Henri Bergson Kimdir?

İngiltere’den Fransa’ya göç eden bir Yahudi ailesinin çocuğudur. Lise yıllarında önce matematiğe, sonra felsefeye ilgi duymuştur. École Normale Supérieure’de felsefe eğitimini sürdürürken Herbert Spencer’in evrimciliğinden etkilenmiştir.



Evrimcilik, Charles Darwin’in (1809-1882), Türlerin Kökeni adlı eserinde (1859) tüm canlıların aslında ortak bir atadan doğduğunu, türlerin başlangıçta oldukları ya da yaratıldıkları gibi kalmadıklarını, dünyadaki yeni şartlara uyum sağlayarak sürekli bir değişim içinde bulunduklarını savunan görüştür. Darwin hangi canlıların varolacaklarını hangilerinin yokolacaklarını belirleyen mekanizmaya “doğal seçilim” adını verir. Biyolojinin 19. yy’da bir bilim olarak ortaya çıkmasında evrim düşüncesinin önemli bir payı vardır. Canlıların sınışandırılması ve biyolojik sistematik bu düşünce sayesinde kurulabilmiştir. Charles Darwin’in teorilerinden etkilenen Herbert Spencer, evrim kavramını biyoloji alanından felsefe ve toplumbilim alanına taşımış olan bir düşünürdür.



Bir yandan Platon’un felsefesini okurken diğer yandan da doğa bilimlerini, özellikle de biyolojiyi araştırıyordu. Bergson École Normale Supérieure’de ders vermeden önce çeşitli liselerde felsefe öğretmenliği yaptı. 1914’te Fransız Akademisi’ne üye seçildi. Collège de France’da görev yaptı. 1924’ten sonra sağlık sorunları sebebiyle inzivaya çekilen Bergson, 1941 yılında Paris’te öldü.

Bergson’un felsefesi başlıca dört eserinde bulunur:

1. Şuurun Dolaysız Verileri Üzerine Deneme (Essai sur les données immédiates de la conscience (1889)).

2. Madde ve Hafıza (Matière et mémoire (1896)).

3. Yaratıcı Tekâmül (L’Évolution créatrice (1907)).

4. Ahlâkın ve Dinin İki Kaynağı (Les deux sources de la morale et de la religion (1932))

Bu dört eserden başka filozofun Gülme (Le Rire, (1900)), Sürem ve Eşzamanlılık (Durée et simultanéité (1922)) gibi iki kitabı da vardır. Bu eserler Bergson’un genel öğretisini özel sorunlara uygulamaktadır. Bunlardan başka, Zihin Kudreti (L’Énergie spirituelle (1919)) ve Düşünce ve Devingen (La Pensée et le mouvant (1919)) başlıklı kitaplar, Bergson’un kendisi tarafından derlenmiş, yukarda saydığımız dört temel esere ışık tutan makale ve konferans bildirilerini içerir. Bergson, son hâlini almamış metinlerinin, ders notlarının, mektuplarının vefatından sonra yayınlanmamasını vasiyet etmiştir.



Ayrıca Lütfen Bakınız:
 
- Bergson'un ahlak ve din anlayışı - Şuurun dolaysız verileri üzerine deneme
- Bergson'un felsefesi - Madde ve hafıza
- Bergson ve sezgi - Yaratıcı tekamül
- Özgürlük, bilim ve metafizik - Ahlakın ve dinin iki kaynağı
- Bergson'un felsefesinin güzergâhı  

Özetle;

Bergson’un ikici (düalist) bir varlık anlayışı vardır. Varlık, mekânsal olan madde ile zamansal olan tinden meydana gelmiştir. Bu iki varlık tarzı arasındaki fark yapısal bir farktır. Dolayısıyla birbirinden farklı olan bu iki varlığa ilişkin bilme tarzları da farklıdır. Bilinç hayatında yaşantılar sürekli bir değişim içinde bulunurlar. Bilinç yoğunluklardan ibaret bir çokluktur. Ancak, bu çokluk aynı zamanda da parçalanmaz bir birliktir. Zekâ maddeyi bölünebilir ve parçalanabilir niceliklerden müteşekkil olarak kavrayabildiği hâlde yaşantılar ve bilinç hâlleri ancak sezgi ile bilinebilirler. Eski felsefe ve bilim, bu değişimi mekâna bağlamış, harekete indirgemiş ve saat kadranlarının da gösterdiği bu harekete “zaman” demiştir. Oysa gerçek zaman “sürem”dir. Bilinç hâllerimizin değişiminde anların birbirini içermesidir. Sürem hem değişken hem de özdeştir. Sezgiyle yakalanan bu gerçeklik hem varlık hem de değişimdir. Bergson değişimi reddeden varlık felsefelerini de varlığı reddeden değişim anlayışlarını da eleştirir.

