George Berkeley'in Varlık Felsefesi Anlayışı

Buzdolabının kapısını kapattığınızda ve kimse içeriyi göremezken ışığın gerçekten sönüp sönmediğini merak ettiğimiz oldu mu hiç?



Işığın gerçekten söndüğünü nasıl bilebilirsiniz? Belki bir kamera takabilirdiniz. Peki, kamerayı kapattığınızda ne olur? Ya da kimsenin duyamadığı bir anda ormanda bir ağaç devrilse? Gerçekten bir gürültü çıkarır mıydı? Siz orada değilken, gözlemlenmeyen yatak odanızın var olmaya devam edip etmediğini nasıl bilebilirsiniz? Belki de her dışarı çıkışınızda yok oluyordur. Bunu kontrol etmesi için başka birinden yardım isteyebilirdiniz. Cevaplanması güç soru şudur: Yatak odası kimse onu gözlemlemediğinde de var olmaya devam eder mi?

Bu sorulara nasıl cevap verebileceğimiz açık değildir. Çoğumuz, nesnelerin görülmediklerinde de var olmaya devam ettiğini düşünürüz, çünkü bu en basit açıklamadır. Yine çoğumuz, gözlemlediğimiz dünyanın orada bir yerde olduğuna inanır. Dünya sadece zihinlerimizde var olmaz. Öte yandan Cloyne Piskoposu İrlandalı filozof George Berkeley'e (1685-1753) göre, gözlemlenmeyen şeyler var olmaya da son verir. Şu an okuduğunuz sayfanın doğrudan farkında olan bir zihin yoksa o artık var olmayacaktır. Sayfaya bakıyor olduğunuzda onu görebilir, ona dokunabilirsiniz; ancak Berkeley'ye göre tüm bunlar, deneyimlere sahip olduğunuz anlamına gelir. Orada bir yerde bu deneyimlere neden olan bir şeyin olduğu anlamına gelmez. Sayfa sadece sizin ve diğer insanların zihnindeki (ve belki de Tanrı'nın zihnindeki) düşüncelerin toplamasıdır; zihninizin dışında bir şey değildir.



Berkeley için bir dış dünya kavramı bütünüyle anlamsızdır. Bütün bu ifadeler sağduyuya aykırı görünür. Elbette etrafımız, onların farkında olalım ya da olmayalım, var olmayı sürdüren nesnelerle çevrilidir, değil mi? Ne var ki Berkeley öyle düşünüyordu. Berkeley bu teorisini ilk defa dillendirmeye başladığında pek çok insan gayet anlaşılabilir bir şekilde onun delirmiş olduğunu düşündü. Aslında, ancak ölümünden sonra filozoflar onu ciddiye almaya başladılar ve ne yapmaya çalıştığını kavradılar. Berkeley'in çağdaşı Samuel Johnson onun teorisini ilk duyduğu zaman, sokaktaki bir taşa ayağıyla sertçe vurur ve "böylece onu çürütüyorum" der. Johnson maddi şeylerin var olduğundan emin olduğunu ve onların sadece düşüncelerden oluşmadığını anlatmaya çalışıyordu. Taşa vurduğunda sertliğini ayağında hissedebiliyordu, bu nedenle Berkeley hatalı olmalıydı. Ancak Berkeley, Johnson'ın sandığından daha akıllıydı. Taşın sertliğini ayağınızda hissetmek maddi nesnelerin varoluşunu değil, ancak sert bir taş düşüncesini ispatlayabilirdi; zira Berkeley'e göre taş dediğimiz şey, uyandırdığı duyumlardan başka bir şey değildi. Onun arkasında, ayaktaki acıya neden olan "gerçek," fiziksel bir taş yoktu. Aslında sahip olduğumuz düşüncelerin ötesinde hiçbir gerçeklik de yoktu.

Berkeley bazen bir idealist, bazen de bir immateryalist olarak tanımlanır. İdealistti, çünkü var olan her şeyin düşünceler olduğuna inanıyordu; immateryalistti çünkü maddi şeylerin fiziksel nesnelerin var olduğunu reddediyordu. Bu sitede tartışılan birçok filozof gibi görünüş ile gerçeklik arasındaki ilişki onu da büyülüyordu. Ona göre filozofların çoğu bu ilişkinin ne olduğu konusunda yanılıyordu. Özellikle de John Locke, düşüncelerimizin dünyayla nasıl ilişki kurduğu konusunda hatalıydı.

