İbn-i Rüşd Bilginin Kaynağı Konusu

İbn Rüşd açısından bilginin imkânını oluşturan sebeplilik bağlamında beşerî bilginin doğruluk ve güvenilirliği için, varolanların neliğini (mahiyet) belirleyen tabiat ve özel etkilerinin bulunması gerektiği açıktır. Bir şeyin neliği, tabiatı ve etkisi yahut özsel işlevi derken bir bakıma onun sûretinden söz edilmiş olmaktadır. Çünkü bir şeyin bilinmesi bir bakıma onun tanımlanması anlamına gelmekte, tanım ise o şeyin yetkinliği yani sûreti demek olan cins ve fasıldan oluşmaktadır. Bunların elde edilebilmesi sûretin maddeden soyutlanmasına bağlı olduğundan, filozofumuza göre, öncelikle bunun mümkün olup olmadığı araştırılmalıdır. (İbn Rüşd, 1958: 8)



İbn Rüşd, insan idrâkine konu olan nesnelerin biri “duyulur” (heyûlânî), diğeri “akledilir” (ma‘kûl) olmak üzere iki tür sûretinin bulunduğundan söz eder. “Duyulur/ heyûlânî sûretler” (es-suveru’l-heyûlâniyye) ilk maddeyle birleşerek basit cisimleri (toprak, su, hava ve ateş) oluşturan yaşlık-kuruluk ve soğukluk-sıcaklıktan ibaret dört nitelikten başlayarak inorganik ve organik varlıkların, hayal gücünde ortaya çıkan izdüşüm yahut imajlarına varıncaya dek farklı düzeylerde ortaya çıkar. Bunlar (a) ancak maddeyle bir arada bulunmaları sayesinde fiilen varolur ve değişime uğ- rarlar, (b) dayanakları olan cisimlerin bölünmesiyle bölünür ve çoğalırlar, (c) biri madde diğeri sûret konumunda bulunan iki unsurdan oluşurlar yani birleşiktirler ve (d) somut varlıkları ile akledilir kavramları birbirinden farklıdır. (İbn Rüşd, 1958: 73- 74) “Akledilir sûretler”e (suveru’l-ma‘kûlât) gelince: (a) Bunların kavramları ile somut varlıkları konumundaki hayalî sûretler birbirinden bütünüyle ayrı değildir; çünkü bazı tikel nitelikler taşımakla beraber hayalî sûretler de kavramlar gibi soyuttur.



(b) Kavramlar, maddeden ve tikellikten uzak olup idrâk edildiklerinde -hem sonsuz sayıda ferdin idrâk edilmiş olması anlamında, hem de kapsamına giren ve onu algılayan fertlerin değişmesine karşılık kendilerinin değişmemesi anlamında- sonsuzdurlar; ancak gerçek anlamda ayrık/maddesiz (mufârık) ve öncesiz sayılmazlar. (c) Kavramlar, kendilerini idrâk eden akıl ile özdeşleşir; halbuki duyular ve duyulur sûretler için böyle bir durum söz konusu değildir. (d) Manevî bir cevher olan akıl, kavramları, soyutlama yoluyla algıladığı için bu idrâk onda herhangi bir edilginlik ve değişime yol açmaz. (İbn Rüşd, 1958: 75-78) Görüldüğü üzere heyûlânî yani duyulur sûret nesnenin somut ve tikel (cüz’î) boyutuyla, akledilir sûret yani kavram ise onun tümel (küllî) boyutuyla ilgilidir. O halde birinci tür sûretleri algılayan idrâk gücü ile ikinci tür sûretlerle varolanların metafizik ilke ve sebeplerini algılayan idrâk gücünün bir ve aynı olması mümkün değildir.



Hazırlayan: Sosyolog Ömer YILDIRIM
Kaynak: Ömer YILDIRIM'ın Kişisel Ders Notları. Atatürk Üniversitesi Sosyoloji Bölümü 1. Sınıf "Felsefeye Giriş" ve 2., 3., 4. Sınıf "Felsefe Tarihi" Dersleri Ders Notları (Ömer YILDIRIM); Açık Öğretim Felsefe Ders Kitabı; SDÜ Fen Edebiyat Fakültesi