Yaratıcı Tekamül

Bergson, süremi anların bütünselleşmesi hareketi olarak anlıyor. Onun sürem içindeki anların ilişkisini neden-sonuç bağıntısını kullanarak açıklamadığını tespit edebiliriz. Bergson’a göre şimdi, geçmişin bir sonucu değildir. Zamanı nedensellik ilişkisine dayanarak anladığımızda yeniye, imkâna ve hayale bir yer bırakmamış oluruz.



Aslında şimdinin geçmişin bir sonucu olmadığı tezinin getirisi yalnızca psikolojiyle sınırlı değildir. Kozmolojiye de uzanır. Bergson’a göre “evrim” meydana gelenin radikal anlamda yeniliğini ve öngörülemezliğini ifade eder. Zaten bu yüzden Bergson ona “yaratıcı” sıfatını layık görür. O hâlde Bergson’un “sürem” kavrayışı onun “yaratıcı tekâmül” anlayışını derinden etkiler. Sürem, Yaratıcı Tekâmül’de kozmolojinin temeli hâline gelir. Deneme’de “zek┠(intelligence) ile “sezgi” (intuition) arasında yapılan ayrım, Yaratıcı Tekâmül’de yeni bir tını kazanır. Deneme’ye göre zekâ gerçekliğin mekanik ve mekânsal bir açıklamasını yaptığı için bilinci anlamakta yetersiz kalıyordu. Sürem ancak “sezgi” ile kavranabilirdi. Yaratıcı Tekâmül’de ise zekâ aynı biçimde ele alındığı hâlde, bilince verileni görmekle sınırlanmamı ş, “spekülatif ve yaşamsal terimlerle düşünme eğilimi”yle ilişkilendirilmiştir. Bergson’a göre felsefenin görevi insanlık durumunun ötesini düşünmeyi öğrenmektir. Bunu Yaratıcı Tekâmül’ün “Bütünün tabiatı benimkiyle aynıdır.” önermesiyle ilişkilendirebiliriz. Bu aynılığı insan kendisine odaklanarak ve kendisine bakışını derinleştirerek fark eder. Zekânın faaliyet alanı mekânsal madde alanıdır ve zekâ doğada, belirlenimcilik usulüyle çalışarak belli sınırlar içinde mutlak hakikate erişebilir. Buna karşın, zekâ bize hayatın mutlak bilgisini sağlayamaz, bütün varlıkları içeren evreni açıklayamaz. Bergson’a göre evrende bütün varlıklar bir devamlılıktan (continuité) itibaren, sürekli ve hür bir oluştan itibaren meydana gelir ve kendilerini gösterirler. Evren statik bir bütün olmadığı için dinamik bir tarzda ele alınmalıdır. Görüldüğü gibi, Bergson Deneme’de ilkin oluşu bilinçte düşünür, Yaratıcı Tekâmül’de ise oluş düşüncesini hayattan başlayarak tüm evrene ve hatta zekânın alanı olan maddeye de yayar.



Yaratıcı Tekâmül’de Bergson Neo-Darwinizmin mekanikçiliği ile Neo-Lamarkçı lığın erekselciliği arasında bir üçüncü yol bulmaya çalışır. Bu yolun belirgin özelliği evrimin yeni biçimlerin yaratılması ve yaşamın icat eden karakteridir.

Jean Baptiste Lamark (1744-1829). Canlıda onu basit formlardan daha karmaşık formlara doğru götüren bir güç vardır. Çevrenin canlıya uyguladığı güç ise, onu kalıtımla devraldığı özellikleri kullanarak veya kullanmayarak çevreye uyum sağlamaya zorlar. Lamark ilk tutarlı evrim kuramını geliştiren düşünürdür. Yeni- Lamarkçılık, evrimi epigenetik kalıtıma bağlayarak tartışır: Canlı çevrenin koyduğu engellerle genlerini değiştirerek mücadele eder.



