ANA SAYFA - FELSEFEYE GİRİŞ - FELSEFE TARİHİ - FELSEFE AKIMLARI - FİLOZOFLAR - FELSEFE SÖZLÜĞÜ - OKUMA ODASI - SOSYOLOJİ - PSİKOLOJİ - MANTIK - İLETİŞİM
 

Ockhamlı William (Guillelmus De Ockham) Tanrı Anlayışı ve Varlık Felsefesi

Ockham, kendisinden önce neredeyse geleneksel hale gelen Tanrı kanıtlamaları ile Tanrı’nın nitelikleri konusunda Duns Scotus’un yaklaşımına karşıt bir tavır sergilemiştir. Aşağı yukarı Aristotelesçi bir çizgi üzerinde ilerleyen Ockham’a göre akıl, soyutlama yaparak Tanrı’nın bilgisine ulaşamaz. Zira, Aristoteles’te de olduğu gibi aklın birincil nesnesi maddi nesnelerin doğası, yani formudur. Duns Scotus, Tanrı’yı “mutlak üstün, yetkin, biricik ve sonsuz, şeylerin etkin ve nihai nedeni” (Maurer, 1982:, 269; Noone: 2006: 707) olarak anlamıştır. Bununla birlikte, Ockham’a göre insan aklı bu biçimde özellikleri olan bir varlığı algılamak bakımından yetersizdir. Çünkü Tanrı maddi bir nesne değildir.

Duns Scotus’un Tanrı Kanıtlamasında üç temel özellik dikkat çekmektedir. Bu özellikler 1) Bir ilk etkin neden; 2) Bir nihai neden ve 3) mükemmel özellikleri olan bir doğa. Elbette bu özelliklerin her birinin kendi içinde Tanrı’nın sıfatlarından olan ilahi sonsuzluk ile evrende sadece tek bir Tanrı’nın olduğuna ilişkin alt kanıtlamalar da bulunmaktadır.

Hatırlanacağı gibi Anselmus, “Tanrı vardır” önermesinin kendinden apaçık bir özellikte olduğunu dile getirmişti. Bununla birlikte Ockham’a göre “Tanrı vardır” önermesi, fizik dünyada yaşayan bir insan için açık bir önerme değildir. Gene de Ockham Ordinatio II, 9’da Tanrı’nın, “kendisine ve diğerlerine yüklenebilir bazı ortak kavramlar sayesinde bizim tarafımızdan algılanabileceği”ni kabul etmektedir. Tanrı herkes tarafından en yüce bilgelik olarak adlandırılmaktadır. Bu bağlamda Tanrı’dan başka şeylerden çeşitli düzeylerde soyutlamalar yaparak bilgelik hakkında bir kavram elde edebiliriz. Bu kavram daha sonra bizi daha karmaşık bir bilgelik kavramına taşıyacaktır ve bu da Tanrı’ya yüklenebilecek bir özellik olur. Gene de, bu karmaşık kavram bile Tanrı’nın mutlak gerçekliğinden doğrudan doğruya elde edilemez. Bu bakımdan, Ockham’a göre, ilahiyata ilişkin önermeler ilahi gerçekliği işaret ediyor olmaları bakımından ancak nesneldirler. Dolayısıyla Ockham, Anselmus’un tersine, Tanrı’ya ilişkin olarak insanda bulunan bir kavramın dolaysız bir şekilde İlahi özü, yani Tanrı’nın özünü değil; fakat O’nunla ilgili insandaki zihinsel temsilleri içerdiğini düşünmektedir. Bu temsiller elbette doğrudan doğruya Tanrı’dan hareketle elde edilen kavramlar olmadıklarından, bunların ilahi özü yeterince yansıtmadıkları açıktır (Aspell, 1999: 345).

