayımlarının) doğru olması durumunda sonucun da doğru olmak zorunda olduğu mantıksal bir argüman tarzıdır. Sıklıkla kullanılan bir örneği ele alalım: "Bütün insanlar ölümlüdür" ve "Sokrates insandır" "Sokrates ölümlüdür" mantıksal sonucunun takip ettiği iki öncüldür. "Bütün insanlar ölümlüdür" ve "Sokrates insandır"ı kabul edip, "Sokrates ölümlüdür" ifadesinin doğruluğunu yadsırsanız, kendinizle çelişmiş olursunuz. Bu, "Sokrates hem ölümlüdür hem de ölümlü değildir" demek gibi bir şey olurdu. Bunun üzerine düşünmenin bir yolu da tümdengelimde sonucun doğruluğunun bir şekilde öncüllerde içeriliyor olduğu ve mantığın onu sadece ortaya çıkardığıdır.

Tümdengelimle ilgili başka bir örneğe bakalım:

1. Öncül: Bütün balıkların solungaçları vardır.
2. Öncül: John bir balıktır.
Sonuç: Öyleyse John'un solungaçları vardır.



Birinci önerme ve ikinci önermenin doğru olduğunu, ancak sonucun yanlış olduğunu söylemek saçma, tamamen mantıkdışı olurdu. Tümevarım bundan çok farklıdır. Tümevarım, genellikle, seçili gözlemlerden genel sonuçlara doğru akıl yürütmeyi içerir. Eğer dört hafta üst üste her salı yağmur yağdığını gözlemlerseniz, bundan böyle her salı yağmur yağacağı genellemesinde bulunabilirsiniz. Tümevarıma ilişkin bir örnek olurdu bu. Her salı yağmur yağar iddiasını çürütmek için, yağmursuz geçen tek bir salı günü yeterlidir. Üst üste dört yağmurlu salı günü örneği, bütün olası salı günleri arasından çok küçük bir örnektir. Bununla birlikte, sayısız gözlem yapsanız bile, beyaz kuğularda olduğu gibi, genellemenize uymayan tek bir örneğin varlığıyla engellenebilirsiniz: Yağmursuz geçen tek bir salı veya beyaz olmayan bir kuğu. İşte bu da Tümevarım Problemidir; bu kadar güvenilmez görünen tümevarım yöntemine dayanarak doğrulama problemi. İçeceğiniz bir sonraki suyun sizi zehirlemeyeceğini nasıl bilebilirsiniz? Cevap: Geçmişte içtiğimiz bütün sular gayet iyiydi. Dolayısıyla bunun da iyi olacağını varsayıyorsunuz.

Bu tür akıl yürütmeleri her zaman kullanırız. Ancak onlara bu kadar güvenmek için yeterli gerekçemiz yoktur. Doğada gerçekte orada olmayabilecek bir düzenin bulunduğunu varsayarız. Birçok filozof gibi bilimin tümevarımla ilerlediğini düşünüyorsanız, o zaman Tümevarım Problemiyle yüzleşmeniz gerekir. Bilim, nasıl olur da güvenilebilir olmayan bir akıl yürütme türüne dayanabilir? Popper'in, bilimin nasıl düzenli bir biçimde geliştiği üzerine yorumu bu problemden kaçınır, çünkü ona göre bilim tümevarıma dayanmaz. Bilim insanı gerçekliğin doğasıyla ilgili bilgiye dayanan bir tahminle, bir hipotezle işe başlar. "Bütün gazlar ısınınca genleşir" buna bir örnek olabilir. Bu basit bir hipotezdir, ama bu aşamada, gerçek yaşamda bilim, büyük çapta yaratıcılık ve hayal gücü içerir. Bilim insanları fikirlerini çok çeşitli yerlerden alır. Sözgelimi kimyacı August Kekule rüyasında kendi kuyruğunu ısıran bir yılan görmüştür. Bu fikirle benzen molekülünün yapısının altıgen bir halka olduğu yönündeki hipotezini bilim insanlarının, yanlış olduğunu kanıtlama çabalarına rağmen hâlâ ayakta duran bir hipotez geliştirmiştir. Bilim insanları sonrasında bu hipotezi sınamanın bir yolunu bulurlar, bu örnekte çok sayıda farklı gaz türü alınıp ısıtılır. Fakat "sınamak" hipotezi destekleyen bir kanıt bulmak anlamına gelmez. Hipotezin, onu yanlışlama girişimine dayanabildiğini kanıtlamaya çabalamak anlamına gelir.



