İbn-i Rüşd Varlık Nelik İlişkisi Nedir?

“Varlık”ı bir şeyin duyulur, “nelik”i ise aynı şeyin akledilir yönü olarak değerlendiren İbn Rüşd, varlığı ilk maddeye (heyûlâ) neliği surete, varlık-nelik ilişkisini de maddesûret ilişkisine benzetir. Nasıl ki ilk madde ile suret ayrı ayrı gerçek anlamda var olmayı p daima birlikte bulunuyor ve yalnızca zihinde birbirinden ayrılabiliyorsa, varlı k-nelik ilişkisi de tıpkı bunun gibidir.



İbn Rüşd’e göre nelik, bir yönüyle her bir özün (zât) dış dünyada fiilen var olup belirlenmesini, bir yönüyle de zihnin onlardan soyutlamasıyla tür ve cinslerin (tümeller, küllîler) oluşmasını sağlayan özsel (zâtî) ortak niteliktir. Bir başka söyleyişle nelik, zihin dışında yahut dış dünyada (ontolojik düzey) “varlık”tan bağımsız olarak tek başına bulun/a/maz. Sözgelimi bir nelik olan “insan/lık”, dış dünyada tek tek insanlardan bağımsız ve onların ötesinde bir şey olarak bulunmamaktadır. Aynı şekilde neliği gösteren “tanım” ile tanımı oluşturan “tümel” ler de tanımladıkları veya yüklendikleri “tikel”lerin dışında ve ötesinde onlardan bağımsız olarak bulunmazlar ve onlardan hiçbiriyle özdeş değildirler. İbn Rüşd’e göre nelik ile neliği gösteren tanım ve tümeller, özsel nitelikler olarak tikellerde “kuvve halinde” (bilkuvve), aklın soyutlaması sonucunda elde edilen “kavram”lar (tasavvur) olarak zihinde “fiil halinde” (bilfiil) bulunurlar (epistemolojik düzey).



Bir şeyin tanımlanması yani onun neliğinden söz edilmesi, aynı zamanda onun fiilen var olması demektir. Bu durumda bir şeyin varlığına ilişkin bilgi o şeyin ne olduğuna yani neliğine ilişkin bilgiden öncedir; ancak bu, o şeyin “varlık”ı ile “nelik” inin birbirinden ayrı şeyler olduğu anlamına gelmez. Şu halde filozofumuz varlı k ile neliğin dış dünyada değil ancak zihinde ayrılabileceği kanaatindedir. Ona göre zihinsel olan, neliğin kendisi değil onu gösteren tanım ile tanımı oluşturan tümel kavramlardır. Sonuç olarak İbn Rüşd, neliği, İbn Sînâ gibi zihinde ve tümel olanda değil, Aristoteles gibi dış dünyada ve tikel olanda görür; varlık-nelik ayırımının ontolojik değil, sadece epistemolojik ve mantıkî bir değeri bulunduğunu savunur. (Sarıoğlu, 2006: 161-166).

İbn Rüşd’e göre öz anlamındaki varolan “en genel cins” olup biri cevher, dokuzu araz olmak üzere on kategoride ifadesini bulur. Varlığını sürdürmede kendi kendine yetmesi, dâima konu olup hiçbir zaman yüklem olmaması bakımından cevher, varolan ile özdeş sayılır ve dış dünyada somut olarak bulunan insan, bitki, yıldız, taş ... v.b. tikel varolanlar ile bunların ilke ve unsurları birer cevherdir. Var olma ve varlığını sürdürmede cevhere bağımlı olan arazların varolan sayılması ise tam paylaşım (iştirak mahz) ve tam uygunluk (tevâtu’) yoluyla değil, bir tür “sıralı paylaşım” (teşkik) iledir. Yani arazlara, sadece herhangi bir isim veya tümel kavramı n aynı şeyle ilişkili olmakla beraber aralarında öncelik-sonralık farkı bulunan şeyler için kullanılması anlamında “varolan” denilir.



Hazırlayan: Sosyolog Ömer YILDIRIM
Kaynak: Ömer YILDIRIM'ın Kişisel Ders Notları. Atatürk Üniversitesi Sosyoloji Bölümü 1. Sınıf "Felsefeye Giriş" ve 2., 3., 4. Sınıf "Felsefe Tarihi" Dersleri Ders Notları (Ömer YILDIRIM); Açık Öğretim Felsefe Ders Kitabı; (İslam Ans., MEB., c. 5/II, rf. 785)