El Gazali (Gazzâlî)'nin Determinizm Eleştirisi

Gazzâlî’nin filozoflara yönelttiği eleştirilerden en çok dikkat çeken ve yankı uyandıranı, sebep-sonuç ilişkisi yahut sebeplilik ilkesine bağlamında ortaya koyduğu yaklaşımdır. İslam filozoflarının Antik Yunan düşüncesinden devralıp Allah’ın ilim ve inayetiyle bağlantılı kılarak açıkladıkları sebeplilik ilkesi karşısında özellikle Eş’arî kelâmcıları indeterminist bir tavır içindeydiler.



Onlar cevher-i fert (atom) ve araz anlayışı ile arazların iki ayrı zamanda var olamayacağı, dolayısıyla yaratmanın her an yenilendiği fikrine dayalı bir tür vesileci/occasionalist yaklaşımı savunuyorlardı. Buna göre var olan her şey birbirinden bağımsız parçalardan ibaret olup onları bir araya getirerek yeni bir yapı kazandıran güç tabiata içkin değildir. Dolayısıyla bu parçalar (atom) gibi gerek doğal gerekse insanî olsun bütün fiil ve olaylar da Allah’ın yaratmasıyla gerçekleşir. Bu geleneğin bir izleyicisi olarak sebeplilik ilkesinin determinizme varan yorumuna yönelik en ciddî eleştiriyi Gazzâlî ortaya koymuştur (Çağrıcı, 1996: 497).



Ona göre her ne kadar deney ve gözlemler sebep ve sonuç denilen iki olayın artarda geldiğini tespit ediyorsa da burada bir zorunluluk bulunduğunun ilim ve mantık bakımdan kanıtlanması mümkün değildir. Artarda gelen iki şeyden birine sebep, diğerine sonuç (müsebbeb, sebepli) adının verilmesi tümüyle bunları hep artarda görmeye alışmış olmaktan ileri gelmektedir. Gazzâlî’nin verdiği örnekle açıklamak gerekirse pamukla ateş, hasta ile ilâç, açlık ile gıda, susuzluk ile su ... vb. bütün doğal varlık ve olaylar arasındaki kurulan sebep-sonuç ilişkisi, doğal varlık ve olayların kendi özündeki bir özelliğin zorunlu neticesi olmayıp Allah’ın irade, takdir ve yaratmasının bir sonucudur. Çünkü ateş, su, ilaç gibi doğal şeylerin hiçbiri gerçek anlamda sebep ve fail olamaz. Mucize denilen olaylarda görüldüğü üzere ateş gibi bir sebep bulunduğu ve etkisini göstermesi için bütün şartlar hazır olduğu halde Allah istemedikçe beklenen sonuç doğmayabildiği gibi hiç beklenmeyen ve tahmin bile edilemeyen neticeler de ortaya çıkabilir. Doğal nesneleri gerçek sebep ve fail konumuna yerleştiren böyle bir yaklaşım Gazzâlî’ye göre azat edilmiş bir kölenin efendisinin yerine azat tutanağının yazımında kullanılan kaleme şükran duymasına benzer ki bu “cehaletin son noktası”dır.



Sebep ile sonuç arasındaki ilişkiyi zorunlu sayarak doğal sebebi olmayan hiçbir sonuçtan söz edilemeyeceğini savunan Aristocu düşünce, İslam filozofları tarafından sebeplilik ilkesi Allah’ın ilim ve hikmetiyle bağlantı içinde yorumlanarak benimsenmiştir. Gazzâlî, tabiatın kendi içinde kalan bir zorunluluk döngüsü şeklinde gördüğü bu anlayışa şiddetle karşı çıkar.

Daha sonra İbn Rüşd’ün dikkat çekeceği bir husus olarak, aralarında sebep-sonuç ilişkisi bulunan şeylerin özünde bu ilişkiye karşılık gelen hiçbir özellik bulunmaması halinde tabiatta her an her şeyin olabildiği bir düzensizlik ve belirsizlikten söz edilmesi gerekeceği, böylelikle hem aklın hem de bilimlerin güvenilirliğinin ortadan kalkacağı şeklindeki eleştirinin Gazzâlî farkındadır. Ona göre, savunduğu indeterminist yaklaşım hiçbir zaman doğada her türlü saçma “imkânsız”ın gerçekleşeceği bir karmaşa ve belirsizlik bulunduğu anlamına gelmemektedir. Çünkü ilke olarak Allah’ın iradesine konu olan her şey “imkânsız” olmaktan çıkar; ayrıca Allah bizim zihnimizde kendisi için mümkün olan bu şeyleri yapmayacağına ilişkin bir bilgi yaratmıştır. Bu durumda bizim sebep-sonuç ilişkisi içinde hep artarda birlikte bulunduklarına şahit oluşumuz, onların sürekli bir biçimde öteden beri geçerli olan bir düzene bağlı olarak gerçekleştiği fikrinin zihnimizde yerleşmesini sağlar. Hal böyleyken filozofların bu ilişkide tabii bir zorunluluk görmeleri, Gazzâlî’ye göre, sadece mantıki ve ilmî değerden yoksun olması bakımından değil, aynı zamanda Allah’ın mutlak iradesini ve mucizenin imkânını dışlayıcı bir yapıda olması itibariyle de kabul edilemez niteliktedir.



Gazzâlî, daha sonra Batı felsefesinde en açık şekilde Malebranche tarafından dile getirilen “occasionalisme/vesilecilik” i önceleyerek bir yandan doğal determinizmi yadsırken diğer yandan da ilâhî irade ve hikmeti dışlayan rastlantı ve tesadüf düşüncesini geçersiz kılacak şekilde Allah’ın âlemdeki bütün olgu ve olayları bildiği, irade ettiği ve gerçekleştirdiği görüş ve inancını savunmuştur.

Hazırlayan: Sosyolog Ömer YILDIRIM
Kaynak: Ömer YILDIRIM'ın Kişisel Ders Notları. Atatürk Üniversitesi Sosyoloji Bölümü 1. Sınıf "Felsefeye Giriş" ve 2., 3., 4. Sınıf "Felsefe Tarihi" Dersleri Ders Notları (Ömer YILDIRIM); Açık Öğretim Felsefe Ders Kitabı