Berkeley'in yaklaşımını anlamanın en kolay yolu, onu Locke'un yaklaşımıyla karşılaştırmaktır. Bir fil gördüğünüzde, der Locke, aslında o filin kendisini görmezsiniz. Fil olarak kabul ettiğiniz aslında bir temsildir; Locke'un deyimiyle zihninizdeki bir ide, filin tasarımı gibi bir şeydir. Locke, "ide" sözcüğünü, düşünebildiğimiz veya algılayabildiğimiz her şeyi kapsamak için kullanmıştır. Eğer gri bir fil görürseniz, grilik basitçe fildeki bir şey olamaz çünkü farklı ışık altında farklı renkte görünecektir. Grilik, Locke'un "ikincil nitelik" olarak adlandırdığı bir şeydir. Grilik, filin özellikleriyle duyu organımızın bu örnekte gözümüzün özelliklerinin bir bileşimi sonucu oluşur. Filin derisinin rengi, dokusu ve dışkısının kokusu onun ikincil nitelikleridir. Büyüklük ve şekil gibi birincil nitelikler ise, Locke'a göre dünyadaki şeylerin gerçek özelliklerdir. Birincil niteliklere ait düşünceler gerçeğine benzer. Örneğin kare bir nesne görürseniz, o nesneye dair düşüncenizin oluşmasına neden olan gerçek nesne de karedir. Ancak kırmızı bir kare gördüyseniz, algınıza neden olan dünyadaki gerçek nesne kırmızı değildir. Gerçek nesneler renksizdir. Renge dair duyumlar, Locke'a göre, nesnelerin mikroskobik dokuları ile bizim görme duyumuz arasındaki etkileşimden gelir. Ancak burada ciddi bir sorun vardır. Locke, bilim insanlarının tanımlamaya çalıştığı bir dış dünya olduğunu, ama ona sadece dolaylı bir erişimimiz olduğunu düşünür.



Gerçek bir dünyanın varlığına inandığı için Locke bir realisttir. Bu gerçek dünya, hiç kimse onun farkında olmasa hile var olmaya devam eder. Locke için güçlük, dünyanın nasıl bir şey olduğunu bilmektir. Büyüklük ve şekil gibi birincil niteliklere düşüncelerimizin, gerçekliğin iyi birer resmi olduklarını düşünün. Ama bunu nasıl bilebilir? Duyumun tüm bilgilerimizin kaynağı olduğuna inanan bir empirist olarak Locke'un, birincil niteliklere dair düşüncelerimizin gerçek dünyaya benzediği iddiası için iyi bir kanıta sahip olmuş olması gerekir. Ne var ki teorisi, gerçek dünyanın neye benzediğini nasıl bilebildiğini açıklamaz, çünkü gidip bunu kontrol edemeyiz. Peki o zaman büyüklük ve şekil gibi birincil niteliklere ait düşüncelerin dışarıdaki gerçek dünyanın niteliklerine benzediğinden nasıl bu kadar emin olabilir? Berkeley daha tutarlı olduğu iddiasındaydı. Locke'tan farklı olarak dünyayı doğrudan algılıyor olduğumuzu düşünüyordu. Bunun nedeni, dünyanın sadece düşüncelerden oluşmasıydı. Tek yaşanan deneyimli. Her şey deneyimden ibaretti. Başka bir deyişle, dünya ve içindeki her şey sadece insanların zihninde var oluyordu.

Deneyimlediğimiz ve düşündüğümüz her şey sandalye, masa, 3 rakamı vesaire Berkeley'e göre yalnızca zihinlerimizde var olur. Bir nesne, sizin ya da diğer insanların sahip olduğu düşüncelerin toplamından ibarettir. Bunun ötesinde herhangi bir varoluşa sahip değildir. Binleri onları görmezse veya duymazsa, nesneler var olmayı bırakırlar; çünkü nesneler insanların (ve Tanrı'nın) sahip olduğu düşüncelerin dışında veya ötesinde bir şey değildir. Berkeley, bu tuhaf görüşünü, Latince Esse est percipi "Var olmak algılanmaktır" ifadesiyle özetliyordu. Dolayısıyla onları orada deneyimleyen bir zihin yoksa buzdolabının ışığı açık olamaz, ağaç da gürültü çıkaramaz.