Yaratıcı tekâmül içinde organizmalar ve türler gibi yaşam biçimlerinin biçimlerini yaratan bir oluş akışıdır. Bu akışın sabit ve durağan her belirlenimi kırıp dışı- na çıkma eğilimi vardır. Neo-Lamarkçılık evrimin ereğinin bireyin çabasıyla gerçekleştiği görüşüne bağlıdır. Bergson’da ise yaşamın bireylerde yalıtılması hiçbir zaman tamamlanmaz, bireyliğin sınırlarını tam olarak belirlemek zordur. Bununla birlikte Bergson’a göre yaratıcı tekâmül belirli bir anlamda erekseldir. Eğer yaşamda ereksellik varsa bu erek bireylerin hayatlarında değil, tek ve bölünmez bir bütünlük olarak ele alınan yaşamın kendisinde bulunur. Bergson “evrim”de vurguyu etkinlik üzerine yapar, bu etkinliğin meydana getirdiği yaşam biçimleri, bireyler üzerine değil. Bu vurgu onun kendi evrim anlayışını, homojen olandan heterojen olana basit, doğrudan bir geçiş olarak ele alan evrim anlayışlarından ayırt etmesini sağlar. Evrim karmaşık yollardan geçer, düz bir yol izlemez, mantığın mükemmelliği ya da ilerleme fikrine dayanarak evrimi anlayamayız. Bu evrim anlayışına göre daha karmaşık bir organizmanın daha mükemmel olduğunu söyleyemeyiz. İnsanın evrimin nihai ereği olduğu tezi de insan merkezci bir kanıdan ibarettir. Birçok okuru Bergson’un bunu yaptığı kanaatinde olduğu hâlde, Bergson’un evrim anlayışı bundan daha karmaşıktır. Evrime bir amaç atfetmek bizi evrimin yaratıcı sürecini, önceden varolan bir planın gerçekleşmesiymiş gibi anlamaya sürükler. Bu anlamda evrimin bir amacı yoktur. Evrimin yolu önceden verili değildir, burada yolu vareden şey, o yoldan geçilmesi etkinliğidir. Yaşamın özdeşliği tüm varolanların aynı amaca yönelmesiyle sağlanmaz, bir itkiden kaynaklanır. Bergson buna hayat hamlesi (élan vital) adını verir.



Yaşamın bireylere ve türlere evrilmesinin sebeplerinden biri, yaşamın içinde barındırdığı bu itki, bu patlayıcı güçse diğeri de atıl maddenin yaşama direncidir. Yaşam atıl maddeye girer ve yavaş yavaş ondan nasıl yaşam biçimlerini ve yaşamsal özellikleri türetebileceğini öğrenir. Yarı süreksiz organizmalardan daha karmaşık organizmalara geçildiğinde, bu organizmalar yaşama yeni bileşenler, yeni alışkanlıklar kazandırırlar. Böylece yaşam hamlesi, oluş içinde ayrı yönler alır doğa çatallanan farklı eğilimleri barındırır. Böylece Bergson Neo-Lamarkçılığın yönü belli evrim fikrini reddetmiş olur. Neo-Lamarkçılık evrimin bireyde piskolojik bir özellik olan bilinçli çabaya vardığını öne sürer. Hâlbuki Bergson, bu çabanın bireyin bir özelliği olmadığını ve zaten pek az durumda kayda değer bir etkisinin bulunduğunu ileri sürer. Çaba türün bireylerinin tözlerinde değil, bunların tohumlarında, bizim deyişimizle genlerindedir. Bu Darwincilikle ne kadar uygundur? Eğer Bergson’un yaşam hamlesi hakkında söylediklerini bir yana bıraksaydık Bergson Darwinci olabilirdi. Varoluş şartları değiştiğinde türlerin de yok olduğunu belirtmiştir. Doğal seçilim fikrine yakındır o halde. Bununla birlikte, Bergson’a göre Darwincilik yaşam hamlesi, ilksel itki, yaratıcı etkinlik fikrinden yoksundur ve bu yüzden evrimi mekanik bir biçimde anlar. Yaratıcı evrim bir yaşam dürtüsü olmadan anlaşılamaz. Evrim yalnızca canlıların dışsal koşulların dayatmasıyla doğal ortamlarına uyum sağlaması değildir yaşam uyum sağlarken icat edilenle zenginleşir ve onun sayesinde daha karmaşık hâle gelir. Bununla birlikte evrim her zaman ileri doğru bir hareket değildir, bazen de bir sapma veya bir gerileme de olabilir. Bergson Neo-Darwinciliğin kalıtımla bir bireyden diğer bireye aktarılanın bir tohumda arızi bir biçimde meydana gelen değişiklikler olduğunu ve doğal seçilimin hayatta kalmaya uygun olmayan içgüdüleri eleyeceğini kabul eder. Evrimin zaman aldığı fikrini de. Kabul etmediği şey yaşamsal güdülerin basit bir birikim sonucunda meydana geldiğidir. O, her yeni ögenin bütünü değiştirdiğini vurguladığı için evrimin karmaşıklığı doğal seçilim gibi dışsal bir mekanizma ile açıklanamaz.

