George Berkeley'in Metafizik Anlayışı

Berkeley cisimlerin varlığını ve onların doğadaki düzenini yadsımadığına göre zihnimize dışsal olan nesnelerin, biz onları algılamadığımız zaman bile nasıl varolduklarını ve nasıl düzenlerini koruduklarını açıklamak onun için zorunlu olmaktadır. O “varolmak algılanmış olmaktır” genel tezini açıklarken duyulur şeyleri ve zihnin dışındaki varoluşu yadsımadığını dile getirir: Bu da özellikle kendi zihni değil, tüm öteki zihinlerdir.



Onların benim zihnime dışsal olan bir varoluşa sahip oldukları açıktır çünkü deneyim aracılığıyla onların zihnimden bağımsız olduğunu keşfediyorum. Onların kendisinde varolduğu bir başka zihin daha var ki benim algılamadığım zamanlarda onları algılamaya devam etmektedir. Bütün insan zihinleri zaman zaman durarak ilgisini nesnelerden başka tarafa çektiği için “her zaman algılamak için hazır olan” bir Dışsal Zihin vardır. Bu zihin tüm şeyleri bilir ve kavrar ve onları bizim görüşümüze kendisinin takdir ettiği kurallara göre o tarzda gösterir ki, bu durum bizim tarafımızdan doğa yasaları terimiyle ifade edilir. Şeylerin varoluşu bundan dolayı Tanrı’nın varoluşuna bağımlıdır ve Tanrı doğadaki şeylerin düzenliliğinin nedenidir.



Şu halde gerçekliği deneyimimizin terimleri içinde betimlemeye ya da yorumlamaya çalıştığımız zaman, ilk önce benim gibi zihinleri olan öteki kişilerin bulunduğu sonucuna ulaşırız. Buna dayanarak benim gibi öteki kişilerin de ideleri vardır diyebilirim. Benim ve onların sınırlı zihinlerinden ayrı olarak, zihne analoji ile daha büyük bir Zihin vardır ve bu da Tanrı’nın zihnidir. Tanrı’nın ideleri doğanın her zamanki düzenini kurarlar. Bizim zihnimizde bulunan ideler, Tanrı’nın bize bildirmiş olduğu idelerdir. Böylece bizim günlük deneyim içinde algıladığımız nesnelerin nedeni madde ya da töz değil, Tanrı’dır. Sınırlı zihinlerin tüm deneyimlerini, düzenliliği ve deneyime bağımlılığı garanti ederek, koordine eden de yine Tanrı’dır; bir başka deyişle O, bizim doğa yasalarının terimleri içinde düşünmemizi sağlar. Böylece Tanrı’nın zihnindeki idelerin düzenlilik içinde sıralanmaları insanların sınırlı zihinlerine ya da ruhlarına bildirilir ve Kutsal olan ile sınırlı zihinler arasındaki yeterlilik farkları için müsamahada bulunulur. Şu halde sonul gerçeklik maddesel değil, ruhsaldır (spiritüel) Tanrı’dır ve biz onları algılamadığımız zaman onların varoluşunun devamı Tanrı’nın onları sürekli algılamakta oluşu ile açıklanabilir.

Görüldüğü gibi Berkeley’in metafiziği spiritüalizm ve idealizm terimleriyle nitelenebilecek türdendir: Buna göre evrende sonul gerçeklik olarak Tanrısal zihin ile biz insanların sınırlı zihinleri ya da ölümlü ruhları ve bir de bu zihinlerin ideleri vardır. Ancak ideler onları üreten zihinlere bağımlı olarak varolurken zihinlerin ya da ruhların her biri Tanrı’nın yaratımı olarak bağımsız bir biçimde vardırlar. Bu şekilde Berkeley felsefi materyalizmi ve aynı zamanda dinsel kuşkuculuğu da bertaraf etmiş oluyordu. Locke’un empirizminden hareketle, zihinlerin daima tikel duyu deneyimi üzerinde düşünmesi ve işlem yapması ve soyut terimlerin bir gerçekliğinin olmamasını öne sürmesi Hume tarafından tam bir anlatımını bularak mutlak kuşkuculuğa doğru taşınacaktır.



