Gottfried Leibniz Bilgi Kuramı Anlayışı

Leibniz’in bilgi konusundaki görüşleri büyük ölçüde önerme çözümlemeleri üzerine kurulmuştur: Mantıkçı kişiliğini bu alanda da göstermiştir. Ona göre her önerme bir özne-yüklem yapısı gösterir ya da bu yapıdaki bir önermeye ya da önermelere çözümlenebilir. Şu halde önermenin özne-yüklem biçimi özseldir. Ancak tüm önermeler doğruluk koşulları bakımından aynı yapıda değildir. Leibniz bu bağlamda us (akıl) doğruluklarından ve olgu doğruluklarından söz eder. Leibniz, bu ayrı mı Monadoloji isimli eserinde ortaya koyar.



Us doğrulukları zorunlu doğruluklardır; bunlar öncesiz sonrasız doğrudurlar; doğuştan insan zihninde bir yatkınlık olarak bulunurlar ve belirli bir olgunluk düzeyine gelindiğinde ussal birey bunların bilincine varır. Akılda hazır bulunmaları özelliğini Leibniz, Locke’a bir polemik olarak öne sürmüştür. Çünkü Locke İnsan Anlığı Üzerine Bir Deneme adlı yapıtında insan zihninde daha önce duyulardan geçmemiş olan hiçbir şey bulunmadığını öne sürerek Descartes’in doğuştan ideler (ideae innatae) öğretisine karşı çıkmıştı. Leibniz, Locke’u İnsan Anlığı Üzerine Yeni Denemeler yapıtında yanıtladı. Ona göre, zihnimizde doğuştan getirdiğimiz bazı temel doğruluklar bulunur: Bunlar Leibniz’in us doğrulukları dediği şeylerdir. Us doğrulukları arasında en başta Tanrı idesi, temel mantık ve matematik ilkeleri ve önermeleri bulunur. Leibniz, bu önermelerin zorunlulukla ve öncesiz sonrasız doğru olduğunu ve bunların aksini düşünmenin aklımızı çelişkiye düşüreceğini söyler. Çünkü bunlar, doğruluklarını çelişmezlik ilkesine dayanmalarından alırlar. Örneğin “üçgen üç kenarı olan şekildir,” dedikten sonra bunun aksini düşünmek zihni çelişkiye götürür. Bunların doğrulukları intuitif-sezgisel olarak yani zihnin içinde bir bakışta görülür. Bu durum bu bilgilerin ya da önermelerin yapısından gelir.



Leibniz bunları genelde özdeşler olarak nitelendirir. Çünkü bunların yapısı “A, A’dır,” biçimindedir. Yani önermenin yüklemi durumundaki terim ya özne durumundaki terimle özdeş anlamdadır, ya da onun tarafından içerilir. Örneğin “dörtgen dört kenarı olan şekildir,” birinci duruma örnektir. “Eşkenar dörtgen bir dörtgendir,” önermesi ise ikinci duruma bir örnek oluşturmaktadır. Örnek gösterdiğimiz türden olanlar olumlu özdeşliklere örnektir. Ayrıca olumsuz özdeşlikler de bulunur. Örneğin “A- olan, A- olmayan olamaz,” deyişi olumsuz özdeşliğe bir örnek oluşturmaktadır. Leibniz, bu özdeşlerin genelde bize yeni bilgi vermediğini sadece bilineni tekrarlar gibi göründüklerini söyler. Bunlar genelde analitik yani çözümleyici önerme yapısındadırlar. Analitik önermeler yeni bilgi vermez; öznenin yüklemde tekrarlandığı önermelerdir. “Bütün bekârlar evli olmayan kişilerdir,” türünden bir önerme bize yeni bir bilgi vermemektedir. Zaten bekârın anlamı evli olmayan kişi olmaktır. Bu tür önermeler tanım önermesidir ya da bugün genelleme dediğimiz türden önermelerdir. Bu tür önermelerin doğruluğu için olguya gitmeye gerek yoktur. Bunlar a priori olarak doğrudurlar, bir başka deyişle deneyim öncesi olarak doğrudurlar. Doğrulukları en başta da söylediğimiz gibi taşıdıkları önermesel yapıdan gelmektedir.