Yukarıda, Ockham’ın Duns Scotus’u Tanrı anlayışı konusunda eleştirdiğini dile getirmiştik. Bu eleştiri, temel olarak şu şekilde oluşmaktadır: Ockham’a göre Duns Scotus’un yapmaya çalıştığı şey, bir kanıtlama ortaya koyarken, geriye doğru gitmektir. Bu geriye doğru gidiş (Thomas Aquinas’ın Tanrı Kanıtlamasındaki önemli bir özelliktir bu.) belli bir dizi benzerliğin birbirini takip etmesinden başka bir şey değildir. Bununla birlikte, bütün bu dizinin içinde yer alan bireyselliklerin (örneğin, iyi olan şeyler) hepsinin birden nedeni olarak düşünülen etkileyici neden (örneğin en yüksek iyi), bu dizinin dışındadır. Başka kelimelerle dile getirecek olursak, Scotus’un burada yaptığı şey, bir kanıtlamada geriye doğru giderken, dizinin dışından bir şeyin o diziyi etkilediğini ileri sürmektir.

Ockham’a göre, böyle dışsal bir varlığın ispatlanması, birçok nedenden dolayı güçtür. Dünyada varolan her şey kendi varoluşunu sürdürmek için belli bir yardıma ihtiyaç duymaktadır. Varolanların etkinlikleri gözlemlendiğinde, onların varoluşlarını koruma altında tutan, böylelikle onları amaçlarına yönelmeleri bakımından rahatlatan bir koruyucu neden bulunduğundan söz edebiliriz. Böylece, üretici veya etkileyici nedenler yerine koruyucu, muhafaza edici nedenler belirlemek, Ockham’a göre insan düşüncesini daha kolay ikna edecek bir yöntemdir (Maurer, 1982: 269).

Ockham, Fizik Üzerine Sorular (Quaestiones in Libros Physicorum) başlıklı eserinde Tanrı’nın bir koruyucu olması durumunu açıklıkla ortaya koymaktadır. Ona göre, herhangi birinin Tanrı’nın şeylerin üreticisi (yaratıcısı) olduğunu göstermesi şüphe götürür bir şeydir. Buna karşılık, Tanrı’nın varoluşu, şeylerin varoluşları nın korunması durumunda daha açık bir şekilde ortaya çıkmaktadır. Ockham bunun nedeninin, bir şey üretildikten sonra o şeyin üreticisinin varoluşunu devam ettirmek zorunda olmayışına bağlamaktadır. Buna karşılık, herhangi bir şey korunma gereksinimi duyuyorsa, o zaman onun koruyucusunun her an işbaşında olması gerekmektedir. Bu şeyi koruyan şey de başka bir şey tarafından korunuyor olabilir. Bununla birlikte, Ockham’a göre, bu durum sonsuzca bir şekilde geriye gidemez; o halde kendisi korunmayan bir ilk koruyucunun olması kaçınılmazdır ve bu da Tanrı’dan başkası değildir (Noone, 2006: 708). Aksi taktirde, sonsuzca bir aktüel olarak varolan koruyucu nedenlerden söz etmiş olurduk, bu da imkansızdır (Maurer, 1982: 269).

Ockham’ın, daha önceki filozofların yaptıkları gibi Tanrı’yı bir etkileyici neden olarak görmemesi ilgi çekici bir noktadır. Ona göre, insan aklının Tanrı’yı bir etkileyici ilk neden olarak kavraması ve üstelik bunu kanıtlaması nerdeyse olanaksızdı r. Bir şeyin etkileyici neden olabilmesi için, onun başka bir şey tarafından izlenmesi gereklidir. Dolayısıyla, Ockham’a göre, “bir etkin neden, varoluşu veya bulunuşu başka bir şey tarafından takip edilen şeklinde betimlenmelidir.” (Maurer, 1982: 270). Gene ona göre, bir etkileyici nedenin etkisi ile olan bağlantısı sadece belirli bir sonuç anlamına gelmektedir ve bu sonucun da ancak tecrübede izlenmesi mümkündür.

Aslına bakılacak olursa, benzer bir durumu Thomas Aquinas da ortaya koymuş; Tanrı’nın özünün bilinemeyeceğini, O’nun ancak etkileri üzerinden yola çıkılarak kanıtlanabileceğini ileri sürmüştü. Burada Ockham’ın dile getirdiği yenilik, semavi cisimlerle bağlantılı bir adımdır. Ockham’a göre semavi cisimlerin dünyamız üzerindeki etkilerini tecrübe edebiliriz; ancak Tanrı’nın etkilerini tecrübe etmek mümkün değildir. Semavi cisimlerin dünyamızdaki nesneler üzerindeki etkisi açık olmakla birlikte, onların bir etken neden tarafından üretildiklerine ilişkin bir kanıt ortaya konulamaz. “Tam da bundan dolayı, demektedir Ockham, insanda bir akılsal ruhun varolduğunu veya varsa bunun etkin bir neden tarafından üretildiğini kanıtlayamayız.” (Maurer, 1982: 270).