Bilginin tek kaynağının algı olduğunu, algıda ise bizim yalnızca kendi idelerimizi ya da duyumlarımızı bilebileceğimizi öne süren epistemolojik nitelikli öncüllerden yola çıkarak, yalnızca idelerin ve ideleri algılayan zihinlerin var olduğu ve duyularımız üzerindeki eylemiyle idelere neden olan maddenin hiçbir şekilde var olmadığı şeklindeki ontojik sonuca ulaşan Berkeley, bununla birlikte tıpkı Locke'un yapmış olduğu gibi, nedensel bir algı anlayışı benimseyerek, zihnimizdeki idelere neden olan bir varlığın, yani Tanrı'nın var olduğunu öne sürmüştür. Başka bir deyişle, o maddenin yerine Tanrı'yı yerleştirmiştir.

Berkeley'e göre, biz algılarımızın, idelerimizin, onlar 1 canlı ve açık oldukları, 2 diğer deneylerimizle uyumlu oldukları, ve 3 insan iradesinin keyfi bir eyleminin sonucu olmadıkları, yani insan zihninde, nedensiz ve temelsiz olarak keyfi bir biçimde yaratılmadıkları zaman, gerçek olduklarını kabul eder ve onları fantezilerden, düşsel algı ve idelerden ayırırız. Yani, duygularımız, idelerimiz bize bağlı ve keyfi olmadıkları için, bu algı, duyum ve idelerin insan zihninin dışında bir nedeni olmalıdır.

Başka bir deyişle, madde var olmadığı, var olsa bile, bütünüyle olumsuz ve belirsiz bir biçimde tanımlandığından dolayı, bizim zihnimizdeki idelere neden olamayacak kadar pasif olduğu, ikinci olarak ideler kendi kendilerinin ya da başka idelerin nedenleri olamayacağı ve nihayet bu gerçek ideleri insanın bizzat kendisi yaratamayacağı için, Berkeley'e göre, zihnimizdeki bu idelere, algımızdaki duyumlara neden olan başka bir tinsel varlığın var olması gerekir ki, bu tinsel varlık da Tanrı'dır.



Bu görüşe, bizim tinsel bir varlığı, bir Tanrı'yı algılarımıza, duyumlarımıza, idelerimize neden olurken de, başka bir zaman da hiçbir şekilde tecrübe etmediğimiz söylenerek, duyumlarımıza, idelerimize neden olan bir Tanrı düşüncesinin, en azından niteliklerinin duyularımız üzerindeki eylemi sonucunda bizde algılara, idelere neden olan bir madde düşüncesi kadar keyfi olduğu söylenerek itiraz edilebilir. Böyle bir itiraza karşı Berkeley, bizim tamamen irademize bağlı olarak çeşitli şeyleri çeşitli şekillerde imgelediğimiz zaman, tinsel varlıkların ideler yaratmasına ilişkin bir tecrübeye sahip olduğumuz yanıtını verir. Ve biz, tinsel varlıklar olarak kendimizin zihnimizde ideler oluşturma gücüne sahip olduğumuzu biliyorsak, ona göre, bu bilgi başka bir tinsel varlık olarak Tanrı'nın bizim zihnimizdeki idelere neden olmakta olduğu olgusu için sağlam bir temel oluşturur.

Berkeley söz konusu maddesizcilik öğretisiyle ilgili eleştirileri, örneğin insanlar tarafından tecrübe edilen izlenim ya da idelerle özdeşleştirilmesi durumunda, doğanın insanların ortaya çıkışlarından önce var olmadığı, ya da bir odanın içinin insan ona baktığı zaman varlığa geldiği, insan ona bakmaktan geri durduğu zaman yok olup gittiği türünden itirazları bertaraf edebilmek için, şu halde, Tanrı'nın evreni var oluş hali içinde tutan her şeyi bilme gücüne müracaat etmiştir. Başka bir deyişle, o ezeli-ebedi olup, her şeyi bilen tinsel bir varlık olarak Tanrı'nın var oluşunu kabil etmek suretiyle, dış dünyanın Tanrı tarafından tecrübe edilen ideler, izlenimler toplamı olduğunu, dış dünyadaki nesnelerin Tanrı'nın zihninde bulunduğunu, onların bizim tarafımızdan algılanmadıkları zaman, Tanrı tarafından algılandıklarını öne sürer.



Hazırlayan: Sosyolog Ömer YILDIRIM
Kaynak: Ömer YILDIRIM'ın Kişisel Ders Notları. Atatürk Üniversitesi Sosyoloji Bölümü 1. Sınıf "Felsefeye Giriş" ve 2., 3., 4. Sınıf "Felsefe Tarihi" Dersleri Ders Notları (Ömer YILDIRIM); Açık Öğretim Felsefe Ders Kitabı