Doğa ve Doğa Bilimi

Dewey’in bilgi anlayışı, klasik felsefeninkinden farklı bir doğa bilimi ve doğa anlayışını da beraberinde getirmektedir. İnsanları doğanın edilgin izleyicileri olarak almak, beraberinde, zihinsel olarak temas ettiğimiz içeriklerin ötesinde kendi başına bir nesnellik olduğunu çağrıştırmaktadır. Öyleyse, asıl olan, bu nesnelliğe dair bilgi sahibi olmaktır. İşte bu nedenle, fiziğin bir bilim olarak önceliği bulunmaktadır. Fizik, doğanın “öz”ünü (ki modern felsefeye göre Descartes’tan beri bu öz, uzamsallıkla ilişkilendirilmektedir) bize sunduğu ölçüde temel bilim dalıdır.



Dewey, bu sonuca ve bu sonucu üreten düşünüş bilimine karşıdır. Dewey’a göre fizik dâhil hiç bir bilim dalı öncelikli değildir. Yukarıda ifade edilen bilim ve doğa anlayışı, bilen ile bilinenin ayrılmasına dayalı yanlış bir bilgibilimsel bakış açısına dayanmaktadır. Oysa, doğa ile etkileşim halinde bulunan biz insanlar için esas olan, karşılaştığımız problemleri çözmektir. Söz konusu problemleri çözmek üzere ne kadar farklı işlem türü varsa, o kadar farklı bilgi anlayışı mevcuttur. Farklı bilim dallarında kullanılan farklı fikirler, kavramlar ve yöntemler, kendi amaçlarımıza ulaşmak, karşılaştığımız sorunları çözmek üzere kullandığımız araçlardan ibarettir. Çözmeye çalıştığımız problemlere göre bu araçlar, çeşitlilik göstermektedir. Dewey’in bilgiye ve bilime yönelik bu yaklaşımı, araçsalcılık olarak adlandırılmaktadır.

Fiziğin (ya da kimyanın), doğanın özünü bize sunduğunu düşünmek bu itibarla yanlıştır. Doğa bilimlerinin kavramları da en nihayetinde, belli amaçlara hizmet eden araçlardan ibarettir. Fiziğin ya da kimyanın kavramlarını ve kuramlarını diğerlerine göre öncelikli ve ayrıcalıklı kılacak bir durum yoktur. Fiziğin veya kimyanın kavramları ve kuramları ile tasvir edilen doğayı birincil olarak almak ve diğer şeyleri ikincil kabul etmek doğru değildir:



Ancak eski bilgi ve metafizik kuramı korunursa bilim, bize doğanın gerçekte ses, renk veya kullanım ve tatminle ilişkili diğer herhangi bir nitelikten yoksun, hareket halindeki kütlelerin bir oyunundan ibaret olduğunu söyleyecektir. Gerçekte bilimin yaptığı ise ilgilendiğimiz herhangi bir doğal nesnenin, oluşunun kendisine dayandığı bağıntılar cinsinden ya da bir olay olarak ele alınabileceğini göstermektir. Bu suretle ele almakla, doğrudan deneyim yoluyla bize verilen nesnenin dolaysızca mevcut özelliklerinin ötesine geçip, söz konusu nesnenin ortaya çıkması için bizim kontrolümüz dışındaki bazı şartların oluşmasını beklemektense kendimiz meydana gelmesini düzenleyebilelim. Deneyimlenen nesnelerin nitel özellikler kadar nötr bağıntılara indirgenmesi, değişimin gidişatını düzenleyebilmek için bir ön şarttır ki bu sayede, arzu edilen niteliklerde bir nesnenin ortaya çıkması ile söz konusu değişim nihayetlenebilsin (The Quest for Certainty, 104-105).



Hazırlayan: Sosyolog Ömer YILDIRIM
Kaynak: Ömer YILDIRIM'ın Kişisel Ders Notları. Atatürk Üniversitesi Sosyoloji Bölümü 1. Sınıf "Felsefeye Giriş" ve 2., 3., 4. Sınıf "Felsefe Tarihi" Dersleri Ders Notları (Ömer YILDIRIM); Açık Öğretim Felsefe Ders Kitabı