Dil Oyunları

Bir dil oyunu, yazılı ya da sözlü olarak ifade edilen sözcükleri içeren bir etkinliktir. Sözcükler, bu etkinlik içerisinde bir yere sahiptir ve gönderme yaptıkları işaret ettikleri, şeylere bu sayede işaret eder. Dil oyunlarının nasıl bir işleve sahip olduğunu görebilmek için Wittgenstein karmaşık olanlardansa daha basit, daha ilksel dil oyunlarına bakmamızı salık verir:



Dil bir inşacı, A, ile bir yardımcı, B, arasındaki iletişime yardımcı olma amacına hizmet etsin. A yapı taşları ile (bir şey) inşa ediyor: Bloklar, direkler, levhalar ve kirişler var. B yapı taşlarını iletmeli ve bunu A’nın ihtiyaç duyduğu sıraya göre yapmalı. Bu amaçla “blok”, “direk”, “levha”, “kiriş” sözcüklerinden ibaret bir dil kullanırlar. A onları anar; - B şöyle bir çağrıda getirmeyi öğrendiği yapı taşını getirir. - Bunu tam ilksel dil olarak kabul edin (Philosophical Investigations, 2).

Bu dil oyunundaki sözcüklerin her biri, bir nesneye karşılık gelen bir ad olarak kabul edilebilir. Bu haliyle ele alınan bir dil oyunu, Tractatus’taki dil anlayışıyla uyumlu görünmektedir. Ancak tüm dil oyunları böyle değildir.

Şimdi bir başka dil oyunu örneği alalım:

Birini alışverişe gönderiyorum. Üzerinde “beş kırmızı elma” yazılı bir pusulayı ona veriyorum. O, bu pusulayı dükkân sahibine veriyor ve üzerinde “elmalar” yazan çekmeceyi açıyor; sonra bir tabloda “kırmızı” sözcüğüne bakıyor ve onun karşısında bulunan renk örneğini buluyor; sonra sayal sayıların bir serisini ki onları ezbere bildiğini varsayıyorum beşe kadar söylüyor ve her bir sayı için renk örneği ile aynı renkteki bir elmayı çekmeceden alıyor. İşte bu ve benzeri yollarla sözcüklerle işlem yaparız (Philosophical Investigations, 1).



Bu örnekte “elma” sözcüğü, bir önceki örneğe benzer bir biçimde bir nesneye karşılık gelen bir ad gibi durmaktadır. “Kırmızı” söz konusu olduğunda bunu söylemek o kadar da kolay değildir. Peki ya “beş” için? Bu son ikisi de adlar ise hangi nesnelerin adlarıdırlar?

Ama “beş” sözcüğünün anlamı nedir? Burada böyle bir soru tartışma konusu değildir, sadece “beş” sözcüğünü nasıl kullandığımız söz konusudur (Philosophical Investigations, 1).

Görüldüğü gibi burada Wittgenstein, bizi “beş” sözcüğünü bir ad olarak almak ve “elma” sözcüğündeki gibi bir nesneye eşlemek konusunda uyarmaktadır. Sözcüğü kullanırken ve elmaları sayarken sorunlu hiçbir şeyle karşılaşmayız. Ancak sayıyı bir nesne olarak düşünmeye başladığımızda sorunlar çıkmaya başlar. Bu nesne nasıl bir nesnedir? Nerededir? Ben onu nasıl bilirim? Wittgenstein’ın bu uyarı sı biraz önce felsefe ile ilgili söyledikleri ile uyum içerisindedir.

Wittgenstein’ın yaptığı “sözcükleri metafiziksel kullanımlarından gündelik kullanımlarına geri getirmektir”. Bu işlem sırasında bir açıklama yapılmamaktadır. Sadece mevcut durum tasvir edilmektedir. Wittgenstein, hâlihazırda bildiğimizi sadece düzenlemektedir.

Gerçi bu örnekte olduğu gibi, içimizden bir ses “Acaba gerçekten sayı nedir?” diye sormaktadır ama Wittgenstein’a göre bu kışkırtıcı sese kulak vererek kazanabileceğimiz bir şey yoktur. Genel bir anlam kuramı peşinde koşmak, sözcüklerin işlevini anlamamaktan kaynaklanmaktadır. Wittgenstein, sözcükleri bir alet çantasındaki farklı aletlerle ya da bir lokomotifteki farklı kumanda kollarıyla kıyaslar (Philosophical Investigations 10-13). Benzerliklerine rağmen nasıl aletlerin her biri farklı işlevlere sahipse sözcükler de öyledir. Aslolan bu işlevleridir. Genel açıklamalara, genel anlam kuramlarına yönelmek bizi yanılsamalara sürükler. Dilin türdeş bir yapısının olduğunu ve dilin tamamını kuşatacak bir açıklamanın verileceğini düşünmek, bu tür yanılsamaların önde gelen iki örneğidir. Wittgenstein’ın kendisi de Tractatus’ta bu yanılsamaları yaşamıştır; ancak, artık bizi bu yanılsamalara karşı uyarmaktadır.



Dil yaşayan, gelişen, değişen bir şeydir. Sayılamaz çoklukta farklı cümle biçimleri vardır ve kullanıcılar yaratıcı bir biçimde bunlara yenilerini eklemektedirler. Türdeş bir yapıya sahip bir dil tahayyül etmek ve onun tamamını kuşatan bir kuram geliştirmeye çalışmak dilin dinamizmini ıskalamaktadır. Dilin nasıl olduğunu değil, nasıl olması gerektiğini ön plana almaktır ki bu yol, çıkmaz bir sokaktan başka bir yere bizi götüremez.

Hazırlayan: Sosyolog Ömer YILDIRIM
Kaynak: Ömer YILDIRIM'ın Kişisel Ders Notları. Atatürk Üniversitesi Sosyoloji Bölümü 1. Sınıf "Felsefeye Giriş" ve 2., 3., 4. Sınıf "Felsefe Tarihi" Dersleri Ders Notları (Ömer YILDIRIM); Açık Öğretim Felsefe Ders Kitabı