ANA SAYFA - FELSEFEYE GİRİŞ - FELSEFE TARİHİ - FELSEFE AKIMLARI - FİLOZOFLAR - FELSEFE SÖZLÜĞÜ - OKUMA ODASI - SOSYOLOJİ - PSİKOLOJİ - MANTIK - İLETİŞİM
 

Michel de Montaigne ve Rönesans Felsefesi

Rönesans’ın ve Fransız edebiyatının en önemli sanatçılarındandır. Serbest düşünmenin öncülerinden sayılmaktadır.

Rönesans hümanizmi dendiğinde akla gelen ilk isimlerden biri de kuşkucu hümanizmin temsilcisi olarak kabul edilen Montaigne’dir (1533-1592). Fransa’nın Bordeaux kenti yakınlarındaki Montaigne şatosunda doğmuş, aynı yerde ölmüştür. O da tüm Rönesans hümanistleri gibi küçük yaşta Latince ve Grekçe öğrenmiştir. Hukuk eğitimi almış, Parlamentoda konsil olarak çalışmıştır. Asıl kalıcılığını başyapı tı kabul edilen Denemeler isimli eserde ortaya koyduğu hümanist düşüncelere borçludur. Bu yapıtla deneme türünü popüler hale getirmiş ve dünya edebiyatında saygın bir yer edinmiştir. Düşüncelerinin niteliği bakımından “modern kuşkuculuğ un babası” olarak anılır. Descartes, Pascal, Rousseau, Nietzsche, Stefan Zweig, Asimov ve Shakespeare gibi birçok ismi etkilemiştir.

Denemelerine şu ünlü kuşkucu soruyu sorarak başlar: “Ne biliyorum?” Bu sorunun ışığında kendi yargılama gücü aracılığıyla dünyayı sorgulamaya başlar. Bu arada ussal bilgi ile kişisel öykü anlatma arasındaki ustaca dengeyi iyi kurmuştur. Bu iki özellik onun modern okuyucuyla kolayca iletişim kurmasını sağlamıştır. Entelektüel gelişimi açısından Montaigne, ilk çağın ilk kuşkucu düşünürü olan Pyrrhon’dan ve Helenistik çağın büyük kuşkucusu Sextos Empeirikos’dan etkilenmiştir. Antikitenin bu düşünürleri, ‘kuşkuculuk’ terimini modern anlamından farklı bir anlamda kullanıyorlardı. Bu terim Montaigne’in zamanında kuşkucu bir ruhsal durum içinde olmak biçiminde anlaşılıyordu; buna göre herhangi bir şeyin kesin biçimde bilinebileceğinden kuşku duymak, kuşkucu ruhsal durum içinde olmayı anlatır. Oysa Montaigne’e göre, İlkçağda kuşkuculuğun kurucusu Pyrrhon insanları n neyi bilip neyi bilemeyeceği konusunda ya da neyin varolduğu neyin varolmadığı konusunda katı bir öğreti formüle etmemişti. Bu nedenle Montaigne, klasik kuşkucuların tutumunda günlük yaşamın özgürleştirilebilecek bir tarzı için bir reçete bulmuştur: Klasik kuşkuculuğun merkezi noktası, tümüyle örnek bir yaşam yaşamaya duyulan arzunun eşlik ettiği bir araştırmacı ruhsal durumda bulunmaktı. Bu, Montaigne’nin de birincil ilgisini oluşturmuştur. Özellikle ilgilendiği şey, sürekli yeni anlamlar keşfedebileceği ve aynı zamanda insan olarak sahip olduğ u tüm güçleri kullanabileceği bir yaşam tarzı idi. Bu arada Montaigne kendisi de katı düşünceler ileri sürmemiş, istediği yaşama biçiminin, akla yatkın itirazlar doğurabilecek bazı öğretilere kendisini bağlarsa olanaklı olamayacağını düşünmüştür. Çünkü pek çok sorunun açık, net bir çözümü olmadığını hissetmiştir. Örneğ in Sokrates öncesi filozofları sürekli uğraştıran “nesnelerin gerçek doğası nedir?” sorusu gibi sorular yanıtsız kalmaya mahkûm gibi görünmektedirler. Montaigne, kuşkucuların bu açıklamalarında özgürleştirici bir güç bulunduğunu keşfetti. Buna göre hiç kimse herhangi bir öğretiye ilişkin kesin karar veremez ama sürekli bir araştırma tutumu içinde olduğunu söyleyebilir. Kesin ve değişmez doğruluğu yakaladığını öne süren tutumlar fanatizmi ve dogmatizmi ortaya koyar sadece.