Gene de, Ockham’a göre, Tanrı’nın bazı ilahi sıfatlarını kullanmak suretiyle O’nun hakkında birtakım bilgilere ulaşmak mümkündür. Bu sıfatların neliği sorunu Ockham için önemli bir noktayı oluşturmaktadır. En başta, sıfatlarla Tanrı’nın kendisi arasındaki ilişkinin ne tarz bir ilişki olduğu sorusu sorulmaktadır. Ockham’a göre, ilahi sıfatları iki farklı anlamda değerlendirmek mümkündür. Buna göre, ilkin, ilahi sıfatlar ilahi yetkinliğin bizzat kendisidir ve bundan dolayı da Tanrı’dan bütünüyle ayrılamaz bir yapı ortaya koymaktadırlar. Bu ilk anlamıyla ilahi sıfatların Tanrı’da olduklarını söylemek doğru olmaz. Ockham’a göre bunlar Tanrı’nın kendisidir. Bir diğer anlamıyla ilahi sıfatlar Tanrı’ya yüklemlenebilen yüklemler ve imlerdir. Bu durumlarıyla ilahi sıfatların kavramlar olarak düşünülmesi ve bizzat kendilerini yetkinleştiren özellikler olduklarını söylemek daha doğru olacaktır.

Ockham, bu ikinci türden ilahi sıfatların da gene üç farklı kategoride değerlendirilebileceklerini düşünmektedir. Bu sıfatların bazıları (1) ilahi özü mutlak bir şekilde ve olumlu olarak imlemektedir. Bu gruptaki sıfatlara “akıl” ve “irade” örnek verilebilir. Öteki kategori (2) altında anılan sıfatlar sadece ilahi özü değil; fakat aynı zamanda başka bir şeyi çağrıştırmaktadır. Bu türden sıfatlara örnek olarak “Yaratan” veya “Yaratıcı” verilebilir. Son olarak (3) olumsuzluk ifade eden sıfatlar gelmektedir. Bunlar, her ne kadar şeklen olumsuz iseler de anlamca olumlu bir özellik göstermektedirler. Bu türden sıfatlara örnek olarak da “ölümsüz” ve bozulmaz” verilebilir. Ockham’a göre bu sıfatların hepsi, birer kavram olmaları itibarıyla birbirlerinden ayrıdır. Bu sıfatlar bizim Tanrı hakkında konuşmamıza yardımcı olmaktadı r ve hepsi de ilahi özü işaret etmektedir (Noone, 2006: 708-709).

Hazırlayan: Sosyolog Ömer YILDIRIM
Kaynak: Ömer YILDIRIM'ın Kişisel Ders Notları. Atatürk Üniversitesi Sosyoloji Bölümü 1. Sınıf "Felsefeye Giriş" ve 2., 3., 4. Sınıf "Felsefe Tarihi" Dersleri Ders Notları (Ömer YILDIRIM); Açık Öğretim Felsefe Ders Kitabı



Ana Sayfa | Felsefeye Giriş | Felsefe Dersleri | Felsefe Akımları | Filozoflar | Felsefe Tarihi | Felsefe Sözlüğü | Yeni Felsefe Sözlüğü | Sosyoloji | Psikoloji | Antropoloji | Mantık | Arkeoloji | Okuma Odası | Felsefe Grubu Öğretmenleri İçin Gerekli Belgeler | Ekonomi | İletişim

felsefe | fizik | coğrafya | tarih | Osmanlı Devleti


Düşünce PLATFORMU
  2005'ten beri, felsefe.gen.tr
  Bu web sitesi, Sosyolog Ömer YILDIRIM tarafından derlenmiş ve hazırlanmıştır.
 
Felsefe.gen.tr, felsefeyi tehlikeli hale getirmeyi amaçlamaktadır. (Bakınız: Nietzsche)