Leibniz’in olgu doğrulukları dediği şeyse Olgu dünyasında deneyime dayalı olarak keşfedilen doğruluklardır. Bunların doğrulukları a posteriori olarak bilinir. Yani mutlaka deneyimde öyle olduğunu görmemiz gerekir. Bunların doğruluğu çelişmezlik yasasına dayanmaz. Çünkü olgu doğruluklarının aksini düşünmek zihni çelişkiye düşürmez. Örneğin “bütün kediler miyavlar,” önermesi gerçekten evrensel olarak doğrudur, ancak bu doğruluk matematik önermelerdeki gibi zorunlu değildir, sadece olumsaldır (contingent), yani öyle olmuştur, başka türlü de olabilirdi; kediler başka türlü ses çıkarabilirdi ya da hiç ses çıkarmayabilirlerdi. Tüm bu olasılıklar zihni çelişkiye düşürmemektedir. Oysa iki kez iki beş eder desek zihnimiz derhal çelişkiye düşecektir. Olgu doğruluklarının doğruluk koşulu olarak Leibniz, yeterli neden ilkesini öne sürmüştür. Olgu dünyasındaki her şeyin oluşmasının bir yeterli nedeni vardır. Bu da Tanrının öyle olması ile ilgili seçimidir. Zaten Tanrı bu dünyamızı da olabilecek dünyalar içinde en uygunu, en güzeli olarak seçmiştir. Şu halde dış dünyada olup biten her şeyin nedeni öyle olmasını isteyen Tanrı seçimidir. Görüldüğü gibi Leibniz bu alanda teolojik temele dayanmaktadır.



Leibniz’e göre us doğrulukları insan zihninde doğuştan bulunan zorunlu doğruluklardır ve bunların aksinin düşünülmesi zihni çelişkiye sürükler. Buna karşılık deneyim yoluyla elde edilen olgu doğrulukları olumsal bir görünüm sergilerler.

Bu alandaki doğrulukların önermesel yapısını daha yakından görebilmek için bir örnek üzerinde duralım: “Paris, Fransa’nın başkentidir.” Buradaki doğruluk olumsaldır. Paris Fransa’nın başkenti olmayabilirdi. Bunu düşünmekte hiçbir çelişki yoktur. Paris’in başkent olması yeterli bir nedene dayalı olarak gerçekleşmiştir. Ve yine, Paris’in Fransa’nın başkenti olması “Paris” idesini anlamca zenginleştirmektedir. Görüldüğü gibi olgu doğruluklarında önermenin özne terimi ve yüklem terimi anlamca birbirlerine özdeş değildir. Yüklem terimi özne kavramına yeni bir bilgi eklemektedir. Bu tür önermelere Kant, sentetik önermeler demektedir. Bilgimizi genişleten önermeler daha çok bu yapıdadır. Ancak önermelerde yanlışlık yapmak da bu yapıdan kaynaklanmaktadır. Yüklem terimi özne terimine karşılık gelmezse yanlışlık olabilir. Nitekim “Bilgi Doğruluk ve İdeler Üzerine” başlıklı yazı sında Leibniz duyu bilgisinden söz ederek duyu bilgilerinin yanlışlığa açık olduklarından söz etmektedir. Çünkü bunlar duyusal algıya bağlı olarak, Descartesçı söylemle genelde açık olmakla birlikte seçiklikleri kolayca sağlanamayan önermelerdir. Kaldı ki açık olmayıp tümüyle karanlık ve bulanık olanları da bulunmaktadı r. Aslında elbette doğru olmayan olgu önermelerine olgu doğrulukları kategorisinde yer verilemez ama yanlış olmakla birlikte doğru sanılan olgu hakikatleri olabilmesi olasılığı oldukça fazladır. Ancak us doğrulukları alanında hiçbir biçimde yanlışlık söz konusu olamaz. Olgu doğrulukları alanında A, A’dır, önerme yapısı geçerli olmadığı için, A, B’dir tarzındaki bir yapıda B, A’ya doğru olmaksızın da yüklenebilir çünkü insanlar nesneleri seçik olarak tanımak açısından yeterli olmayabilir. Yani olgu dünyasının bilgisi bakımından insanlar algı yetersizlikleri yüzünden hata yapabilirler. Leibniz bu noktada ilginç bir öne sürümde bulunur. Tanrı tüm var olanları Leibniz’in deyişiyle monadları eksiksiz tanıdığı için, bir başka deyişle monadların ne tür yüklemlere sahip olduklarını bildiği için Tanrı açısından tüm olgu önermeleri analitik yapıda, yani yüklemi öznesine karşılık gelen önermelerdir. Oysa insanlar açısından her tür monadı tüketici bir biçimde tanımak olanaklı olmadığı için, olgu önermeleri ve hatta doğrulukları bize göre deneyim temelli ve sentetik yapılı önermelerdir.

Hazırlayan: Sosyolog Ömer YILDIRIM
Kaynak: Ömer YILDIRIM'ın Kişisel Ders Notları. Atatürk Üniversitesi Sosyoloji Bölümü 1. Sınıf "Felsefeye Giriş" ve 2., 3., 4. Sınıf "Felsefe Tarihi" Dersleri Ders Notları (Ömer YILDIRIM); Açık Öğretim Felsefe Ders Kitabı