Herakleitos'un Evren ve Ruh Anlayışı

Herakleitos’a göre “ben” yani psykhe ile “varlık” iç içe geçmiş gibidir. Herakleitos’un ben anlamında ele alınan kavramının burada ruh anlamında da kullanılan psykheye karşılık geldiği unutulmamalıdır. Ona göre insan beninin ya da ruhunun iki yönü vardır. Bunlardan ilki aisthesis ile ilgilidir yani varlıkla belli bir anlamda fiziksel bağ kuran yöndür. Bu yön kendisini duyu organlarıyla belli eder ve evrenden belli duyu verileri edinir. Benin ya da ruhun ikinci yönü ise noesis yönüdür. Bu ikinci yön başlıca akla karşılık gelir ve duyu organlarının sunduğu verileri işleyecek olan yön de budur.



İnsan ruhunun ya da beninin aisthesis ve noesis olmak üzere iki yönü vardır. Bunlardan ilki duyu organları yoluyla evrenle fiziksel temas kurulmasını, öteki ise bu temastan sağlanan duyu verilerinin işlenmesini ve böylece evrendeki logos yasasının bilgisine erişilmesini sağlar.

Herakleitos’a göre her şey bir logostur. Bu logosun bir kısmı da bendedir. Yani ben, bir küçük logostur. Aynı zamanda bunun tezahür ettiği bir yer de vardır ve bu yer de bir bütün olarak kozmostur. O hâlde her şey bir logosun parçasıdır ve ben bir küçük logos iken evren logosun kendisini, büyük logosu ifade eder. İnsan kozmosu anlayabilecek bir yapıdadır çünkü insan beninin algılama yapıları gerçekliği düzenleyebilecek durumdadır. Evrenle ben arasında bir uyum gerçekleşmiştir. Oysa köpeğin algı formları insan benininkinden farklıdır ve bu yüzden köpeğin gerçekliği de insanınkinden farklı olmaktadır. Herakleitos’un bu konudaki düşünceleri şu formülle ifade edilebilir; “logos= küçük logos+ kozmos”



Herakleitos’a göre insan beninin formları ile yani mantıksal yapı ile dünyanın mantıksal yapısı arasında uyum vardır. Bunlar birbirlerini dengeleyecek şekildedirler. Onun deyimiyle zıtların birliğidirler.

Herakleitos’a göre kozmos büyük bir kitaba benzer. Onun felsefesinin temeli budur. Kâinat kitabında yazılan şey kâinatın tezahürüdür. Duyu algıları ise bir anlamda bu kitabın yazılarına denk gelmektedirler. Bu yazılar bir anlamda kâinatın benim aklıma görünen kısımlarıdır. Bunun yanı sıra insanın kendisi de bir kitap gibidir. Her iki kitabın da yazıları aynı olduğu için bunlar birbirlerini anlayabilirler.

Yunan felsefesi en başından itibaren dinsel bir yapı sergilemiştir. Kozmosla ilgili en temel felsefi varsayım kozmosun tanrısal bir yapı olduğu ve onun hem içinde hem dışında yer alan nousun bu yapıyı anlayabileceği yolundadır. Ben ile evren arasında karşılıklı bir bağ bulunmaktadır ve Tanrı bu yapıların ikisini de kuşatmıştır. Fakat bu organik bütünlük esasına dayalı yapı zaman içinde bazı filozofların etkileriyle çözülmüştür.



İşte Herakleitos da bu bütünlük esasına dayalı düşünürlerden biriydi. Ona göre kâinat kitabının dilini bilmek gerekmekteydi. Görünüşler bu kitaptaki yazılardı ve ona göre yazı ile anlam birbirinden koparılamazdı. Anlam sadece o dili bilen için ortaya çıkabilecek bir şeydi. Bunun ortaya çıkarılması için de sadece duyu verisi yeterli olamazdı. Herakleitos’un asıl amacı çok daha derinlerde yatmaktaydı. Onun derdi, son kertede insanın kendisini keşfedeceği bir bilgisel aydınlanma idi. İnsanın kendini keşfetmesi neleri anlamasıdır? Bu uğurda duyular da akıl da sadece birer araçtırlar. Amaç kozmosu anlamaktır. Herakleitos’tan öncekiler evrene ve doğaya sadece duyuları ile bakıyorlar ve bu yüzden de evrenin sadece görünür kısımlarını görüyorlardı. Oysa Herakleitos’a göre kozmosu anlamak topyekûn varlığı anlamak demektir. Sanatı ve dini ile birlikte kozmosu anlamak gerekir.

