Gözlemsel ve Edimsel Bildirimler

Austin, anlam ve güç arasında çizdiği ayrıma, dilbilgisi açısından bildirim yapısı bulunan kimi tümcelerin bildirimdışı görevler taşıdıkları gözleminden kalkarak, yaptığı araştırmalar sonucunda, varmıştır. Bildirimler, gözlemsel (constative) ya da edimsel (performative) olarak ikiye ayrılabilir.



Gözlemsel tümceler doğru ya da yanlış olabilen tümcelerdir. “Şu anda musluğu onarıyorum,” tümcesi, eğer gerçekten bu eylemi yerine getiriyorsam, doğrudur. Böyle bir eylem içinde değilsem tümce yanlıştır. Edimsel tümceler ise doğru veya yanlış olamaz: “Musluğu onaracağıma söz veriyorum,” gibi bir tümcenin hangi durumlarda doğru veya yanlış olabileceğini düşünmek olanaksızdır. Bu tümceyi “söz vermek” için uygun bir ortamda söylemek yeterlidir. Ayrıca bu tümce, onu doğru, yanlış yapabilecek bir durum ya da olayı betimlememektedir. Eğer verdiğim sözü tutmazsam bu sözü verirken kullandığım tümce bu nedenle yanlış olmayacaktır. Çünkü, tümce böylece yanlış olabilseydi söz verdiğim doğru olamaz ve bu nedenle de vermiş olduğum sözü tutmadığım öne sürülemezdi. İşte Austin, yapısal açıdan farklı olmayan gözlemsel ve edimsel tümcelerin dilde hangi nedenle bu ölçüde değişik işlevler üstlendiklerinin kuramsal bir açıklamasını vermek uğraşı içinde, daha temel bir ayrım olan anlam-güç ayrımına ulaşmıştır.



Anlam ve Güç

Austin’in felsefesi içinde anlam-güç ayrımı şöyle bir kuramsal yapı içinde verilmektedir: Tümcelerin iletişim amacıyla kullanımlarını konuşma edimi (speech act) olarak belirleyelim. Her konuşma edimi içinde birden çok şey yapıldığı söylenebilir. Austin bu yapılanları, değişik niteliklerine dayanarak üç ulam altında toplamıştır. Dil ile iletişimde bulunabilmek için yapılması zorunlu olan bir şey, bir tümceyi belirli bir anlam ve yöneltimle üretmektir. Austin bu edime söyleme edimi (locutionary act) adını veriyor. Austin’e göre, genellikle, bir söyleme ediminde bulunmak, bunun yanı sıra bir “söyleyerek yapılan edimde” de bulunmaktır. Konuşan kişinin bir “söyleyerek yapılan edim”de bulunması, ürettiği tümceyi (söyleme edimini) yalnızca anlamlı olarak ortaya atmak amacını aşan bir amaçla kullanıyor olmasıdır. Dışarıdaki rüzgârlı havaya bakarak, “Böyle havalar da bayağı soğuk olur,” diyen kişinin bu anlamlı tümceyi laf etmiş olmak için söylemediğini düşünelim. Bu kişinin amacı bilmeyen birine bilgi vermek, onu dışarı çıkarken sıkı giyinmek gerektiği konusunda uyarmak, veya dışarı çıkması gerekmiyorsa şaka yapmak, ya da onu kovacağı yönünde “tehdit etmek” olabilir. Bu durumlarda kişi, söz söylemek ediminin yanı sıra bir de “söyleyerek yapılan edim” yaratmıştır. Hangi söyleyerek yapılan edimin yaratıldığını anlamak için tümcenin nasıl kullanıldığının belirlenmesi, uyarmak mı, bilgi vermek amacıyla mı söylendiğinin anlaşılması gereklidir. Söyleyerek yapılan edimler, söyleme edimlerinin, yalnızca bu edimleri yapmak niyetini aşan bir amaçla yapılmalarına bağlıdır. Ancak, Austin’ e göre, böyle bir “aşkın” niyet, söyleme ediminin neden olduğu bir sonuca yönelik ise ve edim yoluyla bu sonuç elde edilirse, yapılmış olan, artık bir “söylemenin sonucu olarak yapılan edim”dir (perlo-cutionary act). Bir edimle karşısındakini tehdit eden kişi, eğer böylece karşısındakini korkutmayı başarırsa, söylemenin sonucu olarak yapılan bir edimi yerine getirmiş olur. Sözlü iletişimle başarılan eğlendirmek, üzmek, vazgeçirmek, imrendirmek, özendirmek, kıskandırmak, durdurmak, kızdırmak vb hep söylemenin sonucu olarak yapılan edimlerdir. Austin’e göre, hem söyleyerek yapılan hem de söylemenin sonucu olarak yapılan edimler uzlaşımsaldır ve uzlaşımın dışında kalan yollarla yaratılamaz.



Austin, söyleyerek yapma edimlerine özgü niyetlerin söylemenin sonucu olarak yapılan edimlere özgü niyetlerden özenle ayırt edilmeleri gerektiğini vurgulamış ve önceki tür niyetleri “söyleyerek yapma gücü” (illocutionary force) olarak adlandırmıştır. Söyleyerek yapma gücü bir tümcenin iletişimdeki kullanımında, anlamı yanı sıra, ilettiği bildiriye katkısı olan güçten başka bir şey değildir. Dolayısıyla Austin için bir tümcenin kullanımında kazandığı güç, onu kullanan kişinin bir söyleyerek yapılan edimi belirleyen niyetidir. Bir söyleyerek yapılan edimin başarıyla yerine getirilmesi, bu niyetin, yani gücün, söyleneni dinleyen kişi tarafından tanınmasına bağlıdır.

Bu çözümlemenin sonunda ortaya çıkan, edimsel tümcelerin, söyleyerek yapılan edimleri dile getirdikleridir. “Bugün musluğu onaracağım,” diyen kişi, niyetine bağlı olarak, yalnızca bilgi veriyor ya da söz veriyor olabilir. Eğer bu söyleyerek yapma gücünü tümcesi içinde dile getirerek, “Bugün musluğu onaracağıma söz veriyorum,” derse, bir edimsel tümce üretmiş olacaktır.



Hazırlayan: Sosyolog Ömer YILDIRIM
Kaynak: Ömer YILDIRIM'ın Kişisel Ders Notları. Atatürk Üniversitesi Sosyoloji Bölümü 1. Sınıf "Felsefeye Giriş" ve 2., 3., 4. Sınıf "Felsefe Tarihi" Dersleri Ders Notları (Ömer YILDIRIM); Açık Öğretim Felsefe Ders Kitabı