Montaigne “ne biliyorum?” sorusu ile yola çıkar ve bu soru ışığında kendi yargılama gücü aracılığıyla dünyayı sorgulamaya girişir.

Klasik kuşkuculuğu izleyen Montaigne örnek yaşam için, tüm insansal yetilerini kullanabileceği bir araştırmacı ruhsal durum içinde bulunmayı önemsedi.


Montaigne dönemindeki ürkütücü fanatizm örneklerinden yakınmaktadır: Uzun süredir devam eden din savaşları, dini kovuşturma ve işkenceler bu fanatizmin açık örneğidir. Yine, dönemin toplumda genel davranışı, insaniyetsizlik ve ihanet noktasında belirginleşmektedir. Dehşet ve korku salmaya yönelik tüm bu davranış sapkınlıkları fanatizmin ürünüdür. Bu dönemde insan ruhunun iç barışının kaybolmuşluğ u kendini toplumsal kargaşada yansıtmaktadır. Montaigne, yapıcı bir kuşkucu tutumun, zalimliğin bu tür patlamalarını önleyebileceğine içtenlikle inanmış olarak kuşkuculuğa sarılmıştır. Ona göre doğru kuşkucu tutumda insan enerjisi kontrol edilebilen konulara ve amaçlara yönlendirilebilir. Montaigne, bu açıdan evren ve onun kaderine ilişkin bilinmezliklerle uğraşmak yerine, insanların kendilerine en yakın konular üzerine düşünmek suretiyle kendi yaşam felsefeleriyle işe başlamalarını öğütlemiştir. Bunun için en iyi başlangıç noktasının ise kişinin kendi deneyimlerinden yola çıkmak olduğunu belirtir. Çünkü “her insan kendisinde bütün bir insanlık koşulunu taşımaktadır.” Bu açıdan şuna ikna olmuştur: Birisinin kendisine yararlı olduğu kanıtlanan her hangi bir şey bir başkası için de yararlı olarak görülebilir. Rönesans ruhuna uygun olarak Montaigne, teknik jargonun bulanı klık ve belirsizliğini yadsıyarak, insanların doğal ve normal eylemleri üzerine açık ve net bir söylem ortaya koymaya çalışmıştır. Oysa bu açıdan Ficino ve Hebraeus gibi Aristotelesçileri eleştirir: “Benim gündelik yapıp etmelerim Aristoteles tarafı ndan ele alındığı zaman onların çoğunu anlayamıyorum” demekten kendini alamaz. Onlar akademisyene paye çıkarmak için ya çok süslenerek anlatılmakta, ya da üzerlerine perde çekilerek anlatılmaktadırlar. Oysa gereksinim duyulan şey, bu kişilerin doğayı yapay hale getirdikleri kadar sanatı da olabildiğince doğal hale getirmeleridir.

Montaigne’e göre yeryüzünde itiraz götürmez bir düşünce yoktur. Bu yüzden mutlu olmak isteyen kişi kendisini hiçbir görüşe bağlamamalı, sürekli araştırma ve keşfetme durumu içinde olmayı yeğlemelidir.