Herakleitos’a göre kozmosta bir yasa vardır. Bu yasa lagostur. Herakleitos’a kadarki Yunan felsefesinde logos, yasa, akıl, cümle, düşünce, ölçü, anlamak gibi birçok anlamlar yüklenmiş çok boyutlu bir sözcüktür. İnsanın amacı evrendeki her şeyin bir olduğunu anlamaktır ve işte logos bu birliği ifade eder. Bu noktada logos ile Tanrı özdeşleştirilmektedir.

Herakleitos daha öte bir düşünce hamlesiyle evreni bu logos ile özdeşleştirmiş, üstelik kozmosun ateşten (pyr) yapıldığını söyleyerek, son derece kapalı bir üslupla logosu ateş ile de özdeş tutmuştur; “Logos ya da Tanrı = Kozmos = Ateş (Pyr)”

Herakleitosçu evren anlayışı logosun Tanrı Kozmos ve Ateş ile özdeş olduğu düşüncesine dayanır ve şöyle formüle edilir; “Logos ya da Tanrı = Kozmos = Ateş (Pyr)”



fiimdi bu esas üzere düşünüldüğünde sadece duyuları ile evrene yönelenler, evrenin ancak görünüşünü bilirler. Oysa amaç kozmosu ve kozmostaki ilahi yasayı, yani logos veya ateşi anlamaktır. Bu yasa doğa ve akıl yasasıdır. Herakleitos, bu anlamda doğa yasası ile akıl yasasını birbirinden ayırmamıştır. Demek ki logos denen yasa, hem fiziki dünyada hem aklımda hem de ilahi alanda hakimdir. Herakleitos’a göre bu yasalılığın başlıca tezahürlerinden biri ölçülülüktür. Evrende her şey belli bir ölçüye göre oluşur. Ölçüye uymayan, her ne olursa olsun cezalandırılır. Bu fikir, nüve biçiminde de olsa Ksenophanes’te de bulunmaktaydı. Ksenophanes’e göre bir varlık var ki düşünmesiyle her şeyi istediği hâle getirir. İstemek, bir planlamayı getirir. Ol deyince oldurur. Bu varlık her şeyi planlamıştır. Hatırlanacağı üzere Ksenophanes ile birlikte kozmos düşüncesine aklı ve iradesi olan bir varlık düşüncesi yerleştirilmişti. Bu varlık kozmosun içinde mi, dışında mı, açık değildir. Hayatta Tanrı’nın gözünde her şey kötüdür. Oysa Herakleitos’a göre yasayı anlayanlar kâinatın her yönünü görürler. Bilge bir insan hayatın her yönünü görür. Herakleitos’a göre evrenin belli bir gerçekliği vardır ve insan bu gerçeklikle yaşamayı öğrenmelidir. Çünkü belli gerçekler asla değiştirilemez. Bu değişmez gerçekler evrenin yasası ya da mantığıdırlar. Değiştiremeyeceğiniz gerçekler dünyanın yasası mantığıdır. Yapılması gereken şey bu gerçeklere uygun şekilde uygun yaşamaktır. Böylece insanın yasası adil olmak, zulüm etmemektir.

Herakleitos’a göre evrendeki tüm değişim zıt unsurların yer değiştirmesinden oluşur.



