Erik Erikson'un Kişilik Kuramı

Freud'un benlik kuramında ego, id ve superego arasında bir uzlaşmacı ve arabulucu olarak görev yapmaktaydı.



Erikson egonun, yani benlik kavramının da kendisine has bazı yapıcı görevlerinin olduğunu ileri sürmektedir. Erikson'a göre ego aslında kişiliği oluşturan güçlü ve diğerlerinden bağımsız bir yapıdır. Erikson'a göre kimlik bireysellik ve biriciklik duyguları ile beraber geçmiş ve gelecekle bütünleşen ve sürekli bir yapı gösteren karmaşık içsel durumdur (Burger, 2006). Bu sebeple benliğin asıl görevi kimlik oluşturmak ve bunu koruyarak çevre üzerinde egemenlik kurmaya çalışmaktır. İnsanların ne yapacaklarını bilemedikleri değerleri ve hedeflerinin belirsizliği durumunda yaşadıkları kimlik bunalımı güçlü bir kimlik duygusu oluşturamama ile ilintilidir.

Erikson kişilik kuramında, kişilik gelişimini Freud'un aksine yetişkinlik dönemine kadar sürdürmektedir. Freud çocukluktaki ilk yaşantıların sonraki dönem yaşantılar ve kişilik gelişimi üzerinde etkili olduğunu vurgularken, Erikson kişilik gelişiminin yaşam boyu devam ettiğini savunur. İnsanlar bu kişilik gelişimi boyunca önemli sekiz ayrı dönemeçte önlerine çıkan iki ayrı seçenekten birini seçmek durumunda kalırlar. Bu dönemeçlerde bireyler seçecekleri yol ile ilgili kararlar verirken bunalımlar yaşayabilirler. Bireyin verdiği kararlar kişilik gelişimini etkiler ve birey verdiği karara bir uyum gerçekleştirir. Bu durum da bir sonraki aşamada nasıl karar verileceğini ve bireyin izleyeceği yolu şekillendirir.



Erikson'un ortaya koyduğu kişilik gelişimindeki önemli dönemeçleri daha detaylı olarak ele almak faydalı olacaktır.

Temel güvene karşı güvensizlik

Bebekler yaşamlarının ilk yıllarında çevrelerindeki insanlara bağımlı olduklarından, onlara karşı gösterilen sevgi ve bakımın bebekler üzerindeki etkisi çok önemlidir. Ağladıklarında ilgi ve sevgiye ihtiyaç duyduklarında onlara gerekli özenin gösterilmesi, bebeğin dış dünyayı algılama şeklinde etkilidir. Bu önemden dolayı bu süreç, kişilik gelişimin dönüm noktalarından birini oluşturmaktadır. Çevresinden yeterli ilgi ve özeni gören, bu sayede temelde güven duygusunu oluşturan bebekler için dünya artık güvenli bir yerdir. Bu bebek için diğer bireyler sevecen ve insancıldır ve dolayısıyla diğer insanlarla beraber olmakta bir sakınca yoktur. Çevrelerinden ilgi ve sevgi görmeyen bebeklerde temelde yaşadıkları güvensizlik duygusuyla beraber içe kapanma, yabancılaşma, diğerlerine güvensizlik gibi özellikler sergilenir.

Özerkliğe karşı utanma ve şüphecilik

İki yaşından sonra bebekler çevreyi keşfedip kendilerini çevrelerindeki diğer nesnelerle karşılaştırırlar. Freud'un kuramında kişilik gelişiminde anal döneme denk gelen bu aşamada yürümek, tutunmak ve tuvalet alışkanlığını kazanmada çocuk için kontrol önemlidir. Çocuğun çevresini ne ölçüde kontrol ettiği ya da çevresi tarafından ne ölçüde kontrol edileceği bu süreçte şekillenir ve çocuk bu evreyi eğer çevrede kontrol kuracak şekilde atlatırsa özerklik duygusunu kazanarak tamamlar. Bu sayede kendisini bağımsız ve güçlü hisseden çocuk ilerleyen yaş dönemlerinde önüne çıkan engelleri aşmada kendi yolunu bulabilme adına avantajlı konuma gelir. Bu süreçte çocukların çevrelerini keşfetmelerine imkan vermeyen, çocukları üzerinde aşırı korumacı bir tavır sergileyen anne babalar çocuklarının utanç ve şüphe duygusunu geliştirmesine sebep olurlar. Bu durum da çocukların diğer bireylere bağımlı kendilerine güvenmeyen çocuklar olmalarına yol açar.



Girişkenliğe karşı suçluluk duyma

Çocukların diğer çocuklarla etkileşim halinde olması ve sosyal dünyaya adım atmaları çatışma ve zorlukları beraberinde getirir. Bu süreçte çocukların bu sorunları çözme becerileri oyun arkadaşları ile olan ilişkileri, oyunlarda aldıkları rollerle çocuklarda girişkenlik duygusunun geliştiği gözlenebilir. Girişkenlik duygusunu geliştiremeyen çocuklar sosyal ortamlardan geri çekilerek suçluluk duygusu geliştirirler.