Bilim insanları, ideal olarak, hipoteze uymayan bir gaz ararlar. Kuğu örneğini hatırlayalım, tek bir siyah kuğu, bütün kuğuların beyaz olduğuna dair genellemeyi çürütmek için yeterliydi. Aynı şekilde, ısıtıldığında genişlemeyen tek bir gaz, "Bütün gazlar ısıtıldığında genleşir" hipotezini çürüt meye yeterli olurdu. Bir bilim insanı bir hipotezi çürütürse yani yanlış olduğunu gösterirse o zaman bu, yeni bir bilgi parçasının ortaya çıkmasıyla sonuçlanır: Hipotezin yanlış olduğu bilgisi. İnsanlık, bir şeyler öğrendiğimiz için ilerler. Isıtıldığı zaman genişleyen pek çok gazı gözlemlemek, hipotezimiz konusunda belki bize bir parça güven verir ama bilgi vermeyecektir. Ne var ki bir karşı örnek, bize gerçek anlamda bir şeyler öğretir.

Popper için herhangi bir hipotezin temel özelliği, yanlışlanabilir olmak zorunda olmasıdır. Popper bu fikri, bilim ile "sözdebilim" dediği şey arasındaki farkı açıklamak için kullanmıştır. Bilimsel bir hipotez, yanlış olduğu kanıtlanabilir olandır: Yanlış olabileceği gösterilebilen tahminler yapar. "Etrafımdaki görünmez, fark edilmez periler bana bu cümleyi yazdırıyor" dersem, o zaman bu ifademin yanlış olduğunu kanıtlayacak bir gözlem yapamazsınız. Periler görünmezse ve hiçbir iz bırakmıyorlarsa var oldukları iddiasının yanlış olduğunu göstermenin yolu yoktur. Bu yanlışlanabilir olmayan bir ifadedir, dolayısıyla bilimsel bir ifade olmaktan çok uzaktır.

Popper psikanaliz hakkında ortaya koyulan pek çok ifadenin de bu şekilde yanlışlanamaz olduğunu düşündü. Ona göre bunlar sınanamazdı. Örneğin eğer biri çıkıp da herkesin bilinçdışı isteklerle hareket ettiğini söylerse, bunu kanıtlamak için herhangi bir sınama yöntemi yoktur. Bilinçdışı isteklerle hareket ettiğini reddeden insanlar da dahil, her kanıt parçası, Popper'e göre psikanalizin geçerli olduğunun başka bir kanıtı olarak alınır. Psikanalist şunu söyleyecektir: "Bilinçdışını inkar etmeniz, babanıza meydan okumak için güçlü bilinçdışı bir isteğiniz olduğunu kanıtlar." Ancak bu ifade sınanamaz, çünkü hayal edilebilir hiçbir kanıt bunun yanlış olduğunu gösteremez. Sonuç olarak Popper, psikanalizin bir bilim olmadığını iddia eder. Psikanaliz bize bir bilimin verebildiği şekilde bilgi veremez.

Popper, bütün olası sonuçların, insanlık tarihinin aslında bir sınıf mücadelesi tarihi olduğu görüşüne destek sayılacağı Marksist tarih anlayışına da aynı şekilde karşı çıkar. Marksizm de yine yanlışlanamaz hipotezlere dayanmaktaydı. Buna karşın, ışık güneşin çekimine kapılır diyen Albert Einstein'ın teorisi yanlışlanabilirdi. Bu da onu bilimsel bir teori yapıyordu. 1919 yılındaki güneş tutulması esnasında yıldızların konumuna ilişkin gözlemler, onu çürütememişti. Ama çürütebilirlerdi de. Yıldızlardan gelen ışık normalde görünmüyordu ancak bilim insanları tutulmanın nadir koşulları altında, yıldızların konumlarının Einstein'ın teorisinde tahmin ettiği yerde olduğunu görebilmişlerdi. Eğer bu yıldızlar başka bir yerde görünmüş olsalardı, Einstein'ın ışığın çok ağır cisimlere çekilme teorisi baltalanmış olacaktı. Popper bu gözlemlerin Einstein'ın teorisinin doğruluğunu ispatladığım düşünmüyordu. Ancak teorinin sınanabilirliği ve bilim insanlarının onun yanlış olduğunu gösterememiş olmasını, teorinin lehine sayıyordu. Einstein, yanlış da olabilecek tahminlerde bulunmuş, ama tahminleri yanlış çıkmamıştı.