Herakleitos’tan önceki eski Yunan düşünürleri genelde evrimci bir görüşe sahiptiler. Yani evren onlara göre, belirli bir zamanda belirsiz bir maddeden evrilerek kozmos hâline dönüşmüştü. Herakleitos’ta ise böyle bir başlangıç durumu fikrine rastlanmaz. Evren, onu hiç kimse yaratmadan, hep mevcuttu. Ona göre kozmosun bir bütün olarak kendisi olmasa da içinde bulunan nesneler daimi olarak yer değiştirirler Fakat bu değişime rağmen kozmosun genel yasası ve çerçevesi asla değişmez. Ancak evren içinde yer alan unsurlar sürekli yer değiştirerek yeni varlıklar ve olaylar meydana getirirler. Yerler ve objelerin kendileri sabit ve değişmezdir. Değişen şey, onların sürekli yer değiştirmesidir. Herakleitos’un evreni böyle bir evrendir. Bütün bu yapı ateşten meydana gelmiştir ve bu yapının dinamiğinde ise zıt objeler vardır. Bu yapıdaki objeler iki türden yapılmıştır: (+) ve (-) objeler. Evrende her şey zıt unsurların bir araya gelmesiyle oluşmuştur fakat bunlar rastgele değil, belli bir yasaya göre bir araya gelirler. Evrendeki bütün değişim bu zıt unsurların yer değiştirmesinden oluşur. Böyle bir şemada bir planlanmışlık olduğunu söyleyebiliriz. Kozmostaki her şey ateşten yapılmıştır ve bu ana madde hem değişmenin altındaki kalıcı unsurdur hem de değişmenin kendisidir. Herakleitos dendiğinde akla genellikle “her şey akar” görüşü gelir. Oysa o “her şey akar” dememiş, bu kurallar içinde her şey yer değiştirir, demiştir. O hâlde özetle ifade etmek gerekirse Herakleitos’ta;

- Kozmos, ilahi yasanın hüküm sürdüğü alandır,

- Kozmosun ana maddesi ateştir.

- Bu ateş logosla özdeş görülmüştür. Yani ateş hem ana madde hem dedeğişmenin kendisidir.

- Evrendeki her şey zıt unsurların bir araya gelmesiyle oluşur.

- Evrendeki bütün değişme, zıt unsurları yer değiştirmesidir.

Herakleitos’ta iki temel değişme vardır. 1. Ateşin, toprak, hava ve suya dönüşmesidir. Buna büyük değişme denir. Her şey belli ölçülerdeki ateştir. Bu görüşünde bir yenilik yoktur. 2. Bu görüşü ise Antik Yunan felsefesi açısından bir yeniliktir ve tikel nesnedeki değişmeyi açıklar. Buna göre her nesne zıt unsurlardan meydana getirilmiştir ve bu zıt unsurlardan her biri bir diğerine hakim olmak ister. Değişme, bu zıt unsurlardan herhangi birinin nesnede hakim konuma gelmesi, diğerinin ise nesnenin içine itilmesi esasına dayanır. Birisi diğerini yenmiştir. Çünkü zıtların her ikisi birden aynı anda nesnede hakim durumda bulunamazlar. Örneğin saçın beyazlaşması yeni bir durum değildir. Beyazlık saçta zaten potansiyel durumda bulunmaktadır fakat beyazlama edimiyle aktüel hâle gelmiştir. Aslında bu tespit daha önce Anaksimenes tarafından da yapılmıştı. Fakat Herakleitos’un bu zıtlar öğretisi ile amaçladığı şey aslında ahlaksal bir nitelik arz eder. Onun başlıca derdi ahlaktır. Bir yaşama felsefesi ortaya koymaktır. Herakleitos evren anlayışını aynı zamanda ahlaksal ve estetik bir boyutla da yüklemek istemiştir.



Herakleitos’a göre değişme, nesnede bulunan zıt unsurlardan herhangi birinin hakim duruma gelmesi, ötekininse bastırılması esasına dayanır.

Hazırlayan: Sosyolog Ömer YILDIRIM
Kaynak: Ömer YILDIRIM'ın Kişisel Ders Notları. Atatürk Üniversitesi Sosyoloji Bölümü 1. Sınıf "Felsefeye Giriş" ve 2., 3., 4. Sınıf "Felsefe Tarihi" Dersleri Ders Notları (Ömer YILDIRIM); Açık Öğretim Felsefe Ders Kitabı