Başarıya karşı aşağılık duygusu

İlkokula başlayana kadar her işi başaracağım düşünen çocuk okula başladıktan sonra kendisini çevredeki çocuklarla rekabet içersinde olduğu farklı bir ortamda bulur. Ailesi ve çevresi tarafından diğer çocuklarla kıyaslanma, öğretmenin ilgisini kazanma, diğer çocuklar tarafından sevilme isteği gibi unsurlar, çocuk için yeni sorunlar demektir. Çocuk da aynı zamanda kendisini diğer çocukların özellikleri ile karşılaştırır. Bu süreçte kendisini başarılı olarak gören çocuk ileriye dönük olarak toplumda başarılı ve mutlu olma yolunda adım atmış olur. Bu süreç ergenlik dönemi öncesi çocuğun başarma duygusunu kazanması açısından önemlidir. Bu tarz bir duyguyla beraber kendisine ilişkin sağlıklı inanç gerçekleştiremeyen çocuk, ilerleyen yıllarda aşağılık duygusu beraberinde, kendi yeteneklerinin farkında olamayan bir tavır sergiler.



Kimlik kazanmaya kaşı rol karmaşası

Ergenlik dönemini kapsayan bu süreç bireylerde farklı olarak algılanmaktadır. Kimi bireyler bu dönemi oldukça sıkıntılı yaşarken kimi bireyler ise aile ve çevre desteği ile bu dönemi daha kolay atlatabilmektedir. Bu dönem boyunca "Ben kimin?" sorusunu kendisine soran birey kendisi ile ilgili doğru değerlendirmeler yapar ve yeni rollerini sorgular. Çevrenin kendisine yüklediği yeni rolleri, dinsel ve çevresel değerleri algılayarak doğru bir kimlik duygusu geliştirebilir. Eğer bu kimlik duygusunu geliştiremez ve yeni edindiği rollere ilişkin sıkıntı yaşarsa rol karmaşası yaşayabilir. Kimlik arayışı sürecinde bireyler yeni gruplara girebilir, farklı görüşleri şiddetle savunabilir, alkol ve uyuşturucuya yönelebilir. Bu dönem içersinde kimlik geliştirmede yaşanan başarısızlık, bundan sonra yaşanacak diğer dönemlerin de kimlik açısından sıkıntı yaratmasına sebep olabilir.

Yakınlık kurmaya kaşı soyutlanma

Ergenlikten yetişkinliğe geçişte yaşanan sorunlardan biri de diğer bireylerle samimi ilişki kurabilmekle ilgilidir. Özel ilişki arayışı içersindeki bireyler, kendilerine yakın olabilecek, duygusal olarak paylaşım sağlayabilecekleri bireyleri ararlar. Bu durum bazı zamanlarda evlilik ve duygusal ilişkilere giden süreci başlatır. Bu tarz bir duygusal yakınlaşmayı başaramayan bireyler duygusal soyutlanma içine girerler. Diğer insanlarla beraber olmaktan kaçma ve bekar olmanın daha sürdürülebilir bir yaşam tarzı olduğuna inanışla beraber bu yaşam tarzından vazgeçememek bireyin duygusal olarak olgunlaşmasının önünde engel oluşturabilir.

Üretkenliğe karşı durgunluk

Orta yaş dönemlerinde bireylerin görevi bir sonraki nesli yetiştirmek, onları biçimlendirmektir. Bu dönemde birey toplumda kendi çocuklan ya da diğer gençlerle olan etkileşimlerinde toplumun ya da kendisinin birikimlerini aktan. Bireylerde bu davranış biçimiyle birlikte üretkenlik duygusu gelişir. Yeni nesli yetiştirmek bazı yetişkinler için hayatın anlamı olarak nitelendirilebilir. Hayatına bu anlamı katamayan yetişkinlerde çocuk yetiştirme sıkıntı verici bir durum olarak da algılanabilir. Üretkenlik duygusunu yaşayamayan yetişkinler boşluk duygusu ile beraber durgunluk yaşayabilirler.



Benlik bütünlüğü ya da umutsuzluk

Bireylerin yaşlanıp geriye dönük olarak yaşamlarını değerlendirdiklerinde yaşayacakları bunalımla beraber umutsuzluk ya da bir benlik bütünlüğü yaşamaları durumu söz konusudur. Geçmiş yaşamdan duyulan memnuniyet bu evrede bireylerde bütünlük duygusunun yaşanmasına neden olacaktır. Artık hayatının son dönemini yaşadığına dair inançla birlikte, bireyde düşünce olarak son günlerin getirdiği umutsuzluk yaşanabilir. Geçmişte yapılan hataları düzeltme yolunda bir şansın kalmamış olması, "keşke daha farklı yaşasaydım" gibi düşünce tarzının getirdiği umutsuzluk dolu bakış açısı bu bireyin diğer insanlarla olan ilişkisinde nefret ve bezginlik unsurlarının ortaya çıkmasına neden olur.

Hazırlayan: Sosyolog Ömer YILDIRIM
Kaynak: Ömer YILDIRIM'ın Kişisel Ders Notları. Atatürk Üniversitesi Sosyoloji Bölümü 1. Sınıf "Felsefeye Giriş" ve 2., 3., 4. Sınıf "Felsefe Tarihi" Dersleri Ders Notları (Ömer YILDIRIM); Açık Öğretim Felsefe Ders Kitabı