Bergson, ikici bir başlangıç noktasından, “tin” ve “madde”nin tözce, yapıca farklılığından hareket etmektedir. O hâlde birbirinden farklı olan bu iki töz arasında nasıl bir ilişki kurulmaktadır? Madde ve Hafıza’da bu sorunun yanıtını aranır. İdealist bakış açısından “madde” zihinsel bir temsilden (söz, kavram, tümel, simge) ibarettir. Realist bakış açısına göre ise madde zihindeki temsilleri oluşturan şeydir. Bergson’a göre bu iki bakış açısı da hatalıdır. Bedenim ve beynim maddi evrenin bir parçasıdır. Bu nedenle, “madde” ne bütünüyle “ben merkezli” olarak ne de “ben” den bağımsız olarak kavranabilir. Evren bir imgeler bütünüdür. Onu bedenimle dıştan değil, içten tanır ve bilirim. İmge ne temsil ne de şeydir. “İmge” şeyden biraz az, temsilden biraz fazladır. Temsil ile imge arasında yalnızca bir derece farkı vardır. Algı, imgelerle; zekâ ise temsillerle işler. Sezgi hafızadır. Algı, maddenin genel kütlesini insan eyleminin yararına ayrı cisimlere böler. Fakat sezgi, algıdan çok farklıdır. O da alışkanlıklarla örgütlenmiş olarak ihtiyaçlara göre yönlenir. Sezgi bir akli görü değil, bir içgüdüdür. Madde ile bilinç arasındaki ilişkiyi hafıza kurmaktadır.

“Zaman “ve “sürem “ kavramları arasında yaptığı ayrım, Bergson’un varlık anlayışında önemli bir rol oynar. Evreni nedensellik ilişkisi içinde belirlenimci bir anlayışla ele aldığımızda yeniliğe ve evrime yer kalmaz. “Şimdi”, geçmişin zorunlu bir sonucu değildir ve “gelecek” şimdiden öngörülemez, çünkü evrim öngörülemez olanla atılımını gerçekleştirir. Zekâ, gerçekliği mekâna dayanarak kavramaya çalıştığı için bilinci kavrayamaz. Evrim, sürem ancak sezgi ile kavranabilir. Deneme’de “zek┠ile “sezgi” arasında yapılan ayrım Yaratıcı Tekâmül’de daha da belirginleşir. Zekânı n alanı mekânsal madde alanıdır. O, belirlenimcilik ilkesiyle çalışarak belli sınırlar içinde statik bir doğruluğa erişebilir, ama hayatın dinamik bilgisini sağlayamaz, evreni açıklayamaz. Evrende bütün varlıklar hürdür ve oluş hâlindedir. Bergson’un evrimciliği, Darwinizm gibi belirlenimci değil, yaratıcıdır, düz bir yol izlemez. Bu evrimin kendine göre bir erekselliği vardır, ama “ilerleme” fikrine bağlı değildir. “Yaşamın ereği”, “yaşam atılımı”ndan, yani evrenin içindeki değişim gücünden başka bir şey değildir. Gizemli bir kavramdır bu. Yaşam atılımı ancak süremde sezgiyle kavranabilir. Böylece sürem, yalnızca bilinci açıklamak için değil, evrimi anlamak için de başvurmamız gereken bir kaynaktır. Yaratıcı evrim, kendi hafızasını içinde taşır. Öyleyse hafıza yaşamın inorganik biçimlerinde de vardır. Madde ile hafıza arasındaki ilişki hem içten hem de dıştan kurulmuştur.

Bergson’un “ahlâk”ve “din” hakkındaki görüşleri evrim fikrine bağlıdır. Dinin ve ahlâkın günümüze kadar nasıl evrildiklerini açıklamaya çalışır. Sistemindeki ikicil anlayışa paralel olarak “toplumsal ahlâk” ile “gerçek ahlâk” arasında bir ayrı m yapar. Toplumsal ahlâk bize kendi toplumumuzun tarihsel ve kültürel bir takım değerlerini kazandırır ve bunları hayata geçirmek için davranışlarımıza bazı normlar koyar. Bu toplumsal ahlâkın gerçek anlamda “ahlâk”la bir ilgisi yoktur. Bergson bu ahlâka bütün insanlığa açık olmadığı için kapalı ahlâk der. Töre ahlâkı, kapalı ahlâkı n iyi bir örneğidir. Bu ahlâk dışlayıcı, baskıcı ve savaşçıdır. Aynı biçimde kapalı din de sistemli bir biçimde korkular, sanrılar üretir; örneğin göklerde her hareketimizi izleyen ve bizi korkutup cezalandıran tanrılardan söz eder.

Ancak ahlâk ve din kapalı ahlâk ve dinden ibaret değildir. Açık ahlâk ve din açık belirli bir toplumun malı değildir, bütün insanlığa açık, evrenseldir. Bu anlamda Bergson açık ahlâkı ve açık dini evrimde ortaya çıkan bir ilerleme, bir yaratıcılık olarak görür. Evrensel dinler ve ahlâklar savaşçı değildir, “açık bir toplum” yaratılmasıyla gelecek bir barışı hedefler. Bergson’a göre açık ahlâk “yaratıcı heyecanlar”dan kaynaklanır. Yaratıcı heyacanlar, sıradan heyecanlar değildirler. Açık ahlâk yaratıcı ve yenilikçidir. Sezgiye dayanır. Açık din söz konusu olduğunda yaratıcı heyecan bizi mistik deneyime götürür. Mistisizm, dini yaşantıyı, ödevin ötesine geçen dini deneyim ve bilinçli katılıma bağlar.

Hazırlayan:
Sosyolog Ömer YILDIRIM
Kaynak: Ömer YILDIRIM'ın Kişisel Ders Notları. Atatürk Üniversitesi Sosyoloji Bölümü 1. Sınıf "Felsefeye Giriş" ve 2., 3., 4. Sınıf "Felsefe Tarihi" Dersleri Ders Notları (Ömer YILDIRIM); Açık Öğretim Felsefe Ders Kitabı