Montaigne için kuşkuculuk, ne tutum olarak bir kötümserlik, ne de davranış kuralı olarak bir reçete idi; tersine o, kuşkuculukta insan yaşamının tüm görünümleri için olumlayıcı bir tutumun kaynağını keşfedebilmişti. Ona göre en derin anlamı nda insan olmak tam anlamıyla bilinçli deneyimlere sahip olmak demekti. Yani bir kişi, karşısına çıkan almaşıkları bilinçli bir biçimde tartabiliyorsa ve bunun sonunda bir yargıya varma edimi aracılığıyla davranışını kontrol edebiliyorsa, şu halde tümüyle bilinçli deneyimlere sahip olabiliyor diyebiliriz; insan için yargılamak, bir yargıya ulaşabilmek çok önemli bir edimdir; bu yargı gücü insanı insan yapmaktadı r. Ama önemli olan bilinçli bir karara varmak ve bir yargıda bulunabilmektir. Karar verme mekanizması insanın tüm yetilerinin tam bir ifadesine izin verir, buna duygulanımlar ve heyecanlar da dâhildir ve ruhumuz şu anki ya da rastlantı- sal ya da yabancı koşullar tarafından uyarılabilir ve ikaz edilebilir ve bunun sonucunda insan bir karar verebilir, bir hüküm verebilir ya da bir yargıda bulunabilir.

Montaigne’e göre kuşkuculuk ne kötümserlik ne de bir reçetedir; insan yaşamını olumlayıcı bir tutumun kaynağıdır.

Montaigne klasik kuşkuculuğun merkezsel bir bakış açısına kendisini adapte etmiştir: “Dururum, gözden geçiririm ve sonra duyularımın sağladığı deneyimi ve toplumsal uygulamaları kendim için kılavuz edinirim,” demektedir. Duyular insanlara hem kendileri hem de gerçek haz ve fiziksel devamlılık kaynağı olan fiziksel dünya hakkında yeteri kadar güvenilir bilgi verir. Toplumsal uygulamalar ise hemen hemen onların nesnel doğruluklarını hesaba katmadan ve yine bizlere bir de- ğer alanı sunarlar. Örneğin din ve yasalar dünyaya ilişkin pozitif olgulardır; bunları yadsımak demek, bir uçurumun kenarında duran birisinin hiçbir tehlike içinde olmadığını söylemesi ile hemen hemen aynı şeydir. Pratik hüküm bir kişinin yurttaşı bulunduğu ülkenin formel koşullarını ve düzenini kabul etmesini gerektirir. Yine pratik yargı, bir kişinin yaşamındaki uygun ve uygun olmayan sınırları ayırt etmesini sağlayabilir. Bu durum, Montaigne’in kuşkuculuğunun devrimsel eylemlere yol açan bir kuşkuculuk olmadığını gösterir. Kendisi de toplumsal değişimin birdenbire olmaması gerektiğine inanan muhafazakâr bir duruşa sergilemişti. Çünkü toplumların kendilerine doğru devinmek zorunda oldukları mutlak doğruluklar ve özel hedeşer yoktur. Bu nedenle insanlara yaşamı olduğu gibi kabul etmelerinin, bir şeyi kesinlikle bilmenin ne denli güç olduğunu anlamalarının erdemlilik olduğunu anlatmaya çalışmıştır. Rönesans hümanizmi onunla doruk noktasına ulaşmıştır.

Hazırlayan:
Sosyolog Ömer YILDIRIM
Kaynak: Ömer YILDIRIM'ın Kişisel Ders Notları. Atatürk Üniversitesi Sosyoloji Bölümü 1. Sınıf "Felsefeye Giriş" ve 2., 3., 4. Sınıf "Felsefe Tarihi" Dersleri Ders Notları (Ömer YILDIRIM); Açık Öğretim Felsefe Ders Kitabı
 


Ana Sayfa | Felsefeye Giriş | Felsefe Dersleri | Felsefe Akımları | Filozoflar | Felsefe Tarihi | Felsefe Sözlüğü | Yeni Felsefe Sözlüğü | Sosyoloji | Psikoloji | Antropoloji | Mantık | Arkeoloji | Okuma Odası | Felsefe Grubu Öğretmenleri İçin Gerekli Belgeler | Ekonomi | İletişim

felsefe | fizik | coğrafya | tarih | Osmanlı Devleti


Düşünce PLATFORMU
  2005'ten beri, felsefe.gen.tr
  Bu web sitesi, Sosyolog Ömer YILDIRIM tarafından derlenmiş ve hazırlanmıştır.
 
Felsefe.gen.tr, felsefeyi tehlikeli hale getirmeyi amaçlamaktadır. (Bakınız: Nietzsche)