Dil Olarak Felsefe

Yirmili yılların ortasında bir dönem Wittgenstein Cambridge'deki J. L. Austin de Oxford'taki felsefeye egemen oldu. Bu iki filozofun yöntemleri örtüşmekteydi. Her ikisi de felsefe problemlerinin, kendimizi içinde bulduğumuz dünyanın –zaman, mekan, madde, nedensel ilişki vs. gibi– temel gizemlerinin karşımıza çıkardığı şeylerden değil, dili yanlış kullanmamızın sonucu olarak (örneğin "kanıt" terimini uygun düşmeyecek bir bağlamda kullanarak kendimizi mantıksal bir karmaşanın içine sokmak gibi) içine yuvarlandığımız karışıklıklardan doğduğunu düşünüyordu.



Elbette "kanıt" terimiyle ilgili bu örnek çok basittir. Filozofların ilgilendiği karışıklık türleri, bundan çok daha karmaşıktır.

Wittgenstein'a ve Austin'e göre felsefenin görevi, dili kullanım biçimlerimizi dikkatle çözümleyerek bu tür karmaşaları ortadan kaldırmaktır. Bu alanda pek çok kayda deneysel araştırma yapıldığı gibi, araştırmacılar, aynı zamanda büyük keyif aldıkları parlak ve ustaca analizler sergileme fırsatı da buldular. Fakat, bu yaklaşım dilin ve mantığın dışında kalan felsefe problemlerine eğilmedi. Felsefeye bir akılcılık kazandırdı. İster sağduyuyla, ister politikayla, ister hukuk sistemiyle vs. ilgili oldun, deneysel sorunların deneysel yöntemlerle halledileceği söylendi. Geçmişte pek çok insanın inandığının tersine, felsefenin bu düzeyde bir katkısı olamazdı. Onun görevi, kavramsal biçimlerini çözümlemek ve netleştirmekti. Bu temelde İngilizce konuşulan dünyada felsefe, büyük bölümüyle sadece dille haşır neşir oldu ve anlam, gösterge ve hakikat, başlıca ilgi konuları haline geldi.



Hazırlayan: Sosyolog Ömer YILDIRIM
Kaynak: Ömer YILDIRIM'ın Kişisel Ders Notları. Atatürk Üniversitesi Sosyoloji Bölümü 1. Sınıf "Felsefeye Giriş" ve 2., 3., 4. Sınıf "Felsefe Tarihi" Dersleri Ders Notları (Ömer YILDIRIM); Açık Öğretim Felsefe Ders Kitabı