Ahlakın ve Dinin İki Kaynağı

Bergson’un Ahlakın ve Dinin İki Kaynağı başlıklı eseri Yaratıcı Tekâmül’de geliştirilen biyoloji modelli metafiziğe ait fikirlerle özellikle de evrim fikriyle devamlılık içinde bulunur.



Bergson’un amacı ahlâkın ve dinin hangi kaynaklardan itibaren günümüze dek evrildiklerini açıklığa kavuşturmaktır. Bergson toplumsal ahlâk ile ahlâk arasında aydınlanmacı, hatta Kantçı diyebileceğimiz bir ayrımla işe başlar. Böyle bir ayrım Eski Yunan’da söz konusu değildir. Toplumsal ahlâk bize kendi toplumumuzun tarihsel ve kültürel birtakım değerlerini kazandırır ve bunları hayata geçirmek için davranışlarımıza bazı normlar dayatır. Örneğin bir kadının yüksek sesle gülmesi ayıptır, “namus” değerini cari kılan böyle bir normdur. Burada bir davranışın kısıtlanması için evrensel bir gerekçe söz konusu değildir. Ancak bazı toplumlarda bu tür davranışlar yüzünden insanlar öldürülebilir. Bergson’a göre bu toplumsal ahlâkın gerçek anlamda “ahlâk”la bir ilgisi yoktur. Bergson bu ahlâka kapalı ahlâk demesinin sebebi statik olması ve bütün insanlığa açık olmamasıdır. Peki kapalı ahlâkın kaynağı nedir? Bergson’a göre insan türü de örneğin, arılar, maymunlar ve filler gibi hayvan türlerine benzer bir biçimde, bir topluluğun desteği olmadan hayatta kalamayacak bireylerden oluşmuştur.



Bu söz konusu türleri ortaya çıkaran yaratıcı evrimin bir sonucudur. Kapalı ahlâkın kaynağı, insanın doğada tek başına hayatta kalamayacak, bedensel ihtiyaçlarını karşılayamayacak olması dır. Tam bu ihtiyaçların baskısı kapalı ahlâkın kuralları son derece sıkıdır ve bireylerden tam bir itaat talep eder. Kapalı ahlâk toplumun tüm insanlığın değil, belli bir zamanda ve mekânda mevcut tikel bir toplumun, benim toplumumun varlığını sürdürmesini hedefler. Başka toplumlar, kendi toplumuna ait olmayan bireylerin yaşam biçimlerini düzenleyebileceği iddiasında bulunmaz. Töre ahlâkı, kapalı ahlâkın iyi bir örneğidir. Töre yalnızca belli bir topluma ait insanların yaşamlarını düzenler. Kapalı ahlâkın kapalı, yani dinamik ve bütün insanlara açık olmayan bir de dini vardır. Bergson kapalı ahlâkın başka toplumları dışladığını, savaşçı bir karaktere sahip olduğunu, yasalarını ihlâl eden bireylere şiddet uygulamaktan çekinmediğini söyler. Buna karşın, kapalı bir din de istemli bir biçimde korkular, sanrılar üretir. Örneğin göklerde her hareketimizi izleyen ve bizi cezalandıran tanrılar vardır. Bu korkular ve sanrılar da toplumsal bağları sıkılaştırmaya yararlar.

Ancak ahlâk ve din kapalı ahlâk ve dinden ibaret değildir. Açık ahlâk ve açık belirli bir toplumun malı değildir, bütün insanlığa açık, evrenseldir. Bu anlamda Bergson açık ahlâkı ve açık dini evrimde ortaya çıkan bir ilerleme, bir yaratıcılık olarak görür. Evrensel dinler ve ahlâklar savaşçı değildir, “açık bir toplum” yaratılmasıyla gelecek bir barışı hedeflerler. Bergson’a göre açık ahlâk “yaratıcı heyecanlar” dan kaynaklanır. Yaratıcı heyecanlar, sıradan heyecanlar değildirler. Sıradan heyecanlar bir temsili varsayarlar. Örneğin bir hediye almak beni heyecanlandırır, hediyenin temsili heyecandan önce gelir. Hâlbuki yaratıcı heyecan bir temsile dayanmaz. Onun temsile önceliği vardır, temsil heyecanın içinde ve onun tarafından yaratılır. Sanatçılar yaratıcı bir heyecanla sanat eserine ilişkin temsili üretebilirler. Yaratıcı heyecan insanı, ihtiyaçları karşılamaya yönelen zekânın dışına çıkaran zihinsel olarak durağan olmayan bir sürece sokar. İşte sezgi sıçramaları bu süreç içinde meydana gelir. Bergson açık ahlâkı sanat gibi yaratıcı heyecana ve sezgiye bağlar ama bundan evrensel bir ahlâkın nasıl çıkacağını anlamak kolay değildir. Açık din söz konusu olduğunda yaratıcı heyecan bizi mistik deneyime götürür.



Mistik sözcüğü geniş anlamında gizemli olanı, olağan bilme araçlarıyla, sıradan gözlemlerle bilinemez olanı işaret eder. Mistik deneyim gerçekliğin doğrudan doğruya aklın dışında bir sezişle kavranmasıdır. Ortaya koyduğu bilgi de yaşantı merkezli bir bilgi türüdür. Dinsel mistisizm, gizemli ve üstün bir varlığa sevgi ve duygu yoluyla ulaşma, onunla bütünleşme ve birleşme sürecidir. Mevlâna’nın yaşadığı mistik deneyimi anlatan aşağıdaki dizeleri bunun tipik bir örneğidir.

BAK AŞKA

Bak aşka...
nasıl karışır
aşık olanla

bak ruha
nasıl birleşir yeryüzüyle
ona yeni hayat verir

Çev. Vehbi Taşar



Mistisizm, dini yaşantıyı katı ve statik bir dizi öğretiye sadık kalarak hayatını sürdürmenin ötesinde bir yaşantı olarak görür. Fakat Bergson’a göre mistik tecrübe tanrının temaşa edilmesinden ibaret değildir, yaratıcıdır; harekete, eyleme dönüşür. Kaynağı doğal ihtiyaçlar olan kapalı ahlâkın bireyde sürekli bir biçimde itaat etme alışkanlığı üretmesine ve bireyi yaratıcı bir biçimde, özgürce hareket edemeyecek hâle getirmesine rağmen karşın açık ahlâk eğilmez kuralların, katı ödev ve mecburiyetlerin ötesinde müstesna tecrübelere delâlet eder.

Hazırlayan:
Sosyolog Ömer YILDIRIM
Kaynak: Ömer YILDIRIM'ın Kişisel Ders Notları. Atatürk Üniversitesi Sosyoloji Bölümü 1. Sınıf "Felsefeye Giriş" ve 2., 3., 4. Sınıf "Felsefe Tarihi" Dersleri Ders Notları (Ömer YILDIRIM); Açık Öğretim Felsefe Ders Kitabı