Bunlar, Berkeley'in immateryalizminden çıkarılabilecek açık sonuçlar gibi görünebilir. Fakat Berkeley nesnelerin sürekli bir var olup bir yok olduklarını düşünmüyordu. O bile bunun garip bir düşünce olduğunun farkındaydı. Berkeley düşüncelerimizin varoluşunun sürekliliğini Tanrı'nın sağladığına inanıyordu. Tanrı dünyadaki şeyleri sürekli algılıyor, bu sayede onlar da var olmaya devam ediyorlardı. Yirminci yüzyılın başlarında yazılmış beş mısralık iki mizahi şiirde bu düşüncenin izlerine rastlanır. Aşağıdaki ilk şiir, kimse onu algılamazsa ağacın var olmayı bırakacağı fikrinin tuhaflığını vurgular:

Bir zamanlar bir adam şöyle demişti:

"Kimse yokken Quad'da ("Quad" Oxford kolejlerinde avlulardaki kare biçimli çim alanlara verilen addır.)
Bu ağaç varolmayı sürdürecekse şayet
Tanrıdır son derece tuhaf bir şekilde
Onu düşünmek zorunda olan."


Bu kesinlikle doğru. Berkeley'in teorisinde kabul edilmesi en zor olan şey, birileri deneyimlemediği zaman bir ağacın orada olamayacak olmasıdır. Ve işte çözümü burada, Tanrı'dan gelen mesajda yatar:

Sevgili bayım, niye şaşırdınız acep
Oralardayım halbuki hep
Ağaç da var olur elbette
Ben onu gördükçe
Bendeniz Tanrı içten sevgilerimle.


Gelgelelim Berkeley'in açıklamakta açıkça zorlandığı şey, herhangi bir şey hakkında nasıl yanılabileceğimizdi. Eğer tek sahip olduğumuz düşüncelerse ve onların ardında bir dünya yoksa, o zaman gerçek nesnelerle görsel yanılsamalar arasındaki farkı nasıl açıklayacaktık? Gerçek dediğimiz şeyin deneyimi ile bir yanılsamanın deneyimi arasındaki farkın ne olduğu sorusuna Berkeley, "gerçeklik"i deneyimlediğimizde düşüncelerimizin birbiriyle çelişmeyeceği cevabını veriyordu. Örneğin suyun içinde bir kürek görürseniz, kürek kırıkmış gibi görünebilir. Locke gibi bir realist için hakikat, küreğin gerçekte düz olduğu, sadece kırık göründüğüdür. Berkeley için ise kırık bir kürek düşüncesine sahibizdir ancak bu, suya uzanıp küreğe dokunacak olursak sahip olacağımız düşüncelerle çelişirdi. Suya uzandığımızda küreğin düz olduğunu hissedecektik.



Berkeley gününün her saatini immateryalizmi savunarak geçirmemişti. Hayatında bundan çok daha fazlası vardı. Sosyal ve sempatik biriydi, hatta Gulliver'in Gezileri kitabının yazarı Jonathan Swift de arkadaşlarından biriydi. Berkeley ilerleyen yaşlarında Bermuda adasında bir okul açmayı planladı ve bu işi gerçekleştirmek için bolca kaynak da buldu. Ne yazık ki planı suya düştü, çünkü adanın anakara Bermuda'dan ne kadar uzak olduğunu ve oraya erzak taşımanın zorluğunu fark etmemişti. Yine de Berkeley öldükten sonra Batı yakasındaki bir okula Kaliforniya'daki Berkeley üniversitesine onun adı verildi. Buda Berkeley'in Amerika'yı konu alan bir şiirine dayanıyordu. "Batıya doğru çizdi imparatorluk rotasını" dizesi üniversitenin kurucularından birini cezp etmişti.

Berkeley'in immateryalizminden de tuhaf olanı, ilerleyen yaşlarında Amerikan yerlilerine özgü bir ilaç olan çam katranıyla su karışımı katran suyunu tanıtma tutkusuydu. Bu su sözüm ona her hastalığı tedavi edebiliyordu. Hatta Berkeley onun harikalığını anlatan uzunca bir şiir bile yazmıştı. Katran suyunun popülerliği kısa sürdü. Hafif antiseptik özelliklere sahip olduğundan küçük rahatsızlıklarda işe yaramış olabilir ama şimdilerde rağbet gören bir tedavi yöntemi değil. Berkeley'in idealizmi de rağbet görmedi. Berkeley sağduyuya ters düşen sonuçlara varacak olsa bile, bir argümanı gittiği yere kadar takip etmeye hazır filozoflardan biriydi.

Hazırlayan: Sosyolog Ömer YILDIRIM
Kaynak: Ömer YILDIRIM'ın Kişisel Ders Notları. Atatürk Üniversitesi Sosyoloji Bölümü 1. Sınıf "Felsefeye Giriş" ve 2., 3., 4. Sınıf "Felsefe Tarihi" Dersleri Ders Notları (Ömer YILDIRIM); Açık Öğretim Felsefe Ders Kitabı