Popper'in bilimsel yöntem tanımı pek çok bilim insanı ve filozofu derinden etkiledi. Örneğin Nobel Tıp Ödülünü kazanan Peter Medawar, "Bence Karl Popper, dünyaya gelmiş tartışmasız en büyük bilim filozofudur" demiştir. Bilim insanları, yaptıkları şeyin yaratıcı ve hayal gücü gerektiren bir etkinlik olarak tanımlanmasından özellikle hoşlandılar. Popper'in, çalışmalarını nasıl yürüttüklerini anladığını hissettiler. Filozoflar ise Popper'in zorlu Tümevarım Problemini aşma yöntemine bayılmıştı. Ne var ki 1962 yılında Amerikalı bilim tarihçisi ve fizikçi Thomas Kuhn, "Bilimsel Devrimlerin Yapısı" adlı bir kitap yayımladı. Bu kitap bilimin nasıl ilerlediği hakkında çok farklı bir hikâye anlatıyor ve Popper'in olayları yanlış anladığını öne sürüyordu. Kuhn, Popper'in bilim tarihini yeteri kadar dikkatli incelemediğine inanıyordu. Eğer incelemiş olsaydı, ortaya bir kalıbın çıktığını görmüş olurdu. Kuhn'un "normal bilim" dediği şey çoğu zaman devam ederdi. Bilim insanları, zamanın bilim insanlarının paylaştığı bir çerçeve ya da paradigma" içerisinde çalışır. Örneğin insanlar dünyanın güneş etrafında döndüğünü fark etmeden önce paradigma, güneşin dünyanın etrafında döndüğü yönündeydi.

Astronomlar, araştırmalarını bu çerçeve içinde yapar ve ona uymuyor görünen herhangi bir kanıtı da yine bu çerçeve içerisinde açıklardı. Bu paradigma içerisinde çalışırken, dünyanın güneşin etrafında döndüğü düşüncesini ortaya atan Copernicus gibi bir bilim insanının hesaplamalarında yanlışlık yaptığını düşünülürdü. Kuhn'a göre dışarıda keşfedilmeyi bekleyen olgular yoktur: Bunun yerine, bir çerçeve ya da paradigma, düşünebildiğiniz şeyi bir ölçüde belirler. Kuhn un "paradigma değişimi" olarak nitelendirdiği şey gerçekleştiği zaman, işler ilginç bir hal alır. Bir paradigma değişimi, bir anlayış tarzı bütünüyle altüst olduğunda ortaya çıkar. Bu, bir bilim insanı var olan paradigmaya uymayan bir şeyler bulduğunda olabilir örneğin güneşin dünyanın etrafında döndüğü paradigması içerisinde bir anlam ifade etmeyen gözlemler gibi. Ama o zaman bile, insanlar için eski düşünme tarzlarını bir kenara atmak uzun bir zaman alabilir. Yaşamlarını bir paradigma içerisinde çalışarak geçiren bilim insanları, dünyaya farklı bir yolla bakmayı genellikle hoş karşılamaz. Sonunda yeni bir paradigmaya geçiş yaptıklarındaysa, bu sefer yeni bir çerçeve içinde çalışan, normal bilim dönemi tekrar başlayabilir. Bu böylece sürüp gider.

Dünya evrenin merkezidir görüşü altüst edildiğinde de böyle olmuştu. İnsanlar güneş sistemi hakkında bu şekilde düşünmeye başladıklarında, gezegenlerin güneş etrafındaki yörüngelerini anlamak için çok daha fazla normal bilim vardı. Popper, doğal olarak, bilim tarihine dair bu açıklamaya katılmıyordu; gerçi "normal bilim" kavramının kullanışlı olduğu konusunda hemfikirdi. Popper'in modası geçmiş bir paradigmaya sahip bir bilim insanı gibi mi olduğu, yoksa gerçeklik hakkındaki hakikate Kuhn'dan daha fazla mı yaklaştığı sorusu ilgi çekicidir.

Hazırlayan: Sosyolog Ömer YILDIRIM
Kaynak: Ömer YILDIRIM'ın Kişisel Ders Notları. Atatürk Üniversitesi Sosyoloji Bölümü 1. Sınıf "Felsefeye Giriş" ve 2., 3., 4. Sınıf "Felsefe Tarihi" Dersleri Ders Notları (Ömer YILDIRIM); Açık Öğretim Felsefe Ders Kitabı