Mekanizm bir olayın neden meydana geldiğini sebep sonuç ilişkilerine veya kurucu süreçlere atışa açıklar. İlişkiler ve süreçler aynı fenomeni düzenli bir biçimde üretirler. Ereksellik ise doğada insan eylemlerindekine benzer bir amaç, bir nihai erek olduğunu savlar. Bu erek doğaya dışsal veya içsel olarak düşünülebilir.



Yaratıcı evrim aslında süreme benzemektedir. Bergson’un Darwinciliğe meydan okumasının tam da bu olduğunu belirtebiliriz. Evrimin hareketini anlamak için süremin hareketini bilmek gerekir. Öyleyse, sürem yalnızca psikolojik varlığı, bilinci açıklamak için kullanılan bir kavram değildir, evrimin ürünleri olan organik varlıkları anlamak için de yaşamın yaratıcı etkinliğini sürem olarak düşünmeye ihtiyacımız vardır. Yaratıcı evrimin sürem olması, yaşam hamlesinin kendi sonuçlarının bir taslağını içinde taşıyan basit bir edim, bir müsebbip güç olarak ele alınamayacağını gösterir. O hâlde evrimin bir hafızası vardır ve biz de bu hafızayı paylaştığımız için imgelerin ve temsillerin ötesine geçebilir ve saf, metafizik sezgiye sahip olabiliriz. Başka bir deyişle, hafıza madde ile ilişkisini sadece dışarıdan, algı yoluyla kurmayız, yaşamın inorganik ve organik biçimlerinden edindiği hafıza, bu ilişkiyi bizde çoktan kurmuştur zaten. Başka bir deyişle, Bergson kendi felsefesini, bilinçdışı bir biçimde hissedilen bir hakikatin bilinçli bir ifadesi olarak görür. Varlığı belirlenimci bir tarzda ele aldığımızda evrende özgürlüğe bir yer kalmaz. Bergson için evreni bir oluş olarak düşünmek, özgürlüğü diriltmenin de bir yoludur. Oluşun kendisi özgürdür ve sürem de özgürlükten başka bir şey değildir. Peki, bu yaratıcı evrim felsefesinin etik bir yönelimi olabilir mi? Buna olumlu yanıt verebiliriz çünkü Bergson’un son temel eseri ahlâk ve din üstünedir.

Hazırlayan:
Sosyolog Ömer YILDIRIM
Kaynak: Ömer YILDIRIM'ın Kişisel Ders Notları. Atatürk Üniversitesi Sosyoloji Bölümü 1. Sınıf "Felsefeye Giriş" ve 2., 3., 4. Sınıf "Felsefe Tarihi" Dersleri Ders Notları (Ömer YILDIRIM); Açık Öğretim Felsefe Ders Kitabı